Ekonomik büyüme, enflasyon, dış ticaret verileri gibi birçok göstergenin bir görünen bir de görünmeyen yanı vardır. Görünen kısmı bize ilk sunulduğunda gürültü eşliğinde tartışılıp etkisi kısa sürede söner. Görünmeyen kısmı ise özellikle bizim gibi ülkelerde tüm etkisi ile piyasaları yakar geçer.
İşsizlik ve istihdamın görünmeyen kısmı maalesef sönmeyen bir yangın yeri. Bu yazımızda bu ortamın özelliklerini ele alıp uzun süreli ve kalıcı bir toplam işsizliğin yine kalıcı bir ekonomik depresyonla nasıl eşanlı gittiğini analiz edeceğiz.
Önce isterseniz o klasik işsizlik verilerinin analizi ile başlayalım.
İşsizlik oranı tanım itibarıyla işsiz sayısının toplam işgücü içindeki payıdır. İnanılmaz bir şekilde bu pay (oran) son yıllarda sanki cetvelle çizilmiş bir grafik görünümü ile yüzde 8.5’te sabitlenmiştir (grafikteki en alt çizgi).

İşsizlik (Kaynak: TÜİK)
İşsizliğe en basit yaklaşımla baktığımızda, buraya kadar her şeyin normal olduğu söylenebilir. Durağan bir görünüme sahip olan bir zaman serisine göre ülkemizdeki manşetlere konu olan bu işsizliğin çok da sorun olduğunu söylemek doğru değildir. Hele de enflasyonun yarattığı hayat pahalılığı ve onun yakıcı rolüyle karşılaştırdığımızda işsizlikteki bu sakinliğin ülkemiz için bir lüks gösterge olduğu söylenebilir.
Ancak bu istatistik buzdağının görünen yüzü.
Esasında işsizlik sadece tek oranla hesaplanmaz, yorumlanmaz.
İşsizlik bize verilen bir oranın ötesinde, enflasyonda olduğu gibi toplumsal etkisinin de kapsandığı birkaç farklı ölçü ile hesaplanır. Resmi işsizlik oranı genel olarak bize “işi olmayanları” gösterir. İşsizliğin hesaplanan ama görünmeyen kısmında ayrıca tam zamanlı çalışmak isteyip yeterli saat bulamayan kişilerin de kapsandığı bir işsizlik oranı daha vardır.
Tek başına okunduğunda istikrar hikâyesi anlatan yalın işsizlik oranı bu eksik istihdam ile beraber alındığında 8 olan oran yüzde 19’lara çıkıyor.
Çalışıyor gibi görünen ama tam zamanlı iş bulamayan, geliri yetmeyen, geçici işlere tutunan büyük bir kitlenin istatistiğidir bu. Bu, işsizliğin azalmasından çok, işin niteliğinin bozulduğunu gösteren veridir.
Daha çarpıcı olan ise işsizlerle potansiyel işgücünü kapsayan gösterge. Bu oran en son yüzde 20’lerde seyretmektedir. Başka bir ifadeyle, her beş kişiden biri ya işsiz ya da çalışmaya hazır olduğu halde iş aramaktan vazgeçmiş durumdadır. Bu artış, ekonomide sorunun istihdam yaratmakla sınırlanmayacağını, işgücü piyasasında ümidin, bekletinin ve bağın koptuğunu anlatıyor bize.
En geniş çerçeve ise atıl işgücü olarak adlandırılan işsizlik türü. Bu potansiyel işsizlik diğer adıyla.
Kasım 2023’te yüzde 23 civarında gerçekleşen oran şimdilerde yüzde 30’lara gelmiştir. Toplam potansiyel işsizliği gösteren bu grup asıl alarm veren orandır.
Bu yapısıyla sadece işsizliği değil, ekonominin boşa akan insan gücünü görmekteyiz bu kapsamda.
Ülkemizde çalışabilir, ya işsiz ya eksik çalışıyor ya da çalışmaya hazır olduğu halde ekonominin dışında tutuluyor.
Bu esasında geçici bir dalgalanma değil yaklaşık on yıldan bu yana alarmları ile sosyal refahımızı etkileyen bir bunalımın resmi olarak yaşamımızda yerini alıyor.
Sorun bu yapısıyla görünümde değil buzdağının altındaki derinliklerde.
İnsanlar hem işsiz kalıyor hem işe tutunamıyor, geçinemiyor hem de iş aramaktan vazgeçiyor. Ekonomi, emek kaybını işten çıkararak değil, insanları yavaş yavaş piyasanın kenarına iterek yolunu aramaya çalışıyor.
Hal böyle olunca sadece günümüzün değil, yarının, yarınların da sorunu haline geliyor işsizlik. Atıl kalan emek, zamanla beceri kaybına, gelir erozyonuna ve toplumsal umutsuzluğa dönüşüyor. Bu yapısıyla sorun istihdam yaratmaktan öte yaratılan işin yaşatıcı olup olmadığı konusuna geliyor.
Bu yüzden yüzde 29’lara dayanan toplam işsizlik yalnızca bir oran değildir. Yaklaşık 10 yıldır süren ekonomik çöküntünün insanlarda bıraktığı yorgunluğun, vazgeçişin ve bekleyişin toplamıdır.
Özetle, her kriz, potansiyel işsizliği biraz daha büyütür. Potansiyel işsizlik büyüdükçe yeni krizlerin toplumsal zemini genişler. Ekonomi böylece rakamlarla değil, hayatları askıda kalan insanlar üzerinden kendini tekrar eden bir kırılmaya sürüklenir.