İnsan doğasının ikiliği ve ilkenin direnci üzerine
Sadık Çelik
Son Köşe Yazıları

İnsan doğasının ikiliği ve ilkenin direnci üzerine

19.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

İnsan tek bir varlık değildir. İçinde iki eğilim yaşar: Biri birlikte tutar, öteki ayırır. Biri dayanışmayı çağırır, diğeri çıkarı fısıldar.

Hayat, çoğu zaman bu iki sesin mücadelesidir.

Bir depremde, bir yangında, bir felakette tanımadığı birini kurtarmak için kendini ateşe atan insanlar gördük bu ülkede. Alevlerin içine giren, enkaza koşan, bıçağın önüne atlayan gençler… Başkasının nefesi için kendi nefesini riske atanlar. Bu fedakârlığın bedelini canıyla ödeyenler.

Yolun karşısına geçelim bir de. Gündelik hayatın sıradan akışında, kimse bakmıyorken kuralı kendi lehine eğip büken insanlar. Vergiden kaçmak için kazancını eksik gösteren, faturasız işi “düzen böyle” diye normalleştiren, resmî yolu varken “iban’a atalım” diyerek sistemi dolanmayı sıradan bir pratik hâline getiren o tanıdık refleksler… Bir iş ya da kadro söz konusu olduğunda liyakat yerine tanıdık arayan, hakkı olmayan bir avantajı kapalı kapılar ardında elde etmeye çalışan ya da önüne gelen haksız torpile “hayır” demeyen insanlar.

Düzeni çoğu zaman büyük kırılmalar değil, küçük sapmalar aşındırır. Her biri tek başına önemsiz görünen bu davranışlar, yan yana geldiğinde ortak zemini sessizce çürütür. Güven böyle çözülür, adalet böyle bulanıklaşır.

Adım adım biriken, düzeni aşındıran “küçük” sapmalar.

İnsan, saf iyilikten ya da saf kötülükten ibaret değildir. İçinde hem merhametin hem rekabetin tohumu vardır. Şartlar değiştiğinde hangisinin büyüyeceğini belirleyen şey çoğu zaman karakterden çok, içinde yaşanılan ortamdır, toplumdur.

Tarih bize şunu defalarca gösterdi: İnsan yalnız kalınca değil, kuralsız kalınca değişir. Dayanışma zayıfladığında güven azalır; güven azaldığında insanlar birbirine değil, yalnızca kendine yaslanır. 

O noktada asıl soru ortaya çıkar: İnsanı iyi tutan şey nedir? Doğası mı, yoksa onu kuşatan düzen mi?

GÖRÜNMEZ BAĞ: AHLAKTAN ASABİYETE

Nietzsche, ahlakın gökten inmiş, değişmez kurallar bütünü olmadığını söyler. Ahlak, zaman içinde oluşur; toplumların değerleriyle, güç dengeleriyle, insanın kendini ve başkasını nasıl gördüğüyle şekillenir.

İnsan kendini iyi görmek ister; fakat çoğu zaman önce “davranır”, sonra gerekçe üretir. Bu yüzden ahlak kırılgandır. Şartlar değiştiğinde, insanın doğru dediği şey de değişebilir.

***

Siyaset, insan doğasının ikiliğini en çıplak hâliyle gösteren sahnelerle doludur. Çünkü burada sözler değil, şartlar konuşur. Süleyman Demirel’in “Dün dündür, bugün bugündür” cümlesi aslında bir espri değil; bir zihniyet özetidir. Dün savunduğun ilke, bugün işine yaramıyorsa bir anda “tarihe” kaldırılır.

Daha yakın hafızada bunun sayısız örneği var. Dün birbirine en sert sözleri söyleyen aktörlerin, şartlar değişince aynı masada buluşması… Dün koparılan iplerin bugün bağlanması… Bir dönem “asla” denilen şeylerin bir süre sonra “mecburiyet” diye sunulması. Bu yalnızca strateji değildir; aynı zamanda bir ahlak iklimidir. Kurumların yerini kişilerin aldığı yerde, ilke değil denge belirleyici olur.

Sadece büyük liderlik hikâyeleri değil, küçük siyasi manevralar da aynı duyguyu üretir: Bir partinin oylarıyla seçilip başka bir safa geçenler, dün yerden yere vurduğu kimseyle bugün aynı fotoğrafa girenler…

İkili ilişkilerde bu dönüşüm daha sessiz ama daha çıplak görünür. Bir zamanlar güven üzerine kurulan bağların, çıkar, korku ya da hesap devreye girdiğinde çözülmesi… Dün savunduğunu bugün terk edebilmek, dün yanında durduğuna bugün sırt çevirebilmek…

Bazen bu çelişki daha acı bir biçimde ortaya çıkar: Yaşarken birbirine bir damla suyu çok görenlerin, kayıp yaşandığında en önde yas tutması; hayattayken birbirine kıyanların, ölümden sonra sadakat hikâyeleri anlatması… İnsan ilişkilerinde söz ile duygu, tutum ile görüntü her zaman aynı yerde durmaz.

(Yine de tablo tek renk değildir. Şartlar değiştiğinde yön değiştirmeyen insanlar da vardır. Baskı arttığında, hatta işkence altında geri çekilmeyen, çıkar karşısında eğilmeyen, yalnız kaldığında bile tutumunu koruyanlar… Onlar için ilke, koşullara göre ayarlanan bir pozisyon değil; bedeli olsa da taşınan bir tercihtir. Bu insanlar bize basit ama önemli bir gerçeği hatırlatır: İnsanın içinde birden fazla ses olabilir; fakat herkes o seslere aynı ölçüde teslim olmaz. Kimileri şartlara göre şekil değiştirir, kimileri ise şartlar değişse de yönünü değiştirmez.)

Toplumsal değerler zayıfladığında, insanın yönünü bulmasını sağlayan pusula da zayıflar. Pusula zayıfladığında insanlar, doğru olanı değil, kendilerine uygun olanı “doğru” diye adlandırmaya başlar.

Bugün dünyanın birçok yerinde aynı tablo beliriyor: “Biz ve onlar” çizgisi kalınlaşıyor, kurumlar zayıflıyor, kurallar kişilere göre eğilip bükülüyor. Gücün hukukun önüne geçtiği, hukukun ise gücü meşrulaştırmak için esnetildiği siyasal iklimler… Yönetim biçimleri değiştikçe yalnızca siyaset değişmez; toplumun adalet duygusu da şekil değiştirir. Güç norm hâline geldiğinde hak geri çekilir.

İşgaller, yıkımlar, sivillerin hayatının kolayca harcanabildiği savaşlar… İnsan onurunun kimi zaman bizzat devlet aygıtı içinde hiç edildiği örnekler. Kuralın değil gücün belirleyici olduğu her yerde aynı sonuç ortaya çıkar: Meşruiyet, ahlaktan değil güçten türetilmeye başlanır.

Bazen mesele açık şiddetten bile daha karanlıktır. Epstein’de gördüğümüz tablo, yalnızca bir suç hikâyesi değil, akıl almaz bir sistem çöküşüdür: Yıllar boyunca süren ağır istismarlar, sayısız iddia, onlarca mağdur… Buna rağmen kapalı kapılar, güç ağları, servet ve nüfuzun ördüğü görünmez duvarlar gerçeği uzun süre saklayabilmiştir. Böylesi bir ölçekte, böylesi bir süre boyunca, böylesi bir vahşetin görünmez kalabilmesi… Bu yalnızca bir suç değil, bir düzenin topyekün körleşmesidir. Güç büyür, hesap verme azalır ve sınırlar silinir. 

Şiddet tekrarlandıkça zihin alışır. Olağanüstü olan sıradanlaşır. En tehlikeli kırılma burada yaşanır: İnsan, normalde asla kabul etmeyeceği şeylere, içinde bulunduğu düzen izin veriyorsa sessizce uyum sağlar. Ahlaki çerçeve çöktüğünde insanlar bir anda değişmez ama değişmiş olana itiraz etmeyi bırakır.

İşte, toplum yalnızca birlikte yaşama biçimi değildir. Toplum, insanın dürtülerine sınır çizen, davranışına yön veren görünmez bir çerçevedir. Ortak değerler, yasaklar, sorumluluklar… Bunlar soyut kavramlar değil; gündelik hayatı mümkün kılan bağlardır. Güven dediğimiz şey de tam olarak burada doğar.

İnsan tek başına ahlak üretmez. Ahlak, ancak insanlar birbirine bağlıyken var olabilir; ilişkiler içinde, karşılıklılık içinde, gözlenme ve itibar duygusu içinde ayakta kalır. İnsanı sınırlayan, yön veren ve ortak bir düzen içinde tutan şey, tek tek bireylerin iradesinden çok, aralarındaki görünmez bağdır. Toplum dediğimiz yapı, aslında bu bağların toplamından ibarettir.

İbn Haldun yüzyıllar önce bu görünmez bağı tek bir kavramla anlatmıştı: Asabiyet. Ona göre asabiyet, bir topluluğu bir arada tutan ortak bilinç, dayanışma ve birlikte hareket etme gücüdür. İnsanların birbirini koruması, savunması ve ortak bir amaç etrafında birleşmesi bu bağ sayesinde mümkün olur.

Asabiyet yalnızca kan bağı değildir. Aileden başlayıp toplumun en geniş halkasına kadar uzanan bir bağlılık, bir “biz” duygusudur. Ortak deneyimler, birlikte yaşama pratiği, paylaşılan kader… Bütün bunlar insanları tek tek birey olmaktan çıkarıp bir topluluğa dönüştürür. Yardımlaşma, dayanışma ve aidiyet duygusu, asabiyetin özünü oluşturur.

Bir toplumun düzeni, gücü ve sürekliliği büyük ölçüde bu bağın gücüne bağlıdır. Asabiyet güçlü olduğunda toplumlar ayakta kalır, üretir, büyür. Ama zamanla rahatlık, ayrıcalık, aşırı bireyselleşme ve çözülme başladığında bu bağ gevşer. Dayanışma zayıfladıkça toplumsal bütünlük de zayıflar. 

***

İnsan doğası çelişkilidir. İyilik sabit bir özellik değil, korunması gereken bir dengedir. Bu denge, tek tek bireylerin niyetinden çok, toplumun kurduğu güven, sorumluluk ve sınır yapısıyla ayakta kalır.

Bağlar zayıfladığında belirsizlik büyür. Belirsizlik büyüdüğünde insan en eski refleksine döner: Kendini koruma içgüdüsü. Bu içgüdü güçlendikçe dayanışma zayıflar, güven çözülür ve insan, çoğu zaman farkında bile olmadan ortak iyiden çok kendi çıkarına yönelir.

İnsanı iyi tutan şey tek başına irade değil, birlikte yaşamanın yükünü ve sorumluluğunu paylaşabilme yeteneğidir.

Yazarın Son Yazıları

İnsan doğasının ikiliği ve ilkenin direnci üzerine

İnsan tek bir varlık değildir.

Devamını Oku
19.02.2026
Epstein ile dünya bir anda kararmadı

Epstein dosyaları ortaya döküldüğünde dünyanın durması gerekirdi, değil mi? Okunanlar akıl dışıydı, anlatılanlar mide kaldırmaz cinsten. Peki gerçekten sarsıldık mı…

Devamını Oku
13.02.2026
Trump’tan tüm dünyaya

Bugün siyaset, çözüm üretmekten çok sürekli bir gerilim hâlini yönetme sanatı gibi çalışıyor.

Devamını Oku
06.02.2026
İnsanoğlu devam etmeyi sorguluyor

Dünya yaşlanıyor.

Devamını Oku
30.01.2026
Atlas ve Taşıyamadığımız Tüm Çocuklar

Şehirlerde yeni binalar dur durak bilmeden yükseliyor, AVM’ler çoğalıyor, caddeler ışıklandırılıyor. Eski mahallelerin yerinde cam cepheli yapılar, betonun içine sıkıştırılmış “modern hayat” vaatleri…

Devamını Oku
23.01.2026
İran: Kontrol Edilebilir Kaosun Kıyısında

Bazı ülkeler vardır; haritada çizilen sınırlarından fazlasıdır.

Devamını Oku
15.01.2026
Neoliberal Masaldan Gücün Yasasına: Maduro’nun Derdest Edilmesinden Öğrendiklerimiz

Maduro…

Devamını Oku
08.01.2026
Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Devamını Oku
01.01.2026
Toplumsal duyarsızlığın maliyeti - İfşa çağında ünlülere uyuşturucu operasyonları

Kimsenin fark etmediği bir sessizlik dolaşıyor ortalıkta.

Devamını Oku
25.12.2025
Şaşırıyoruz… ve Şaşırmamaya Alışıyoruz

Her sabah yeni bir şaşkınlığın eşiğinde uyanıyoruz.

Devamını Oku
19.12.2025
Bu ülke gerçekten kimin?

Bu ülke, gerçekten hepimizin mi?

Devamını Oku
11.12.2025
Kötülüğün yeni yurdu

Psikoloji, hukuk, dinler ve gündelik ahlakın ortak ezberinde kötülük, bireyin içindeki karanlıkla açıklanır.

Devamını Oku
04.12.2025
Kasım Üzerine: Dökülmenin ve Hatırlamanın Zamanı

Kasım, takvimin yalnız ayı.

Devamını Oku
20.11.2025
Sadakat Çağında Muhalif Kalmak

Bir toplumun neye güven duyar? Akla mı, yoksa itaate mi?

Devamını Oku
13.11.2025
Bir Tapınağın Hikâyesi: Mekânlar Değişiyor, İnsan Hep Aynı Savaşın İçinde

Denizden 150 metre yukarıda, Akropolis’in kayalık tepesinde yükselen sütunlar…

Devamını Oku
06.11.2025
Cumhuriyetin aynasında bugün

Türkiye’de uzun zamandır yeni bir fikir doğmuyor.

Devamını Oku
31.10.2025
Bir ahlak meselesi… Temiz eller, kirli zihinler

Ahlak; herkesin ağzında dolaşan fakat kimsenin pek de hayatına almadığı kelime.

Devamını Oku
24.10.2025
Bir Mahpusluk Halidir Bu Memleket

Bir ülkeyi anlamak için hapishanelerine, yani adaletin son durağına bakabilirsiniz.

Devamını Oku
16.10.2025
Öfkenin İkliminde Yaşamak: Adaletin Suskun, Zorbanın Gür Olduğu Bir Ülke

Toplum adeta bir gerilim teline dönmüş durumda; dokunan yanıyor, çekilen tınlıyor, kimse sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyor.

Devamını Oku
10.10.2025
Gücün yakıcılığı, çekiciliği ve kontrol edilebilirliğinin önemi

Güç, insanlık tarihinin en eski büyüsüdür: Çekici olduğu kadar sınayıcıdır da insana kendini tanrı sanma yanılsaması verir...

Devamını Oku
02.10.2025
Kayıp Meslekler, Kırık Hayatlar

İnsan yalnızca yaşayan, tüketen bir beden değildir; aynı zamanda anlam üreten, topluma katkı sunan bir varlıktır.

Devamını Oku
25.09.2025
Manşetlerin Gölgesinde “Hayat”

Her gün televizyonda, gazetelerde, sosyal medyada büyük sözler, manşetler, olağanüstü gelişmeler, son dakika olaylar…

Devamını Oku
18.09.2025
Eylül Manzarası: Eşitsizlikten Umuda Eğitim

“Çok çalışırsan her şeyi başarırsın”.

Devamını Oku
04.09.2025
Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Devamını Oku
21.08.2025
Aşktan Öte Dertler…

İnsanoğlunun istila ettiği bu yeryüzü, artık sadece coğrafyaların değil, dertlerin de haritası.

Devamını Oku
14.08.2025
Kendine mahkum, aşka ve suça kör

Var olmak için nefes almak yetmez; insan bir yere ait hissetmek ister, bağ kurmak.

Devamını Oku
07.08.2025
Her yaz aynı alevlere uyanmak kader değil!

Dünyanın nefes almayı unuttuğu yıllar…

Devamını Oku
31.07.2025
LGS ve Eğitimin Hal-i Pürmelali, Siyasi Ahlakın Evrildiği Yer ve Bahçeli’nin Temsil Önerisinin Anlattıkları

Bu yıl LGS’de 500 tam puan alan 719 öğrenciyle rekor kırıldı. Geçtiğimiz yıl bu sayı 352’ydi. Sınav zor; ama başarı fazla…

Devamını Oku
24.07.2025
Speed ve Galata: Sistem Hatası Veriyor - Kulenin Tepesinden Bakınca Görünen; Liyakatsizlik

İstanbul’un siluetine yüzyıllardır tanıklık eden Galata Kulesi…

Devamını Oku
17.07.2025
Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Devamını Oku
10.07.2025
Ütopyanın Maskesi, Distopyanın Gölgesi

Bir hayal ve bir kâbus: Ütopya ve distopya. Genellikle “var olmayan dünyalar” diye tanımlanırlar.

Devamını Oku
03.07.2025
İsrail-İran Savaşı Ekseninde Çivisi Çıkan Dünya

İnsanlığın kolektif aklı çöküyor gibi uzunca bir zamandır...

Devamını Oku
19.06.2025
Görmenin ve anlamanın göreceli olduğu bir dünyada hakikati kim belirler?

Batı felsefesi binlerce yıldır görmeyi yüceltir. Duyular arasında en "akıllı", en "ruha yakın" olan hep görme sayılmıştır. Platon, Timaios’ta, “Görüşümüz gerçekten de bize en büyük yararı sağlamıştır,” der. Çünkü ona göre göz, zihnin kapısıdır; ruhun dışarıyı yokladığı bir uzantı.

Devamını Oku
12.06.2025
Kendi Celladına Aşık Olmak: Gücün Büyüsüne Kapılan Toplumlar

Toplumlar bazen göz göre göre karanlığa yürür. Hatta yürümekle kalmaz, o karanlığa âşık olurlar. Tıpkı bazı bireylerin kendine zarar veren ilişkilerde ısrarla kalması gibi.

Devamını Oku
29.05.2025
Dans Vebası: İnsanlığın Ayaklarıyla Çığlık Atışı

1518 yazı. Strasbourg’un taş sokaklarında bir kadın, Frau Troffea, kimseye aldırmadan dans etmeye başladı. Ne müzik vardı ne şenlik. Zaten yüzünde de neşeye dair tek bir iz yoktu.

Devamını Oku
22.05.2025
İstanbul’u imar adaleti kurtaracak (Değiştirilmesi Gereken Boğaziçi İmar Yasası ve Kentsel Dönüşüm)

İstanbul'u imar adaleti kurtacak (DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN BOĞAZİÇİ İMAR YASASI VE KENTSEL DÖNÜŞÜM)

Devamını Oku
01.05.2025
Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Devamını Oku
24.04.2025
Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı

Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı

Devamını Oku
17.04.2025
Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?

Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?

Devamını Oku
20.03.2025
Suriye'de Alevi katliamı; göz ardı edilen kan ve gözyaşı ve diğer yaşananlar

Suriye'de Alevi katliamı; göz ardı edilen kan ve gözyaşı ve diğer yaşananlar

Devamını Oku
13.03.2025