Veysel Ulusoy

İki yönlü enflasyon ve nazlı büyüme

28 Mart 2021 Pazar

Siyaset ve ekonomide çalkantısız geçmeyen bir gün kalmadı artık. En azından hafta sonlarını hastaneler dahil tüm kamuda sakin geçiren toplum, artık hafta sonları görevden el çektirmeleri ve çok önemli bankalar ile bankacılık hakkında kararları da sıklıkla görmeye başladı.

Ne var bunda diyebilirsiniz ama aslında çok şey var.

Hâlâ serbest piyasa kurallarına sadık kalacaklarını vurgulayan, piyasada oluşacak denge ve dengesizliklere müdahalede bulunmayacaklarını açıkça ifade eden bir ekonomi yönetimi, sanki bunu söylememiş gibi yine bu hafta sonu devlet bankalarının karar mekanizmasında da köklü değişimlere gitti.

Aslında konumuz bu değil, çünkü bunlar sonuç...

Bizim nedenleri görmemiz, onları araştırıp ortaya koymamız gerekir.

Ekonomideki bozulmaların 2010 yılından sonra başlayıp, 2018’de doruğa ulaştığı dönemde, milli gelirde revize dışında, farklı bir büyüme yolu izlemedi ekonomimiz. Diğer bir ifadeyle zaten büyüdüğümüz kadar büyüdük. Adına da literatürde de geçen doğal büyüme dedik. 2018’den bu yana değişen en önemli faktör ise Merkez Bankası’nda eriyen rezervlerin yarattığı boşluktan kaynaklı bir döviz şoku ve ardından gelen üretimsizlik temelli enflasyon baskısı hayatımıza kalıcı olarak girdi.

İşte bu enflasyon baskısı son dönemdeki siyasi manevralarının da kaynağı oldu.

2018’de ekonomide yaşanan “ani duruş” sorununun arkasında plansız harcamaya dayalı kötü uygulamaların olduğunu tekrar etmeye gerek yok. İşin gerçeği, ani duruştan sonra yapılması gereken ekonomik planlamayı da sadece para piyasasında kredi hacmini genişletmeye dayalı olarak gerçekleştirme olarak algıladık. Burada iki aktörün davranışı enflasyonu yukarılara taşıyarak tüm dengeleri bozdu: Hükümet ve bankalar.

2018 yılına kadar nominal faizlerin milli gelirle beraber giden büyüme hızlarında, ani duruş sonrası ara açıldı ve faizler ekonomiden fazla büyümeye başladı. Milli gelirde yaşanan küçülme ya da nazlı büyüme telaşıyla kredi garanti fonu devreye sokuldu ve piyasalar beslenmeye başlandı. Bankaların da buna zorla yönlendirilmesi ile bu hacim daha da arttı. 

Peki, sonra ne oldu?

Aslında kaçınılmaz olanı gerçekleşti. Topluma pompalanan krediler “çok para ile az malı takip eden” bir ortam oluşturarak “enflasyon açığı” doğurdu. Toplam talebin milli gelirden (üretimden) bağımsız bu artışı, potansiyel milli gelir ile gerçekleşen üretim hızının arasını daha da açtı. Söz konusu kredilerin daha çok inşaat ve dayanıklı tüketim ürünlerine yönelmesi ile beraber milli gelirde gevşek büyüme/küçülme enflasyon açığını kalıcı olarak hayatımıza yerleştirdi.

Bu süreç 2020 Covid-19 sağlık krizi ile beraber otomatize oldu. Kendi kendini besleyen bir enflasyon, ardından gelen zorunlu faiz artışları ve toplam talep ve toplam arzda meydana gelen sürekli azalmalar birbirini takip etti.

Sözün özü, bu takip sürecinde yukarılara çıkan enflasyon önce yüksek faizin sonrasında da tüm görevden el çektirmelerin nedenidir. 

Not: Burada bahsedilen enflasyon oranı, resmi verilere dayalı olanıdır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Fason reform 14 Mart 2021