Lozan düşmanlığı ve psikopolitik saldırı

Lozan düşmanlığı ve psikopolitik saldırı

24.07.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Bu antlaşma (Lozan), Türk milleti aleyhine, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması’yla tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın yıkılışını bildiren bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zafer eseridir.” (Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk)

Bugün 24 Temmuz 2024; tam bağımsız, üniter ve laik Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı Lozan Barış Antlaşması 101 yaşında.

Türkiye’de Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının öteden beri en çok çarpıtıp hakkında akla ziyan yalanlar ürettiği yakın tarih konularının başında Lozan Barış Antlaşması gelmektedir. 

LOZAN DÜŞMANLIĞININ KISA TARİHİ

Türkiye’de Lozan Antlaşması’na yönelik saldırılar özellikle 1960’larda arttı. Atatürk, İnönü ve Cumhuriyet düşmanlığıyla kaleme sarılan Kadir Mısıroğlu’nun kitaplarının ve Rıza Nur’un hatıralarının 1960’larda piyasaya çıkması, bu dönemde İslamcı yayımların sayısının artması, Lozan dezenformasyonunun (çarpıtmasının) da artmasına yol açtı. Aslında “Lozan’ın gizli protokolleri!” ve “Lozan’da Yahudi parmağı!” gibi asılsız komplo teorileri ilk kez, tescilli bir laik Cumhuriyet karşıtı Necip Fazıl Kısakürek’in yönetimindeki Büyük Doğu dergisinde, 1949’da başlayan bir yazı dizisinde gündeme getirildi. Bu tür Lozan yalanlarının kaynağı, 1923-1950 yılları arasında milletvekilliği de yapan İbrahim Arvas’ın hatıra notlarıydı. O zaman “Dedektif X Bir” mahlasıyla bir yazı dizisine konu olan bu Lozan yalanları, 1960’larda “fesli tarihçi” Kadir Mısıroğlu’nun “Lozan Zafer mi Hezimet mi?” adlı kitabına kaynaklık edecekti. Mısıroğlu ve diğer siyasal İslamcılar, Atatürk, İnönü ve Cumhuriyet düşmanlığı ile Lozan’ı çarpıtmak için hayali senaryolar, hatta hayali konuşmalar uydurdular. Örneğin, Lord Curzon’un Lordlar Kamarası’nda söylediği iddia edilen ancak parlamento tutanaklarında olmayan; “Asıl bundan sonradır ki, Türkler bir daha eski satvet ve şevklerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden söndürmüş bulunuyoruz. Artık bunun üzerine her şey apaçık anlaşılıyor, değil mi?” şeklindeki uydurma ifadeler, yıllarca Lozan’ı ve Lozan’ı yapanları karalamak için kullanıldı. (1) 

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı fesli tarihçi Kadir Mısıroğlu’nun bu tür hayali senaryolarla dolu “Lozan Zafer mi Hezimet mi?” adlı kitabı, yıllarca, Lozan Barış Antlaşması’nı itibarsızlaştırmak isteyenlerin adeta “kutsal kitabı” oldu.       

Peki, ama Lozan karşıtlarının iddia ettikleri gibi Türkiye Lozan’da büyük tavizler

verdi mi? 

LOZAN ZAFERDİR

Tek taraflı olarak dayatılmayan hiçbir ikili ve çok taraflı antlaşmada tarafların her istediğini elde etmesi mantıken olanaksızdır. Eğer karşılıklı bir müzakere süreci söz konusuysa her iki tarafın da kazanç ve kayıpları olacaktır. Aksi halde anlaşmak mümkün değildir. Lozan masasının da çoklu bir müzakere masası olduğu dikkate alındığında -üstelik her iki tarafın da iki ayrı savaşın kazanan tarafı olarak bu masaya oturdukları düşünüldüğünde- Türkiye’nin veya Müttefiklerin tüm isteklerine ulaşması zaten olanaksızdı. Ancak Lozan’da Türkiye’nin kazanımları ile Müttefiklerin kazanımları karşılaştırıldığında Türkiye’nin mutlak bir başarı elde ettiği görülmektedir. Her şeyden önce Türkiye Lozan’da “taviz vermeyeceğim” dediği üç temel konuda (kapitülasyonlar, Ermeni yurdu ve askeri sınırlamalar) taviz vermedi. Diğer konularda ise Müttefik cepheye karşı kora kor bir mücadeleyle isteklerinin çoğunu almayı başardı. Çünkü Türkiye’nin istekleri haklı, meşru ve gerçekçi isteklerdi.

Ulus, 24 Temmuz 1939, s.1

Sevtap Demirci’nin deyişiyle Lozan’da “Misakı Milli neredeyse tamamıyla gerçekleşti; Trakya ve Güney sınırları, Musul dışında, Misakı Milli’de tanımlandığı gibiydi. Savaş tazminatı ödenmedi ve bir Ermeni devleti kurdurulmadı. Kapitülasyonlar kaldırıldı ve Fransızlarla İtalyanlar umdukları elverişli iktisadi ve mali koşulları elde edemediler. Her ne kadar Türkiye boğazlar üzerinde tam denetime sahip olmasa da nihai bağımsızlığını ve egemenliğini tehdit eden birçok koşul kaldırıldı. Yunanistan ile Türkiye arasında planlanan nüfus mübadelesi gerçekleşti. Osmanlı borçları, kendisinden sonra kurulan devletler arasında paylaştırıldı. Yalnızca Musul sorunu çözümsüz kaldı ve Milletler Cemiyeti’ndeki görüşmelere havale edildi.” (2)

Akşam, 24 Temmuz 1939, s.1

Son tahlilde, 1923 koşullarında Lozan Barış Antlaşması’ndan daha iyi bir antlaşma imzalamak olanaksızdı. Koşullar dikkate alındığında Türkiye’nin Lozan’daki başarısını “zafer” olarak adlandırmak hiç de abartılı bir değerlendirme değildir. 

ULUSAL TRAVMAYI BİTİREN ANTLAŞMA

Lozan Barış Antlaşması’nın gözden kaçan belki de en önemli özelliği, Türklerin, yüzyılı aşkın bir zamandır devam eden yenilgiler, bozgunlar, katliamlar ve ölümlerden kaynaklı büyük travmasını bitirmesidir. Lozan’ı “Türk zaferi” yapan asıl neden de budur. 

Özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan 1919-1922 Kurtuluş Savaşı’na kadar devam eden yıkıcı savaşlar sırasında hayatını kaybeden ve kaybedilen topraklardan göç etmek zorunda kalan insanların sürekli anlatılarak güncelliğini koruyan acıları bir travmaya dönüşmüştü. Bu travma, her şeyden önce Türk insanının kendine güvenini ve güvende olma duygusunu kaybetmesine yol açmıştı. (3)        

Osmanlı’nın son dönemlerinde Türklerin toplumsal travmasını besleyip büyüten nedenlerden biri de “hasta adam” stigmasıydı. Savaş ve toprak kaybeden, her bakımdan geri kalmış, kapitülasyonlarla, dış borçlarla iliklerine kadar Batı’ya bağımlı hale gelmiş, adeta ölümü bekleyen Osmanlı Devleti’ne -ilk kez 1853’te Rus çarı Nikolay’ın adlandırmasıyla- “hasta adam” adı verilmişti. “hasta adam” stigması, Türklerin travmasını kronikleştirmişti. Çünkü emperyalist Batı, ölümünü beklediği hasta adamın mirasını paylaşmaya hazırlanıyordu. İşte Lozan Barış Antlaşması, bu “hasta adam” stigmasını paramparça ederek Türklerin travmasını bitirdi. Bir anlamda Lozan, Türklerin iyileşme sürecini başlattı. (4)

Bu bağlamda Deniz Ülke Arıboğan ve Hadiye Yılmaz Odabaşı’nın, “Travmadan Zafere: Lozan Antlaşması’nın Psikopolitiği”, “Psikopolitik İşlevi Açısından Lozan Antlaşması Nasıl Okunmalı” başlıklı ortak makalelerinde ve “Travmadan Zafere: Türk Ulusal Kimliğinin Psikopolitik Hikâyesi” adlı ortak kitaplarında ileri sürdükleri Lozan’ın “seçilmiş zafer” olduğu tezi dikkat çekicidir. “Seçilmiş zafer, büyük grup üyelerini bir araya getiren, başka bir gruba karşı elde edilmiş başarı ve zafer duygusunun zihinsel tasarımıdır.” Seçilmiş zafer, toplumların öz saygılarını geri kazanmalarında, ulusal kimliğin inşa edilmesinde, devletlerin uluslararası alanda eşit ve egemen olarak kabul görmelerinde doğrudan etkiye sahiptir. Bir seçilmiş zafer olarak Lozan Barış Antlaşması da “Erken Cumhuriyet Devri ulusal kimliğin inşasında ve sonraki devirlerde de bu kimliğin güçlendirilmesinde önemli işlevler yüklenmiş taşıyıcı sütunlardan birisi olmuştur.” (5)

Lozan Barış Antlaşması, yüzyıldan fazla bir zamandır devam eden yenilgilerin, kayıpların, katliamların, bağımlılıkların, aşağılanmaların ve “hasta adam” diye damgalanmanın yarattığı travma toplumundan, tam bağımsız, eşit, egemen zafer toplumuna geçin simgesidir. Cumhuriyeti kuranlar, Türkün büyük travmasına son veren Lozan Barış Antlaşması’nı, zafer toplumunun sembolü olarak kabul etmişti. Çünkü Lozan, uluslararası toplum tarafından da bir “Türk zaferi” olarak görülüyordu. Bu çerçevede Lozan’ın yıl dönümleri 1950’lere kadar “Lozan Günü” ve “Lozan Barış Bayramı” olarak kutlandı.  

Türkiye, Lozan Barış Antlaşması ile uluslararası sistemin “eşit bir parçası” olarak kabul gördü. Arıboğan ve Odabaşı’nın deyişiyle Lozan, Türk toplumu üzerinde yarattığı psikolojik tatmin duygusuyla hem revizyonist istekleri engelledi hem de yarattığı kalıcı barışla ve topluma verdiği umutla Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının geçmişin ağır travmasına saplanıp kalmasını önleyerek geleceğe yönelmelerini sağladı. Bu nedenle Lozan Barış Antlaşması’nı, maddelerindeki kazanımlarla değerlendirmek yeterli değildir. Lozan’ı Türkiye için gerçekten zafer haline getiren maddelerindeki kazanımlardan ziyade antlaşmanın kendisinden önceki büyük travmaya son vermesi ve toplumu yenilmişlik, ezilmişlik ve aşağılanmışlık duygusundan kurtarmasıdır. Lozan, Türkleri, “hasta adam” damgasından ve ona eşlik eden tüm olumsuz duygulardan kurtararak kolektif bilinçte “zafer toplumu” duygusunun yerleşmesini sağladı ve ulusal kimliği güçlendirdi. Böylece yüz yıldan fazla bir zamandır devletin ve toplumun ruhsal ve fiziksel bütünlüğünü bozan travmatik süreci bitiren iyileştirici bir etki yarattı. (6) 

LOZAN’A YÖNELİK SALDIRININ AMACI

Bütün bu anlatılanlar bağlamında Lozan’a yönelik planlı saldırıların psikopolitik amaçları olduğu göz ardı edilmemelidir. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı Kadir Mısıroğlu ve takipçilerinin “Lozan hezimettir” tezi, -antlaşmanın içeriğinden bağımsız olarak- Türk ulusuna ve Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik psikopolitik bir saldırıdır. Bu saldırının hedefi Lozan’ı itibarsızlaştırarak, Türk ulusunun Lozan’la elde ettiği “zafer toplumu” algısını kırmaktır. Lozan’ın, travma toplumundan zafer toplumuna geçişi sağlayan bir eşik olduğu dikkate alındığında, Lozan’a yönelik bu psikopolitik saldırının, Türk ulusunu yeniden eski travmasıyla karşı karşıya bırakarak “hasta adam” stigmasını canlandırmayı amaçladığı anlaşılmaktadır. Türk ulusuna ve Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik bu çok tehlikeli ve sinsi saldırı, 1949’dan beri aralıksız devam ediyor. Bu saldırının asıl hedefi sanıldığı gibi Lozan Antlaşması değil, Lozan’ın yarattığı “Yeni Türkiye” ve Lozan’ın yarattığı yeni toplumsal psikolojidir. Lozan’ın yarattığı “Yeni Türkiye”, tam bağımsız, egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu, üniter, laik, çağdaş bir Cumhuriyettir. Lozan’ın yarattığı yeni toplumsal psikoloji ise zafer toplumuna özgü kazanmanın haklı gururu, kendine güven, ulusa inanç, geleceğe umutla bakma, barış ortamında çalışarak toplumsal birlik bütünlük içinde yükselme, gelişme, kalkınma gibi olumlu değerlerle yüklüdür. Lozan’a yönelik saldırının psikopolitik amacı işte bütün bu olumlu değerlerle yüklü toplum psikolojisini yerle bir ederek Türkiye Cumhuriyeti’ni çökertmektir. Hedef, tam bağımsız, üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti’dir. 

Lozan Günü’müz, Lozan Barış Bayramı’mız kutlu olsun. 

Not: 11 yıldır üzerinde çalıştığım LOZAN kitabımın yakında sizlere ulaşacağını da duyurmak isterim. 

KAYNAKÇA-DİPNOTLAR

1- Resul Babaoğlu, “Lozan Hafıza Savaşları: Karşıtlar Ne Dediler?”, Toplumsal Tarih, Temmuz 2023, S.355, s.43.

2- Sevtap Demirci, Belgelerle Lozan, Alfa Yayınları, İstanbul, 2011, s. 198.

3- Deniz Ülke Arıboğan-Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Travmadan Zafere: Lozan Antlaşması’nın Psikopolitiği,” 100. Yılında Lozan Barış Antlaşması, İBB Yayınları, İstanbul, 2023, s. 1146-1150.

4- Arıboğan-Odabaşı, s. 1153-1154.

5- Deniz Ülke Arıboğan-Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Psikopolitik İşlevi Açısından Lozan Antlaşması’nı Nasıl Okumalı?”, Toplumsal Tarih, S.355, Temmuz 2023, s. 47.

6- Arıboğan-Odabaşı, “Psikopolitik İşlevi Açısından Lozan Antlaşması’nı Nasıl Okumalı?”, s. 50-51; Arıboğan - Odabaşı, “Travmadan Zafere: Lozan Antlaşması’nın Psikopolitiği”, s. 1162.

Yazarın Son Yazıları

‘Kurtuluş Savaşı’na savaş açmak!

“Gerçekte, içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı.

Devamını Oku
08.07.2026
Unutulan Cumhuriyet şehidi: Mehmet Zeki Dündaralp

Cumhuriyeti daha doğarken boğmayı amaçlayan Şeyh Sait İsyanı sırasında asker-sivil şehitlerimiz vardı. O şehitlerimizden biri de Lice’de, isyancılar tarafından vahşice katledilen Mehmet Zeki Dündaralp öğretmendi.

Devamını Oku
01.07.2026
Hatay'ın Kurtuluşu ve Atatürk'ün Fotoğrafı

“Hatay işlerinde hayırlı neticeler elde edileceğine emin olabilirsiniz. Atatürk’ün reisliği altında yapılan bütün toplantıların hayırla neticelendiğini bilirsiniz!’

Devamını Oku
24.06.2026
Atatürk’e ve Cumhuriyet’e Suikast - 'İzmir Suikastı'

“Benim naçiz (değersiz) vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza kadar yaşayacaktır).”

Devamını Oku
17.06.2026
‘Devlet aklı’ kimin aklı?

1919'da Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları o zamanki ''devlet aklına'' göre hareket etselerdi ne ulusal hareket örgütlenip emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı kazanılabilirdi ne de üniter, laik çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulabilirdi.

Devamını Oku
10.06.2026
Direniş mitingleri: ‘Halkın önünde hiçbir güç duramaz!’

‘Milletin heyecanını ve milli gösterileri yasaklamak için hiç kimsede güç ve kuvvet göremem.’

Devamını Oku
03.06.2026
19 Mayıs'ın Matematiği: 'Teslim Olan Saray, Direnen Halk'

Türk Kurtuluş Savaşı, sarayın (sultanın-halifenin; padişahın) desteğiyle değil, saraya (padişaha) karşın kazanılmıştır.

Devamını Oku
20.05.2026
1935 CHP Kurultayı ve Kemalizm

“Partinin güttüğü bütün bu esaslar Kemalizm Prensipleridir.”

Devamını Oku
06.05.2026
Meşruti Monarşi Övgüsü ve II. Abdülhamit

“II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarının 30 yılı meclis denetiminden uzak tek adam otoritesiyle geçmişti. II. Abdülhamit bu 30 yıl içinde devleti genelde saraydan yönetmiş ve muhaliflerine nefes aldırmayan bir İstibdat (Baskı) Düzeni kurmuştu.”

Devamını Oku
29.04.2026
23 Nisan ve Ulusal Egemenlik

“Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar yok olur…”

Devamını Oku
22.04.2026
Köy Enstitüleri: ‘Türkiye’yi Aydınlatan Fenerler’

“Köy Enstitüleriyle kapalı olan köylü hazinesi keşfolunmuştur...

Devamını Oku
15.04.2026
Anayasa böyle laikleştirildi

“Kanunlarımızı bugünün gereklerini, maddi zorunluluklarını göz önünde tutarak yapmalıyız. Memleketin maddi hayatı ancak bu şekilde kurtulur. (…) Onun içindir ki biz, her şeyden önce laikliğimizi ilan ettik. Kanunlarımızı ona göre yaptık. Şimdi de anayasamıza koymak istiyoruz…”

Devamını Oku
08.04.2026
II. İnönü Zaferi: ‘Milletin Kötü Kaderini Değiştiren Zafer’

“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletimizin makûs talihini (kötü kaderini) de yendiniz. Düşman çizmesi altındaki kara yazılı topraklarımızla birlikte bütün yurt bugün, en kıyıda köşede kalmış yerlerine kadar zaferinizi kutluyor.” (M. Kemal Atatürk, 1 Nisan 1921)

Devamını Oku
01.04.2026
Kurtuluş Savaşı'nda Nevruz Bayramları: “Ergenekon-Nevruz İlişkisinin Anlamı”

“Bugün Türklerin tarihi kurtuluş gününe yani Ergenekon’a tesadüf ettiği için Ankara’da sevinç gösterileri yapıldı...

Devamını Oku
25.03.2026
Atatürk'ün gözünden 18 Mart Deniz Zaferi

“18 Mart 1915 Deniz Muharebesi’nde… O gün sahil bataryalarımızda bulunan askerler, subaylar ve kumandanlar, gerçekten takdire değer bir fedakârlıkla; hani, cesaretin, tevekkülün, en üst düzey(in)de, sonuna kadar toplarını kullanmışlar, görevlerini yapmışlardır…”

Devamını Oku
18.03.2026
Atatürk, Kemalizm ve Üçüncü Dünya

“Doğudan şimdi doğacak güneşe bakınız... Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum...”

Devamını Oku
11.03.2026
Devrim Kanunları’nın gerekçesi

“Din ve ordunun siyasetle ilgilenmesi birçok kötülükler doğurur. Bu gerçek, bütün uygar uluslar ve hükümetlerce bir temel ilke olarak kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
04.03.2026
Laikliğin gerekçesi

“Çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanan en gelişmiş devlet şeklinin ‘Laik ve Demokratik Cumhuriyet’ olduğu kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
25.02.2026
Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”

Devamını Oku
18.02.2026
Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet

“Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laik Cumhuriyet esasında beraberiz...

Devamını Oku
11.02.2026
Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025