Adalet bir arpa boyu ilerlemedi

Lice’de 1993’te Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikastı ile resmi kayıtlara göre 16 kişinin öldürülmesiyle ilgili davanın yeniden görülmesine İzmir’de başlandı.
Yayınlanma tarihi: 2 Nisan 2015 Perşembe, 11:17

[Haber görseli]

1993'ün 22 Ekim sabahı Diyarbakır'ın Lice ilçesinde yaşayanlar biraz bildikleri, biraz da hiç bilmedikleri bir güne uyanmıştı. 11 saat ateş kesilmedi, kimi iki yaşını doldurmamış çocuk, 14 sivil hayatını kaybetti. "Çatışma" denemez, karşılık verildiğine dair delil yok. Jandarma, emniyet ve cezaevi istikametinden geliyor bütün ateş.

Iki de rütbeli asker ölmüştü: Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Bahtiyar Aydın ve Jandarma Uzman Çavuş Yüksel Bayar. 23 yılın ardından avukatlar da, mağdur yakınları da sadece iki şüpheli olmasından yakınıyor: Tünay Yanardağ ve emekli albay Eşref Hatipoğlu. Onlar kimden emir alıyordu, kimle çalışıyordu? Lice'de yaşananlar neyin sonucu ya da neyin başlangıcıydı? Tam da bu yüzden mağdur avukatları mahkeme heyetinden, sıradan bir dava görmelerini değil geçmişle yüzleşme komisyonu gibi davranmalarını talep ediyordu. Kontrgerilla yapılanmasının aydınlığa kavuşmasını, hepsinin insanlığa karşı suç olarak değerlendirilmesini istediler.

O şarapneller aslında salonda

Kimlerle aynı salondayım? O gün kömürlüğe gizlenmiş öğrencilerden biri içeride, kendisi gibi öğretmen olan kocası yanında vurulup ölüsünü ancak ertesi gün alabilen bir kadın, onun o sırada 16 aylık olan kızıyla geçirdiği o gece bu salonda. Helikopterle ilçe merkezinin tarandığını, eldivenli askerler tarafından avuç avuç beyaz bir toz atılan evlerin nasıl tutuştuğunu görenler burada. Kürt bir askerin "Kaçın, ilçeyi yakacaklar, canınızı kurtarın" dediğini duyanlar, "Ay baba ayağım" diyen çocuğunu dibinde kan kaybından kaybeden babalar, mavi ilkokul önlüğüyle ölenlerin o günden beri en fazla yaşar gibi olan anneleri, korkudan yakınlarının cenazesine dahi gidemeyenler zar zor İzmir'e gelmişler duruşma için.

Zerife Cantürk gibi hâlâ bacağında, belinde o günün şarapnelleriyle yaşayanlar, gözleri en son o gün görenler, onların akrabaları, komşuları burada. Binlerce kilometreden gelemeyen varsa da buradalar.

Evinin içine roket, tank mermisi girenler, duvarlarında soba borusu kadar delikler açılanlar, panzerden taranan yedi koyunu ziyan olmasın diye keserken, tutuşan barakasını söndürmeye çalışırken ateş altında kalıp öleyazanlar, hepsinin o günkü korkusu, öfkesi burada.

Dosyada iddiayı kanıtlayacak delil, tanık bulunmamasına rağmen tüm bunların sorumlusunun PKK olduğunu söyleyen iki sanık peki? Tünay Yanardağ gribal enfeksiyon ve zatürre, Eşref Hatipoğlu da böbrek sorunu nedeniyle salonda değil.

Diyarbakır Baro Başkanı avukat Tahir Elçi, davanın önce Eskişehir'e, sonra İzmir'e nakledilmesinin suç olduğunu söylüyor önce. Elçi gibi mağdur vekili olan Fethi Gümüş de, Yunus Muratakan da olayların aynı zamanda şahidi. O zaman yedi yaşında olan ve helikopterden açılan ateşten şans eseri kurtulan Muratakan o zaman yedi yaşındaymış. Sonra avukat olmayı seçmesinde tüm bunların etkili olabileceğini söylüyor. Kültürel ve tarihsel açıdan simge olan Lice'nin özellikle, planlı biçimde yok edilmek istendiğini düşünüyor.

'23 yıldır bu anı bekledim'

Iddianamede adı geçen ya da geçmeyenler hikayelerini anlatarak müdahilik taleplerini dile getiriyor. Ağır ama gerçek. Az evvel koridorda o gün öldürülen üç çocuğundan birinin beyninin duvara nasıl yapıştığını anlatan Zerife Cantürk ağlarak ifade veriyor içeride de. öldürülen bir kardeşi onun adıyla yazıldığı için Mizgin Cantürk yıllarca ölü gözükmüş, onunla uğraşmış mahkemelerde bir de.

O dönem Lice'nin en yüksek binası da olan PTT'de çalışan Yahya Yiğitel, "23 yıldır bu anı bekledim" diyerek heyecanla anlatıyor gördüklerini. Askerlerin tüm ilçenin iletişimini kesmesini istediklerini, Bahtiyar Aydın'ı, aynı gün öldürülen uzman çavuşun vurduğu iddiasını... "Hafifledim" diyerek çıkıyor salondan.

Öldürülenlerin arasında bir generalin varlığı, üstelik Aydın'ın Eşref Bitlis'in ekibinden ılımlı bir general olarak bilinmesi bu dosyayı katmerli hale getiriyor. Lice Katliamı'nı anlamak ve yargılamak hakikaten "eski" denilen Türkiye'yi, eskinin "yeni" kılığında nasıl yaşadığını ortaya çıkarabilir. Böyle bir irade olsa tabii.

A+ A-

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Eşref Bitlis