Mavi Egemenlik

Mavi Egemenlik

03.07.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

İki gün önce “Denizcilik ve Kabotaj Bayramı”ydı. Bu önemli bayramı gerçekten hakkıyla kutlayabildik mi? Maalesef hayır! Laik Cumhuriyetle kavgalı siyasal İslamcı iktidar döneminde bunu başarmak kolay olmuyor.

Peki, nedir kabotaj? Neden bir “Denizcilik ve Kabotaj Bayramı”mız var?

KABOTAJ

Kabotaj (fr. cabotage), denizde, burundan buruna, fenerden fenere seyir anlamına gelen İspanyolca “cabo” (burun) kelimesinden gelir. Kısaca kabotaj, “Bir devletin kendi limanları arasında yolcu ve yük taşıma (gemi işletme) hakkı” demektir. Kabotaj hakkı, denize kıyısı olan devletlerin kendi denizcilik sektörünü korumak ve geliştirmek, yoğun deniz trafiğine sahip sularda deniz emniyetini sağlamak amacıyla yaptıkları düzenlemelerin genel adıdır.

Kabotaj hakkına sahip olmak için önce güçlü ve tam bağımsız olmak gerekir; zayıf ve dışa bağımlı ülkeler, kabotaj hakkına da sahip değildir. Kabotaj hakkı “bağımsızlık” ve “egemenlik” göstergesidir.

OSMANLI’NIN KABOTAJ BAĞIMLILIĞI

Zayıf ve dışa bağımlı Osmanlı Devleti de denizlerinde kabotaj hakkına sahip değildi. Çünkü Osmanlı’nın yabancılara verdiği kapitülasyonlar, sadece karada değil, denizde de Türklerin elini kolunu bağlıyordu. Yani Osmanlı, kendi denizlerinde “kabotaj tekeline” sahip değildi. Bu nedenle Osmanlı’da Türk şirketlerine ait gemilerin faaliyetleri çok sınırlı kaldı. Yabancılar, Osmanlı’dan kopardıkları kabotaj hakkı ile Türk denizlerinde, kıyılarında, akarsu ve göllerinde deniz taşımacılığı yaptılar. Osmanlı limanları da ayrıcalıklı yabancı şirketlerin kontrolündeydi. Osmanlı, Türk sularındaki (deniz, nehir, göl) ulaştırmanın ve ticaretin büyük bölümünü (yük ve yolcu taşıma hakkını) ve önemli limanların işletmesini yabancılara vermişti.

Öyle ki Türkler, kendi limanlarını özgürce kullanamaz, kendi denizlerinde, göllerinde ve akarsularında ticaret yapamaz duruma gelmişti. Cumhuriyet öncesinde Türk denizleri, Türk kıyıları, Türk limanları Türk bayrağına hasret kalmıştı.

DENİZSİZ TÜRKİYE PROJESİ

Kaybedilen I. Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi, Türkiye’nin deniz gücünü tamamen yok etmeye yönelikti.

10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması’nın öngördüğü Türkiye de Anadolu’nun ortasında birkaç ile sıkıştırılmış küçük bir kara devletiydi. Sevr ile Türklerin denizle bağı tamamen koparılmak isteniyordu. Bu plan doğrultusunda Sevr’de Türkiye’nin deniz kuvvetleri yok ediliyor, balıkçılık ve polis hizmeti için yedi gambot, altı torpido dışında gemi bulundurulamayacağı belirtiliyordu. (Md. 181). Türkiye’nin savaş gemisi ve denizaltı yapması yasaklanıyordu. (Md.182,186). Türkiye’deki diğer gemilerin ve denizaltıların yok edileceği bildiriliyordu. (Md. 184) Ayrıca Sevr’de kapitülasyonların genişletileceği belirtiliyordu. (Md. 261) Yabancıların, Osmanlı limanlarını serbestçe kullanmaya devam edecekleri ayrıntılı olarak anlatılıyordu. (Md. 329-333). Kesim III’de “Deniz Ulaşımı Özgürlüğü” başlığı altında, “Kişilerin ve gemilerin dolaşımına (bazı özel durumlar hariç) hiçbir engel konmayacaktır” deniliyordu. (Md. 334). Alt-Kesim II’de “Uluslararası Limanlar” başlığı altında ise İstanbul Yeşilköy’den Dolmabahçe’ye, Haydarpaşa, İzmir, İskenderun, Trabzon gibi limanların uluslararası limanlar olacağı ve buralarda “serbest bölgeler” bulunacağı belirtiliyordu. (Md. 335). (Md. 336) Yani Sevr Antlaşması’na göre Türkiye’nin “kabotaj bağımlılığı” artarak devam ediyordu.

30 Ağustos 1922’de kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi sonrasında, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın, “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” emriyle Türk orduları 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. Böylece Türkler yeniden denize kavuştu.

LOZAN’DA KABOTAJ ZAFERİ

Kurtuluş Savaşı’nın ardından başlayan Lozan Konferansında Türkiye, hem kapitülasyonların kaldırılmasını hem de buna bağlı olarak kabotaj hakkını elde etmek istedi. Lozan’da 30 Kasım 1922 tarihli oturumda Hasan (Saka), “Türkiye’nin öteki devletlerle aynı koşullar altında, kendisi için ticaret özgürlüğü istemekte olduğunu” söyleyerek kabotaj hakkı istedi.

1921 Barcelona ve 1944 Chicago konvansiyonlarına göre devletlerin kabotaj yasağı koyması, devletler hukukunun genel ilkelerine aykırı değildi. Buna karşın Lozan’da Müttefikler, Türk deniz filosunun nitelik ve nicelik olarak yetersizliğini, hizmetlerin uluslararası standartlarda olmadığını, bu konudaki kanunların az ve yetersiz olduğunu, Osmanlı ile daha önce yaptıkları antlaşmaları ve Türkiye’deki büyük ekonomik yatırımları gerekçe göstererek Türkiye’ye kabotaj hakkı vermek istemediler. Ancak Türkiye kabotaj hakkını ele geçirme konusunda çok kararlıydı.

Lozan Konferansı, 2.5 aylık bir müzakere sürecinin ardından anlaşmazlıklar nedeniyle 4 Şubat 1923’te kesintiye uğradı. Türkiye Lozan’da kapitülasyonların tamamen kaldırılmasını istemiş, Müttefikler ise bu konuda Türkiye’nin kabul etmeyeceği bazı şartlar ileri sürmüşlerdi. Lozan Konferansı’na ara verildiğinde İktisat Vekâleti, 17 Şubat-4 Mart 1923 arasında İzmir İktisat Kongresi’ni topladı. Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), bu kongre ile yeni Türk Devleti’nin ekonomik bağımsızlığa ne kadar önem verdiğini herkese göstermek istiyordu. İşte o kongrede “kabotaj hakkının kazanılması” kararı da kabul edildi.

Lozan görüşmelerinin ikinci dönemi 23 Nisan 1923’te başladı. Lozan’daki Türk Heyeti Başkanı İsmet (İnönü), 12 Temmuz 1923’te, Uşi Şatosu’nda, kabotaj hakkı konusundaki anlaşma şartlarını Müttefiklere bildirdi. Buna göre 1. kabotaj tekeli, Ticaret Sözleşmesi onaylanmadan uygulanmayacaktır. 2. Yabancı gemilere 1923 Aralık ayı sonuna kadar kabotaj izni verilecektir. Lozan’da Türk Heyeti, kabotaj ve liman hizmetleri konusunda komisyona şu tasarıyı sundu: “Kabotaj ve liman hizmetleri (Lozan) Barış Antlaşması ile Ticaret Sözleşmesi’nin yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak Türk bayrağının tekelinde olacaktır. 1 Ocak 1923’te Türkiye’de kabotaj yapan, liman hizmetleriyle uğraşan (yabancı) işletmelerin faaliyetleri, anlaşmanın yürürlüğe konuluşuna kadar ve en geç 31 Aralık 1923 tarihine değin tamamıyla serbest bırakılacaktır.” Ayrıca Lozan’da kabotaj hakkı konusunda İsmet (İnönü) ile İtalyan, Fransız ve İngiliz temsilci heyetleri arasında karşılıklı mektuplar alınıp verildi. Türkiye, söz verdiği tarihlere kadar “kabotaj yasağı” koymayacağı konusunda bu ülkelere güvence verdi.

Çok açıkça görüldüğü gibi Lozan’da, 1 Ocak 1923 itibarıyla Türk limanlarında kabotaj hakkını kullanan yabancı ülkelerin, en geç 31 Aralık 1923’e kadar bu haktan yararlanacakları bildirilmiştir ki, bu, o tarihten sonra Türkiye’nin, yabancılara tanınmış kabotaj hakkına son vererek “kabotaj tekeline” sahip olacağı ve yabancılara “kabotaj yasağı” koyabileceği anlamına gelmektedir.

Sonunda Lozan’da tüm devletler Türkiye’nin kabotaj hakkını kabul ettiler.

24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması’na ek 24 Temmuz 1923 tarihli Ticaret Sözleşmesi’nin 9. maddesinde şöyle denilmiştir: “Türkiye, öteki Bağıtlı devletlerden her birine karşı ve öteki Bağıtlı Devletlerden her biri de Türkiye’ye karşı balık avcılığını, deniz kabotajını, -başka bir deyimle, ulusal ülkesinin bir limanından alınan malların, aynı ülkenin bir başka limanına deniz yolundan taşınmasını- ve liman hizmetlerini -başka bir deyimle, çekme (remorquage), kılavuzluk ve ne nitelikte olursa olsun her türlü iç hizmetleri- kendi ulusal bayrağının tekelinde tutma hakkını saklı bulundurmaktadır.” Böylece Türkiye, yüzyıllarca devam eden kabotaj bağımlılığından Lozan’da kurtuldu. Lozan, sadece karada değil, denizlerde de tam bağımsızlığı sağladı.

KABOTAJ YASASI VE SONUÇLARI

Türkiye, Lozan Antlaşması’nın onaylanması sonrasında -yeterli tek- nolojik altyapıya ve yeterli sermaye- ye sahip olmadığı için- bir süre daha yabancı bayrak taşıyan gemiler için “kabotaj yasağını” uygulamaya koy- madı. Hatta kabotaj yasağından son- ra da bazı özel şartlarla bazı yabancı ülkelere bazı izinler verdi.

TBMM, 19 Nisan 1926’da 815 sayılı “Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlarla Kara Suları Dâhilinde İcrayı San’at ve Ticaret Hakkında Kanun”u kabul etti. Bu yasa 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe konuldu. Bu “Kabotaj Kanunu” ile Türk liman ve iskeleleri arasında yük ve yolcu taşımacılığı Türk bayrağı taşıyan gemilere verildi. Ayrıca Türk karasularında balıkçılık ve diğer tür avcılık, kum ve çakıl çıkartma, batık çıkartma, dalgıçlık hizmetleri, arama, kurtarma, kılavuzluk, deniz balıkçılığı, deniz bakkallığı, limancılık ve liman işçiliği, gemi adamı olarak görev alınması gibi faaliyetler yabancılara yasaklandı ve kaptanlık, çarkçılık, kâtiplik, tayfalık, amelelik gibi hizmetlerin yapılması Türk vatandaşlarına bırakıldı. Yasa, Türkiye’deki nehirler ve göller için de geçerlidir.

29 Mayıs 1926 tarihli ve 865 sayılı “Ticaret Kanunu” kabul edildikten sonra 13 Mayıs 1929 tarihli ve 1440 sayılı yasa ile de Ticaret Kanunu’na “Deniz Ticareti” başlıklı ikinci kitap eklendi. Böylece kabotaj tekeli daha açık biçimde tanımlandı.

Kabotaj hakkının alınmasıyla Türkiye’de önce denizcilik faaliyetlerinde özel sektör desteklendi. Sonra 1930’larda yabancıların elindeki deniz taşımacılığının büyük bölümü ve limanların tamamı devletleştirildi. Önce 1937’de Denizbank, sonra onun yerine 1939’da “Devlet Deniz Yolları İşletme Genel Müdürlüğü” ve “Devlet Limanları İşletme Genel Müdürlüğü” kuruldu. Kabotaj Kanunu’nun kabul edildiği yıllarda Türkiye’nin güçlü askeri ve ticari filosu yoktu. Kabotaj tekeli sonrasında askeri ve ticari gemiler satın alındı ve yeni gemiler inşa edildi. Böylece Kabotaj Yasası sayesinde Türkiye’de denizcilik altyapısı ve deniz işletmeciliğinin temeli atıldı. Atatürk, donanma, deniz taşımacılığı ve su sporlarına büyük önem verdi; Türkiye’de bir denizcilik kültürü oluşturmak istedi.

Kabotaj Yasası’nın kabul edildiği 1 Temmuz, 1935 yılından beri “Kabotaj Bayramı” olarak kutlanmaya başlandı.

Sonuç olarak “Kabotaj Kanunu” herhangi bir yasa, “Kabotaj Bayramı” da herhangi bir bayram değildir; TBMM’nin Kabotaj Yasası’nı çıkarabilmesi için emperyalizme karşı önce bir bağımsızlık savaşı, sonra bir diplomasi savaşı kazanıldı. Bu sayede kapitülasyonlar kaldırılabildi ve kabotaj hakkı elde edilebildi. Böylece Türkiye, kendi denizlerinde, nehirlerinde, göllerinde tam egemenlik kurdu. İşte 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı bu “mavi egemenliğin” bayramıdır.

Yazarın Son Yazıları

Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”

Devamını Oku
18.02.2026
Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet

“Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laik Cumhuriyet esasında beraberiz...

Devamını Oku
11.02.2026
Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025
'Doğu Sorunu' devam ediyor! 'Kürt Sorunu mu Türk sorunu mu?'

İngiliz Müsteşarı Hohler, 27 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu...

Devamını Oku
06.08.2025
LOZAN: Onurlu Barış

Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında…

Devamını Oku
23.07.2025
Hedefteki Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır.

Devamını Oku
16.07.2025
Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 21 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını duyuran bildirinin, “O günün duygu ve anlayışına uyma zorunluluğundan kaynaklandığını” belirtmişti.

Devamını Oku
09.07.2025
Yaşasın laiklik

“Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil” (Uğur Mumcu- Cumhuriyet 1 Mart 1987)

Devamını Oku
02.07.2025
Atatürk’ün dünya barışını koruma formülü

Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, güneyimizde İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ediyordu ki, birden bire İsrail-İran Savaşı başladı.

Devamını Oku
25.06.2025
Sykes-Picot, Sevr, BOP ve Lozan

Şu gerçeği iyi görmek gerekir ki Sykes-Picot’tan Sevr’e, Sevr’den BOP’a, Türkiye’yi bölüp parçalamaya yönelik planların önündeki en güçlü kalkan Lozan Antlaşması’dır.

Devamını Oku
18.06.2025
Tek parti döneminde hac yasak mıydı?

1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı.

Devamını Oku
11.06.2025
Atatürk'ün Mirası Büyükdere Fidanlığı

Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1928 yılında İstanbul’da “Büyükdere Meyve Islah Enstitüsü” kuruldu...

Devamını Oku
04.06.2025
Lozan ve Kürtler

“Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla eştir. (…) TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ederiz.”

Devamını Oku
28.05.2025
1921 Anayasası ve Muhtariyet

“Vilayetler kendi başına bir devlet değildir. Amerika hükümeti müttehidesi gibi değildir. Her vilayetin haiz olduğu muhtariyet, mahalli işlere münhasırdır. O işler ki yalnız vilayeti alakadar eder. O işler o vilayetin işleridir.”

Devamını Oku
21.05.2025
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerine saldırmak

Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir.

Devamını Oku
14.05.2025
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

Devamını Oku
07.05.2025