Atlas ve Taşıyamadığımız Tüm Çocuklar
Sadık Çelik
Son Köşe Yazıları

Atlas ve Taşıyamadığımız Tüm Çocuklar

23.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Şehirlerde yeni binalar dur durak bilmeden yükseliyor, AVM’ler çoğalıyor, caddeler ışıklandırılıyor. Eski mahallelerin yerinde cam cepheli yapılar, betonun içine sıkıştırılmış “modern hayat” vaatleri…

Bu parıltının altında ise başka bir hareket var. Giderek daha görünür, daha sert, karanlık, pervasız… Şiddet artıyor, şiddet yayılıyor, şiddetin yaşı küçülüyor. Ölüm, eskisinden daha hızlı ve daha soğukkanlı geliyor. Işıklı vitrinlerin arasında, biriktirilmiş aşağılanmaların, bastırılmış yoksunlukların, değersizlik duygusunun, yanlış öğretilmiş güç arayışının ve öğrenilmiş öfkenin patlamasıyla hayatlar söndürülüyor.

Üstelik bu öfke çoğu zaman kendiliğinden doğmuyor; besleniyor, yönlendiriliyor, kullanılıyor. Sokaklarda, çetelerin ve suç ağlarının gölgesinde büyüyen çocuklar, gördüklerini tekrar ediyor. Gücü nerede görüyorsa oraya öykünüyor. Bu karanlık düzen, en kolay şekil verebildiği yerden, çocuklardan güç devşiriyor.

Bir çocuğu daha bu karanlığa verdik. Bir evin daha ışığı söndü. Bir annenin zamanı, geri dönmemek üzere ikiye bölündü. Dünyaya bir kilo yüz gram olarak gelip tutunan, gülen yüzü, sağlıklı ilişkileriyle pırıl pırıl bir çocuk olan Atlas Çağlayan 17 yaşında, şiddeti bir var olma biçimi olarak üzerinde taşıyan, öfkeyle beslenen 15 yaşındaki bir çocuğun eliyle, kurban edildi. Atlas, dünyayı taşıması gereken yaşa gelmeden, dünya ondan vazgeçti.

Bu yazı, yalnızca Atlas’ı anmak için yazılmıyor. Bu yazı, parıldayan şehirlerin gölgesinde neden bu kadar çok çocuğun öldüğünü ve öldürdüğünü sormak için yazılıyor.

***

Karşımızda yalnızca bir suç yok. Karşımızda, suçu bir hak gibi gören, vicdanla bağını çoktan koparmış bir zihniyet var. Bu zihniyetin taşıyıcısı bu kez 15 yaşında bir çocuk. Bu çocuklar bu karanlığın ürünleri. Hangi noktada ne kadar farkındalar bilinmez fakat beslendikleri dilin, maruz kaldıkları öğretilerin ve büyüdükleri iklimin sonucu oldukları inkâr edilemez.

Düşünün… Bir annenin evladını öldürüyorsunuz. Ardından o anne tehdit ediliyor. Nefret yüklü mesajlarla, hiç tanımadıkları bir kadını hedef alıyorlar. Sanki ortada tarihe dayanan kişisel bir husumet, asırlık bir kan davası varmış gibi…

Bu, tek bir kişinin öfkesiyle açıklanamaz. Sınırlarını kaybetmiş bir pervasızlık hâli… Vicdanın ve insanlığın askıya alındığı bir eşik. Bir tür akıl tutulması.

Peki bu küstahlık nereden geliyor? Cevap tek bir yere işaret etmiyor ama ortak bir duyguda birleşiyor: Bedel ödemeyeceğine dair yaygın bir inançta. Ceza kavramının göz korkutan bir sınır olmaktan çıkmasında. Hatta içeride olmanın, en azından zihinsel olarak, “katlanılmaz” bir bedel gibi algılanmamasında, içerideyken günlük hayatın tüm konforları olmasa bile, hayatta kalmanın, beslenmenin, sağlık hizmetine erişmenin bir güven hissi yaratmasında…

Ahmet Minguzzi… Ata Emre… Hakan… Berkay…Şimdi de Atlas…

İsimler değişiyor, acı aynı yerde birikiyor. Hiçbiri tesadüf değil, kader de değil.

Onlarca suç kaydı olmasına rağmen kısa sürede tahliye edilen Nadir Türkmen’in, çıktıktan sonra kız kardeşini öldürmesi, annesini ağır yaralaması ve ardından kendi hayatına son vermesi de tesadüf değil.

Adana’da bir “baba”nın, eşiyle yaşadığı bir tartışmanın ardından 8 yaşındaki kızı Ada’yı ve 6 yaşındaki oğlu Mert’i öldürüp sonra da kendi canına kıyması da tesadüf değil…

Hepsi sistemin ürettiği sonuçlar.

Bütün bu tabloyu anlatırken şunu da görmek gerekiyor: Şiddet bu toprakların kaderi değil. Bu ülkenin tamamı bu karanlıktan ibaret değil. Anadolu’nun pek çok yerinde hâlâ insanı insan hayatlar sürüyor. Öfkeden uzak, üretime yaslanan, kavganın değil emeğin gündelik hayatı belirlediği yaşamlar… Büyük kentlerin kalabalığının, kaosunun, ekonomik ve sosyal dengesizliklerinin tam karşısında duran bir dinginlik içinde… Oralarda hayat daha kolay değil belki ama daha ölçülü. İnsan kendini sürekli tetikte hissetmiyor. Şiddetin gündelik dil olmadığı, güç gösterisinin hayatın merkezine yerleşmediği bir düzen var. Bu da bize şunu söylüyor: Sorun insanın doğasında değil; onu sürekli kışkırtan, sıkıştıran ve yalnızlaştıran düzenin kendisinde.

PEKİ NEDEN?

Bugün bu ülkede çocuklar korunamıyorsa, bunun nedeni yalnızca suçluların cesareti değildir. Aynı zamanda yetersiz yasalar, göstermelik cezalar ve kronikleşmiş cezasızlık duygusudur. Cezasızlık suçu çoğaltır. Her ertelenen yaptırım, bir sonraki failin sırtını sıvazlar.

Devletin görevi her ölümden sonra başsağlığı dilemek değildir. Devletin görevi, bu ölümleri önlemektir. Sokakta gerçek denetimi sağlamak, caydırıcılığı lafta değil, hayatta kurmak, “nasıl olsa çıkarım” rahatlığını yerle bir etmektir.

Tekil hatalardan değil, üst üste binmiş bir düzenekten söz ediyoruz.

Yıllardır, “çok izleniyor”, “çok kazandırıyor” diye mafyayı, zorbalığı, silahı, küstahlığı parlatan hikâyeler anlatılıyor. Gücü belindeki silahla, saygıyı korkuyla, erkekliği tahakkümle kuran tipler neredeyse birer rol modele dönüştürülüyor. Ekranda, dijital mecralarda, dizilerde ve sosyal medyada…

Bir toplum, şiddeti bu kadar sıradanlaştırırken çocuklardan başka bir şey öğrenmelerini bekleyemez. Çünkü çocuklar söylenene değil, yapılana, görülene bakar. Elinde silah olanın daha kolay yol aldığı, zorbalık yapanın daha görünür olduğu bir dünyada büyüyen çocuklara, “neden şiddete yöneldin” diye sormak ancak ironik olabilir.

Evet, hukuk, toplumun adalet duygusunu karşılamadığı sürece verilen cezalar kâğıt üzerinde kalır. Ancak mesele yalnızca cezayı artırmak da değildir. Bugün infaz sistemi değişse, yarın cezalar ağırlaştırılsa bile; eğitim, aile, medya, sağlık ve sosyal politika birlikte ele alınmadıkça bu döngü kırılmaz. Çünkü suç, çoğu zaman çok daha önce başlar.

Yıllardır uyarılar yapılıp duruyor: Çocuklarda şiddet eğilimi artıyor.

Önce akran zorbalığıyla başlıyor. Sonra yaş büyüdükçe doz artıyor. Kontrolsüzlük derinleşiyor. Bu süreci izleyen, takip eden, müdahale eden bir mekanizma ise çoğu zaman yok.

Eğitim sistemi çocuğu kaybetmeye başlarken alarm vermiyor. Aile danışmanlığı neredeyse kâğıt üzerinde kalıyor. Sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler arasında gerçek bir eşgüdüm yok. Oysa bu, tek bir kurumun çabasıyla değil; ancak birlikte çalışılırsa aşılabilecek bir sorun.

RTÜK’ün, medyanın, dijital platformların sorumluluğu da burada başlıyor. Şiddeti, silahı, zorbalığı sürekli görünür kıldığınızda, bunun “normal” olduğuna dair güçlü bir mesaj verirsiniz. Bir yandan sigara içip bir yandan da çocuğa sigaranın zararını anlatamazsınız. Şiddeti sürekli sahneleyerek de çocuğa “şiddet kötüdür” diyemezsiniz.

Bugün bu ülke, uzun zamandır, en yukarıdan en aşağıya kadar, belki de hiç olmadığı kadar kaba, hoyrat ve tahammülsüz bir dilin içinde yaşıyor. Eğlence programlarında, sözde yarışmalarda bile insanlar birbirine bağırıyor, aşağılıyor, tehdit ediyor ve bu reyting getiriyor. Bu dil, evlere, okullara, sokaklara sızıyor.

Çocuklar okuldan ve kamusal denetimden uzaklaştıkça, çetelere ve suça yaklaşmaları kolaylaşıyor. Bu yüzden çocukların okuldan kopmasını, çetelerle temasını, akran zorbalığını, erken yaşta silahlanmayı önlemek zorundasınız. Sadece cezayla değil; takip ederek, koruyarak, destekleyerek.

Okullarda öğretmenlerin itibarı zedelenmiş durumda. En küçük disiplin çabası bile şikâyet tehdidiyle bastırılıyor. Öğretmen, okul yönetimi ve aile arasındaki bağ koptukça, çocuk sahipsiz kalıyor. O sahipsizlik de başka yapılar tarafından dolduruluyor.

Buna bir de sosyal medyanın ve teknolojik bağımlılığın çocuk ruhu üzerindeki yıkıcı etkisi ekleniyor. Kontrolsüz ekranlar, şiddetin ve zorbalığın sınırsız dolaşıma girdiği bir alan yaratıyor. Bunu görmezden gelerek hiçbir çözüm üretilemez.

Evet, cezalar önemlidir. Caydırıcı da olmalıdır. Ama ondan önce suçun önlenebilirliğini sağlamak hayati bir zorunluluktur.

Yaşı küçük failler meselesi, topyekûn bir mücadele gerektirir. Bu bir sistem sorunudur. İnfazda değişiklik yapılabilir, çocukları suça iten yapılar çok daha ağır yaptırımlarla karşılaşabilir. Ama “iki üç yıl cezaevinde kaldı” demek yetmez. O çocukların psikolojisi üzerine çalışılmadıkça, oradan çıktıklarında daha kırık, daha öfkeli bir hale gelmeleri kaçınılmazdır.

Bütün bunları hayata geçirmek için ise gerçekten bu toplumu dert edinen bir siyasal iradeye ihtiyaç var.

Sorun devasa, nedenler çok. Ama şunu kabul ederek başlamalıyız:

Bu ülkede şiddet ne münferit ne de tesadüf. Herkes, “bana olmaz” diyerek yaşarken, o şiddet bir gün hiç beklemediği kapıyı çalabiliyor.

Atlas’ın annesi Ahmet Minguzzi’nin annesiyle yazışıyor ve bunu en yalın haliyle söylüyor: “İlk aklıma siz geldiniz, benim de ciğerim yanmıştı; şimdi başıma geldi.” İki anne, hiç yaşayacaklarını düşünmedikleri bir acı üzerinden birbirine tutunmaya çalışıyor. Çünkü o acı, sessiz kaldıkça dolaşıyor. Alıştıkça büyüyor.  

Fakat bütün bu karanlığın içinde gözden kaçmaması gereken bir hakikat var. Bu ülkede hâlâ adalet diye ayağa kalkan insanlar var. Hâlâ sesi kısılmayan, susmayı kabullenmeyen, vicdanını pazarlık konusu yapmayan insanlar. Her şey olup bittikten sonra “yazık oldu” demekle yetinmeyen, soran, takip eden, itiraz eden…

Bugün Atlas için ayağa kalkanlar, yarın başkasının çocuğu için de ayağa kalkabileceklerini gösteriyor. Bu çok kıymetli. Çünkü şiddet örgütlenerek büyür; ama vicdan da örgütlenebilir. Sessizlik bulaşıcıdır, evet ama cesaret de öyledir.

İyilerin kötüler kadar cesur olması gerekiyor. Sadece üzülerek değil, sadece yas tutarak değil. Takip ederek, talep ederek, ısrar ederek… “Bir daha olmayacak” cümlesini gerçekten kurabilmek için.

Çünkü çocukların yaşam hakkı, siyasi hesapların da mevzuat eksikliği mazeretlerinin de çok üzerindedir ve iyilik, ancak cesaretle savunulduğunda hayatta kalır.

İlgili Konular: #Cinayet #Çocuk

Yazarın Son Yazıları

Atlas ve Taşıyamadığımız Tüm Çocuklar

Şehirlerde yeni binalar dur durak bilmeden yükseliyor, AVM’ler çoğalıyor, caddeler ışıklandırılıyor. Eski mahallelerin yerinde cam cepheli yapılar, betonun içine sıkıştırılmış “modern hayat” vaatleri…

Devamını Oku
23.01.2026
İran: Kontrol Edilebilir Kaosun Kıyısında

Bazı ülkeler vardır; haritada çizilen sınırlarından fazlasıdır.

Devamını Oku
15.01.2026
Neoliberal Masaldan Gücün Yasasına: Maduro’nun Derdest Edilmesinden Öğrendiklerimiz

Maduro…

Devamını Oku
08.01.2026
Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Devamını Oku
01.01.2026
Toplumsal duyarsızlığın maliyeti - İfşa çağında ünlülere uyuşturucu operasyonları

Kimsenin fark etmediği bir sessizlik dolaşıyor ortalıkta.

Devamını Oku
25.12.2025
Şaşırıyoruz… ve Şaşırmamaya Alışıyoruz

Her sabah yeni bir şaşkınlığın eşiğinde uyanıyoruz.

Devamını Oku
19.12.2025
Bu ülke gerçekten kimin?

Bu ülke, gerçekten hepimizin mi?

Devamını Oku
11.12.2025
Kötülüğün yeni yurdu

Psikoloji, hukuk, dinler ve gündelik ahlakın ortak ezberinde kötülük, bireyin içindeki karanlıkla açıklanır.

Devamını Oku
04.12.2025
Kasım Üzerine: Dökülmenin ve Hatırlamanın Zamanı

Kasım, takvimin yalnız ayı.

Devamını Oku
20.11.2025
Sadakat Çağında Muhalif Kalmak

Bir toplumun neye güven duyar? Akla mı, yoksa itaate mi?

Devamını Oku
13.11.2025
Bir Tapınağın Hikâyesi: Mekânlar Değişiyor, İnsan Hep Aynı Savaşın İçinde

Denizden 150 metre yukarıda, Akropolis’in kayalık tepesinde yükselen sütunlar…

Devamını Oku
06.11.2025
Cumhuriyetin aynasında bugün

Türkiye’de uzun zamandır yeni bir fikir doğmuyor.

Devamını Oku
31.10.2025
Bir ahlak meselesi… Temiz eller, kirli zihinler

Ahlak; herkesin ağzında dolaşan fakat kimsenin pek de hayatına almadığı kelime.

Devamını Oku
24.10.2025
Bir Mahpusluk Halidir Bu Memleket

Bir ülkeyi anlamak için hapishanelerine, yani adaletin son durağına bakabilirsiniz.

Devamını Oku
16.10.2025
Öfkenin İkliminde Yaşamak: Adaletin Suskun, Zorbanın Gür Olduğu Bir Ülke

Toplum adeta bir gerilim teline dönmüş durumda; dokunan yanıyor, çekilen tınlıyor, kimse sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyor.

Devamını Oku
10.10.2025
Gücün yakıcılığı, çekiciliği ve kontrol edilebilirliğinin önemi

Güç, insanlık tarihinin en eski büyüsüdür: Çekici olduğu kadar sınayıcıdır da insana kendini tanrı sanma yanılsaması verir...

Devamını Oku
02.10.2025
Kayıp Meslekler, Kırık Hayatlar

İnsan yalnızca yaşayan, tüketen bir beden değildir; aynı zamanda anlam üreten, topluma katkı sunan bir varlıktır.

Devamını Oku
25.09.2025
Manşetlerin Gölgesinde “Hayat”

Her gün televizyonda, gazetelerde, sosyal medyada büyük sözler, manşetler, olağanüstü gelişmeler, son dakika olaylar…

Devamını Oku
18.09.2025
Eylül Manzarası: Eşitsizlikten Umuda Eğitim

“Çok çalışırsan her şeyi başarırsın”.

Devamını Oku
04.09.2025
Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Devamını Oku
21.08.2025
Aşktan Öte Dertler…

İnsanoğlunun istila ettiği bu yeryüzü, artık sadece coğrafyaların değil, dertlerin de haritası.

Devamını Oku
14.08.2025
Kendine mahkum, aşka ve suça kör

Var olmak için nefes almak yetmez; insan bir yere ait hissetmek ister, bağ kurmak.

Devamını Oku
07.08.2025
Her yaz aynı alevlere uyanmak kader değil!

Dünyanın nefes almayı unuttuğu yıllar…

Devamını Oku
31.07.2025
LGS ve Eğitimin Hal-i Pürmelali, Siyasi Ahlakın Evrildiği Yer ve Bahçeli’nin Temsil Önerisinin Anlattıkları

Bu yıl LGS’de 500 tam puan alan 719 öğrenciyle rekor kırıldı. Geçtiğimiz yıl bu sayı 352’ydi. Sınav zor; ama başarı fazla…

Devamını Oku
24.07.2025
Speed ve Galata: Sistem Hatası Veriyor - Kulenin Tepesinden Bakınca Görünen; Liyakatsizlik

İstanbul’un siluetine yüzyıllardır tanıklık eden Galata Kulesi…

Devamını Oku
17.07.2025
Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Devamını Oku
10.07.2025
Ütopyanın Maskesi, Distopyanın Gölgesi

Bir hayal ve bir kâbus: Ütopya ve distopya. Genellikle “var olmayan dünyalar” diye tanımlanırlar.

Devamını Oku
03.07.2025
İsrail-İran Savaşı Ekseninde Çivisi Çıkan Dünya

İnsanlığın kolektif aklı çöküyor gibi uzunca bir zamandır...

Devamını Oku
19.06.2025
Görmenin ve anlamanın göreceli olduğu bir dünyada hakikati kim belirler?

Batı felsefesi binlerce yıldır görmeyi yüceltir. Duyular arasında en "akıllı", en "ruha yakın" olan hep görme sayılmıştır. Platon, Timaios’ta, “Görüşümüz gerçekten de bize en büyük yararı sağlamıştır,” der. Çünkü ona göre göz, zihnin kapısıdır; ruhun dışarıyı yokladığı bir uzantı.

Devamını Oku
12.06.2025
Kendi Celladına Aşık Olmak: Gücün Büyüsüne Kapılan Toplumlar

Toplumlar bazen göz göre göre karanlığa yürür. Hatta yürümekle kalmaz, o karanlığa âşık olurlar. Tıpkı bazı bireylerin kendine zarar veren ilişkilerde ısrarla kalması gibi.

Devamını Oku
29.05.2025
Dans Vebası: İnsanlığın Ayaklarıyla Çığlık Atışı

1518 yazı. Strasbourg’un taş sokaklarında bir kadın, Frau Troffea, kimseye aldırmadan dans etmeye başladı. Ne müzik vardı ne şenlik. Zaten yüzünde de neşeye dair tek bir iz yoktu.

Devamını Oku
22.05.2025
İstanbul’u imar adaleti kurtaracak (Değiştirilmesi Gereken Boğaziçi İmar Yasası ve Kentsel Dönüşüm)

İstanbul'u imar adaleti kurtacak (DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN BOĞAZİÇİ İMAR YASASI VE KENTSEL DÖNÜŞÜM)

Devamını Oku
01.05.2025
Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Devamını Oku
24.04.2025
Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı

Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı

Devamını Oku
17.04.2025
Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?

Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?

Devamını Oku
20.03.2025
Suriye'de Alevi katliamı; göz ardı edilen kan ve gözyaşı ve diğer yaşananlar

Suriye'de Alevi katliamı; göz ardı edilen kan ve gözyaşı ve diğer yaşananlar

Devamını Oku
13.03.2025
Kritik Trump-Zelenski Zirvesinin Perde Arkası: Güç Oyunları, Bir Kez Daha Kürt Açılımı ve Edip Akbayram’ın Ardından…

Kritik Trump-Zelenski Zirvesinin Perde Arkası: Güç Oyunları, Bir Kez Daha Kürt Açılımı ve Edip Akbayram’ın Ardından…

Devamını Oku
06.03.2025
Boşvermişlik Yangınları: Teğmenlerin İhracından Otel Trajedisine Bir Toplumsal Duyarsızlığın Anatomisi

Boşvermişlik Yangınları: Teğmenlerin İhracından Otel Trajedisine Bir Toplumsal Duyarsızlığın Anatomisi

Devamını Oku
06.02.2025
Toplumun Karanlık Kavşakları: Bir mimarın son durak hikâyesi, trafik çilesi ve asfalt üzerinde insanlık cinneti

Toplumun Karanlık Kavşakları: Bir mimarın son durak hikâyesi, trafik çilesi ve asfalt üzerinde insanlık cinneti

Devamını Oku
26.12.2024
Hakikat yorgunu bir toplum: Beyin çürümesi, haksızlıklar, hukuksuzluklar, adaletsizlikler

Hakikat Yorgunu Bir Toplum: Beyin Çürümesi, Haksızlıklar, Hukuksuzluklar, Adaletsizlikler

Devamını Oku
18.12.2024