Yargı reformu
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Yargı reformu

06.02.2020 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

NURİ ALAN

ESKİ DANIŞTAY BAŞKANI 

Eski bir korgeneral hakkında, yargının değişik kademelerinde ve kurumlarında verilen kararlar, yargının güncel durumu ve nasıl düzeltilmesi gerektiği konusunda yeterli ipuçlarını vermiştir. 

Önce, olayın gelişimini gazete haberlerine dayanarak kısaca özetlemek gerekiyor: FETÖ’den sanık eski korgeneral hakkında ilgili ağır ceza mahkemesi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmediyor; istinaf başvurusu üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi, uzunca bir süre sonra sanığın beraatına ve tahliyesine karar veriyor. Bu karara Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcısı itiraz ederek kararın düzeltilmesini istiyor, Daire kararında direnince dosya, yasa gereği bir üst numaralı 21 Ceza Dairesi’ne gönderiliyor. Bu daire eski korgeneralin tahliye kararını kaldırıyor ve sanığın tutuklanmasına karar veriyor; sanık yeniden tutuklanıyor. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcısı 20’nci Ceza Dairesinin beraat kararına karşı Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunuyor. 

Son söz Yargıtay’da

Yargısal süreç dışında, yargıyla ilgili başka kurum ve kişiler de konuya dahil oluyor, olayla ilgili kararlar alıyor, görüş ve düşüncelerini açıklıyorlar: Hâkimler ve Savcılar Kurulu beraat ve tahliye kararını veren 20. Ceza Dairesi Başkanı ve üyeleri hakkında soruşturma açıyor; daire başkanını Çorum’a, üyeleri Eskişehir’e ve Konya’ya atıyor. Yargıtay Başkanı farklı kararlar verilmesini, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun atama kararını eleştiriyor. Cumhurbaşkanı beraat ve tahliye kararını veren hâkimleri FETÖ’cü olmakla suçluyor, konuya olan yakın ilgisini açıklıyor. Olayın gelişimi kısaca böyle. Ancak süreç henüz tamamlanmış değil. Son sözü Yargıtay söyleyecek.

Çelişkinin nedeni

Olayı değişik yönleri ile değerlendirmeden önce bir hususu belirtmek istiyorum. Dava ile ilgili süreçte yapılan başvuruların, itirazların, bunlar üzerine verilen kararların yasal kurallara uygun olup olmadığı bu incelemenin kapsamı dışındadır. Bölge mahkemeleri ile ilgili uygulamalar yeni olduğu ve bu nedenle yargı içtihatları da henüz tam yerleşmediği için hukukçular arasında usul yönünden bazı tereddütlerin ve farklı yorumların olması doğaldır. Yargılama süreci henüz tamamlanmamış olduğundan, işin esası hakkında bir görüş ileri sürmek mümkün ve uygun değildir. Ancak istinaf mahkemesindeki uygulamalar nedeniyle hukuki yönden ortaya çıkan bir çelişkiyi açıklamak gerekiyor. 21. Ceza Dairesi tahliye kararını kaldırmış, sanığın tutuklanmasına karar vermiştir. 20. Ceza Dairesi’nin vermiş olduğu beraat kararı, bu konuda bir bozma kararı bulunmadıkça hukuken varlığını korumaktadır. Yani hakkında beraat kararı bulunan sanık tutuklu kalmıştır. Sanık hakkında hem beraat kararı hem de tutuklama kararı!..

Değerlendirme sorular

İlk derece mahkemesince verilen bir kararın, istinaf ve temyiz mercileri tarafından esastan bozulması mümkün ve sistemin içinde var olan olağan bir durumdur. Ancak incelediğimiz olayın aktörlerinde ve suçun türünde özellikler bulunmaktadır. Suç, toplum olarak son derece duyarlı olduğumuz 15 Temmuz darbe girişimine katılmak ve FETÖ ile ilgilidir. Sanığın FETÖ ile irtibatlı olduğu yolunda 2015 yılında MİT tarafından Genelkurmay’a bilgi verilmiş; eski korgeneralin emekliliğini istemesine karşın dilekçesi işleme konulmamış, son görev yerine atanmıştır. Keza 20. Ceza Dairesi Başkanı hakkında da askeri hâkim olarak görev yaptığı dönemde Genelkurmay Başkanlığı’na, adli yargıya kabul edildikten sonra Hâkimler ve Savcılar Kuruluna FETÖ ile irtibatlı olduğu yolunda ihbarlar yapılmış; bunlarla ilgili herhangi bir işlem yapılmamıştır. 

Neden işlem yapılmadı?

Hakkındaki ihbara karşın, eski korgeneral hakkında niçin hiçbir işlem yapılmamış? Emeklilik dilekçesi işleme konulmamış? Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı tarafından imzalanan üçlü kararname ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı EDOK’taki görevine atanmıştır? Günümüzün Milli Savunma Bakanı o tarihte Kara Kuvvetleri Komutanı’dır.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi Başkanı hakkında aynı sorular geçerlidir. İhbarlara karşın niçin Genel Kurmay Başkanlığı’nca herhangi bir işlem yapılmamış? Dosyası yeterince incelenmeden HSK tarafından önce adli yargıya kabul edilmiş; daha sonra Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’ne, üstelik FETÖ ile ilgili istinaf başvurularını incelemekle görevli 20. Ceza Dairesi Başkanlığı’na atanmıştır. Kanımca bu noktada, üzerinde önemle durulması gereken bir başka husus daha vardır. Haberlerden, 20. Ceza Dairesi’nin tahliye kararının oybirliği ile verildiği anlaşılmaktadır. Karara katılan üye yargıçlar da FETÖ ile ilgili midir? Eğer öyleyse ve daire başkanı hakkındaki ihbarlar da gerçeği ifade ediyorsa nasıl oluyor da bir dairenin tüm yargıç mensupları aynı dairede birleşebilmişlerdir? FETÖ ile ilgileri yoksa tamamı karara niçin katılmış? Hiçbiri muhalif kalmamıştır? Kazanımlarının bölge adliye mahkemesi üyeliği için yeterli olup olmadığı konusunda ayrıntılı bir inceleme yapılmış mıdır?

Baskının kabulü

Cumhurbaşkanı konu ile ilgili olarak bunun yargı camiamız için gerçekten çok üzücü bir adım olduğunu ifade edip aynen “Tabii bunların hepsinin talimatlarını da verdik” demiştir. Bu cümle, yargının yürütmenin ağır baskısı altında bulunduğu, yürütmeye bağlı olduğu yolundaki yoğun eleştirilerin kabulü niteliğindedir. Kuşkusuz bu “talimatların” muhatabı Adalet Bakanı’dır. Talimatı aldığında istifa etmediğine göre Adalet Bakanı, bu talimatın neler olduğunu, bunları kimlere ilettiğini ve ilgililerce talimata uygun kararlar verilip verilmediğini kamuya açıklamak zorundadır. 

Acele edilmiş karar

Yargı bağımsızlığı, titizlikle korunması gereken yüce bir değerdir. Hem yargı mensupları hem de yargıçların özlük işleri hakkında karar vermeye yetkili kişi ve merciler tarafından özenle uygulanması gereken kuralları içerir. Bunlardan birincisi bir yargıca veya mahkemeye verdiği bir karar nedeniyle cezai, hukuki ve disiplinle ilgili bir yaptırım uygulanmamasıdır. Kuşkusuz bu kuralın istisnaları vardır. Yargıcın kararında açıkça hukukun dışına çıktığının; kararını yanlı, ideolojik, siyasi, dini görüşlerle veya kendisine ya da başkalarına çıkar sağlama veya üçüncü kişilere zarar verme amacı ile verdiğinin soruşturma ile saptanması gibi durumlarda hukukun öngördüğü yaptırımlar tereddütsüzce uygulanacaktır. HSK henüz soruşturma tamamlanmadan çok acele bir kararla daire başkanı ve üyeleri görevlerinden alıp başka illere atamıştır. Kurul, bu işlemi uygulamadan önce, 20. Ceza Dairesi’nin dosyanın kendisine geldikten yaklaşık on dört ay sonra tahliye kararı vermesinin ve bu kararın oybirliği ile alınmasının üzerinde bir değerlendirme yapmış mıdır? Dairenin daha önce FETÖ ile ilgili verdiği kararlar incelenmiş, içeriği tartışılmış mıdır? HSK’nin henüz soruşturma tamamlanmadan verdiği kararda Cumhurbaşkanı’nın talimatının etkisi olmuş mudur? Olayın bütünüyle ortaya çıkması için HSK Başkanı sıfatıyla Adalet Bakanı bu sorulara cevap vermelidir. 

HSK’nin daire başkanı ve üyeleri hakkında uyguladığı bu idari işlemin asıl önemli sakıncası, bundan sonra FETÖ ile ilgili verilecek kararlar üzerinde çok büyük bir baskı yapacak olmasıdır. Bundan sonra mahkemeler FETÖ ile ilgili davalarda, sanık lehine yeterli hukuki nedenler bulunsa bile beraat kararı verebilecekler midir? HSK’nin bu kararı mahkemeler üzerinde Demokles’in kılıcı gibi durmayacak mıdır? 

Acil yargı reformu

Bu olay, ülkemizde acil olarak ciddi ve kapsamlı bir yargı reformuna olan ihtiyacı ortaya koymuş, bu yönüyle yararlı olmuştur.

Yargı reformu çok ciddi ve kapsamlı bir incelemeyi gerektirir. Daha önce yapılmış olan, ikincisi de yola çıkan ve sadece bazı yasalarda usul ve esas yönünden yapılan değişikliklerle, yeni oluşturulan yöntemlerle ve kurumlarla yargının düzeltilmesi mümkün değildir. 

Her şeyden önce yürütme, yargının üstünden elini çekmelidir. Bunun için Cumhurbaşkanı’nın, Anayasa Mahkemesi’nin ve Hâkimler ve Savcılar Kurulunun üyelerini doğrudan veya dolaylı biçimde atama, Danıştay üyelerinin dörtte birini seçme yetkisi yapılacak anayasa değişikliği ile kaldırılmalıdır. Anayasa Mahkemesi bilinen görevleri yanında başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Anayasanın 148’inci maddesinde belirtilen kamu görevlilerini “Yüce Divan” sıfatıyla yargılama yetkisine sahiptir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu tüm hâkim ve savcıların özlük işleri hakkında karar verir, Yargıtay ve Danıştay üyelerini seçer. Bu iki yüksek mahkemenin genel kurulları da Yüksek Seçim Kurulu üyelerini belirler. Görüldüğü üzere yargı erkinin oluşturulmasında Cumhurbaşkanı olağanüstü yetkilerle donatılmıştır. “Partili Cumhurbaşkanı”nın kabul edildiği bir yönetim düzeninde, bu yetkileri demokratik hukuk devleti ilkeleri ile bağdaştırmak mümkün değildir. Bu yetkiler var olduğu sürece yargı bağımsızlığı sağlanamaz; bağımsızlık olmadan, her kararında değişik yaptırımların tehdidi altında olduğunu düşünen yargıçlardan toplum olarak tarafsızlık ve adalet bekleme hakkımız yoktur. Çok açık bağlayıcı kurallara karşın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve Anayasa Mahkemesi’nin bazı kararlarının uygulanmaması ya da uygulamadaki gecikmeler yargı bağımsızlığının hayata geçirilememiş olmasından kaynaklanmaktadır. 

Yeni düzenlemeler gerek

Bugün yargı, ciddi bir eğitimden sonra usulüne uygun sınavlarla mesleğe kabul edilmiş, meslekte kazandığı deneyimlerle kendisini geliştirmiş, yansızlığı ve bağımsızlığı içine sindirmiş olan ve hukuka bağlılığını koruyan yargıçlar sayesinde ayakta durmaya çalışmaktadır. Ara sıra bizleri sevindiren, ileriye umutla bakmamıza neden olan kararlar onların eseridir. Siyasi görüşleri nedeniyle açıktan atanan, kayrılarak mesleğe kabul edilen yargıçlar yargıda varlığını sürdürdüğü sürece yargının beklediğimiz düzeye ulaşması mümkün olamaz. 

Hukuk fakültelerinde de yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır. Hukuk fakültelerinde öğrenim süresi en az beş yıl olmalı, öğrencilere aktarılan bilgilerin nasıl değerlendirileceği uygulamalı derslerle öğretilmelidir. Saptanacak asgari standartlara ulaşamayan vakıf üniversitelerinin hukuk fakülteleri kapatılmalıdır. 

Sınavda başarılı olan yargıç adayları ciddi ve etkili bir staj döneminden sonra mesleğe kabul edilmeli, görev başındaki yargıçlar için belli aralıklarla yoğun hizmet içi eğitim programları düzenlenmelidir.

Ayrıntılarına girmediğim bu uygulamalar, olumlu sonuçları kısa vadede ortaya çıkmasa da kanımca etkili ve kalıcı bir yargı reformunun mutlaka yerine getirilmesi gereken unsurlarıdır.


Yazarın Son Yazıları

Mektup (Kafka’ya) - Buğra Gökce

10 aydır mektup yazmak, yanıtlamak ve hatta mektup beklemek en önemli direnç ve yaşama bağlanma biçimi oldu adeta benim için.

Devamını Oku
17.01.2026
Karne kimin aynası? - HAMZA KİYE

2025-2026 eğitim öğretim yılında birinci dönem bitti, karneler dağıtılıyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Bir çınar daha sonsuzluğa göçtü - MUSTAFA GAZALCI

Doğa yasası gereği, yüreklerimizi yaksa bile Köy Enstitülü çınarlar bir bir ayrılıyor aramızdan.

Devamını Oku
16.01.2026
Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025