Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı. Başka bir anlatımla “yeni yıl”, emperyalizmin “eski oyununu” oynatarak başladı. Oysa ki yüzyılın başında “emperyalizmin ortadan kalktığı”, “dünya barışının egemen olduğu”, “sınıf mücadelelerinin ve ulus devletlerin zamanını doldurduğu” gibi liberal savlar tüm dünyaya servis edilmeye başlanmıştı.
2000 yılında yazdıkları İmparatorluk kitaplarıyla Hardt ve Negri, bu liberal savların sol çevrelerde ve akademik yazında yaygınlaşmasına hizmet eden iki önemli figür olarak ön plana çıkmıştı. Sosyalist blokun yokluğunda kapitalist sermayenin uluslararasılaşması ve ulus devlet ekonomilerini kendisine bağımlı kılacak düzenlemeleri dayatması “demokrasi havariliği”, ülkelerin kaynaklarına el koymak için gerçekleştirdiği işgaller ise “barış güvercinliği” olarak propaganda malzemesine dönüştürüldü. Hardt ve Negri’nin emperyalizm olgusunu yok sayan tezleri, çok değil, kitapları yayımlandıktan üç yıl sonra Irak’ın işgal edilmesi ve Irak devlet başkanının tüm dünya kamuoyu önünde idam edilmesiyle boşa düştü.
YENİ EMPERYALİZM
Marksist düşünür David Harvey, emperyalizmin yüzyılın başındaki görünümüne “yeni emperyalizm” adını verdi. Neoliberal politikaların mülksüzleştirme yoluyla birikim elde etmesi, borçlandırma yoluyla az gelişmiş ülkeleri kendine bağımlı kılması ve ülkelerin iç politik krizlerinden faydalanarak savaş ihraç etmesi Harvey’e göre, emperyalizme yeni kimliğini veren olgulardı. Ancak bu yeni olgular yeni olduğu kadar eski ve emperyalizme geleneksel olarak içkin özelliklerdi.
Nitekim, emperyalizmin niteliğini belirleyen gerçek “yeni” olması değil, kapitalist olmasıydı. Birinci ve ikinci paylaşım savaşlarından Vietnam’ın işgaline, yakın dönemde Filistin’e dönük katliamlardan Rusya’nın Ukrayna üzerinden çevrelenmesine, Libya’nın köle ticareti merkezi, Irak ve Suriye’nin cihatçı terör örgütlerinin merkezi olmasına varıncaya kadar tüm emperyalist işgal ve müdahaleler ABD merkezli kapitalist sistemin kâr hırsı ve kaynak arayışıyla gerçekleştirildi.
Savaş, istila, haydutluk...
Küba başta olmak üzere sosyalist ve antiemperyalist yönetimlerin bulunduğu Latin Amerika ülkelerine yönelik yıllardır süregelen abluka ve yaptırımların nedeni de emperyalizmin kapitalist niteliğinde aranmalıdır. Venezüella’ya dönük Chavez döneminden beri süregelen tehditlerin ve son olarak devlet başkanı Maduro’ya yapılan saldırının temel nedeni yine ABD’nin azalan petrol rezervleri ve Venezüella petrollerini ele geçirme isteğidir.
Trump’ın “Venezüella’yı artık biz yöneteceğiz” sözleri, Venezüella’nın “millileştirilmiş olan petrolleri ve diğer bütün enerji kaynakları artık Amerikan sermayesine açılacak ve bizim olacak” beyanıdır. Dolayısıyla, günümüzde var olduğu iddia edilen “imparatorluk”, Hardt ve Negri’nin kavradığı anlamda değil ancak Marksist düşünür Ellen Meiksins Wood’un öngörülü şekilde tespit ettiği üzere kelimenin tam anlamıyla bir “sermaye imparatorluğudur”.
ABD’nin savaş, istila ve haydutlukla ayakta tutmaya çalıştığı sermaye imparatorluğuna karşı Bolivar’ın ve Marti’nin çocuklarıyla Mustafa Kemal’in çocukları aynı öfkeyi paylaşmaktadır. Bu öfkeyi paylaşanların birliği ve dayanışması emperyalist saldırganlığa karşı en önemli uluslararası güçtür.
KAAN EROĞUZ
ARAŞTIRMACI