Cumhuriyet, reşitim diyenlerin idaresidir
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Cumhuriyet, reşitim diyenlerin idaresidir

03.11.2018 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Bir devlet şekli olarak ilk kez Romalılarla birlikte var olan cumhuriyet düşüncesi, Fransız İhtilali ile birlikte modern bir içerik kazanmış; halk/millet egemenliğine dayanan, bu nedenle demokrasiyi de içeren bir kavram olarak kullanılmıştır. Cumhuriyetin gereği olan millet/halk egemenliği düşüncesi, 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı aydınlarının da ilgisini çekmiş ve dönem içinde halk egemenliği demokrasi ile eşanlamda kullanılmıştır. Ancak egemenliğin Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olarak halife/sultanda görüldüğü Osmanlı sisteminde yönetim biçimi olarak cumhuriyet zararlı bulunmuş, İslam devletlerindeki biat/bey’at yönetimi, yani tahta çıkan hükümdarın buyruğuna/ ulu’l emre uymayı kabullenme, halkın, egemenliğe katılımı olarak değerlendirilmiştir. Öyle ki 1909 yılında anayasada padişahın haklarını sınırlayan değişiklikler yapılmak istendiğinde kimi milletvekilleri her şeyi halkın temsilcilerine veriyorsunuz... bu cumhuriyet demektir biz Hanedan-ı Âli Osman’dan memnunuz, cumhuriyet istemiyoruz diyerek değişikliğe itiraz etmişlerdir. Anayasa değiştirilip padişahın hakları kısıtlandığında da cumhuriyetçi olmak, iktidar ile muhalefetin birbirini suçlama aracı olmayı sürdürmüştür. Öyle ki muhalefetteki Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin suçlamaları karşısında İttihat ve Terakki’nin kimi üyeleri savunmaya geçerek cumhuriyetçi olmadıklarını ispatlamaya çalışmıştır.

Mustafa Kemal’in farkı
Mustafa Kemal’in çağdaşlarından farkı da buradadır. Aynı tarihlerde genç bir subay olan Mustafa Kemal (Atatürk), Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin Selanik Şubesi’ni açarken (1909) köhneleşmiş çürük idareyi yıkmak; vatanı kurtarmak için milleti hâkim kılmak gerektiğine işaret ederken biattan yana değil cumhuriyetten yana tavır almıştır. Daha öğrencilik yıllarından başlayarak Cumhuriyet sözcüğünü halk/millet egemenliğine dayanan ve demokrasiyi de içeren bir kavram olarak benimsemiştir. Kazım Özalp’ın aktardığına göre Sofya Ataşemiliterliğine gitmeden önceki günlerde “Bu hanedandan ülkeye hayır yoktur. Diktatörlük ulusları mutlu ve gönençli kılmaz. Devletin esasını cumhuriyet ilkelerine göre hazırlamak gerekir” diyerek cumhuriyetçi duruşunu bir kez daha ortaya koymuştur. 22 Mayıs 1919’da, Sadrazamlık makamına gönderdiği raporda, Millet yekvücut olup, hâkimiyet esasını, Türklük duygusunu hedef ittihaz etmiştir derken de milliyetçiliğin zorunlu sonucu olarak cumhuriyetçiliğe vurgu yapmıştır. Cumhuriyetçiliği, gerçek milliyetçiliğin ve gerçek halkçılığın hukuki ifadesi olarak görmüştür.
Bağımsızlık mücadelesi sırasında kimi devrim adımlarını güvendiği kişilerle paylaşan Mustafa Kemal Paşa yeni Türkiye’nin siyasal rejiminin cumhuriyet olacağının ilk işaretini Erzurum’da vermiştir. Mahmut Esat (Bozkurt) 1934 yılında Atatürk tarafından görevlendirildiği İnkılap Derslerinde okutmak üzere cumhuriyet sözünün ilk önce nerede, ne biçimde ve kimler arasında söylediğini Mustafa Kemal Paşa’ya sormuştur. Paşa, günü gününe bütün olayları not ettiğine dikkati çekerek yanıtı Mazhar Müfit (Kansu) Bey’den almasını isteyince Mahmut Esat şu mektubu kaleme almıştır: Erzurum Kongresi’nde aşırı millet egemenliği pek açıktır. Cumhuriyete kadar yol veren bir millet egemenliği. Fakat o sırada Şef ne düşünüyordu. Bu konuda açık bilginiz var mıdır? Vermek lütfunda bulunacağınız karşılık tarihe yardımcı olacaktır” Mazhar Müfit Bey ise Mustafa Kemal Paşa’dan izin aldıktan sonra 20 Temmuz 1919’da Erzurum’da hükümetin cumhuriyet olacağını öğrendiğini açıklamıştır.
Mustafa Kemal Paşa’nın bu konuda ikinci paylaşımı 1921 yılı Mayıs ayında Şehzade Ömer Faruk Efendi’nin Milli Mücadele’ye katılmak üzere İnebolu’ya gelişinde yaşanmıştır. Mahmut Esat, Mustafa Kemal Paşa ile arasında geçen konuşmayı 1934 yılında İnkılap Enstitüsü’nde verdiği derste şöyle aktarmıştır: Harekâtı milliye sırasında şef bir gün beni çağırdı. İstasyonda mütevazı odasında oturuyordu. “Zonguldak’a Ömer Faruk gelmiş haberin var mı,” diye sordu. Hayır! cevabını verdim. “Buraya gelsin mi?” dedi. Siz nasıl isterseniz öyle olur. Ben casus olmasından korkarım, dedim. İşte, o zaman bana bu hanedanı mevzuu bahsederek: “Bir daha bu milletin başına gelemeyeceklerdir. Çünkü cumhuriyet olacaktır, demiştir”.

Cumhuriyet düşüncesi
Kurtuluş Savaşı sırasında kamuoyu yaratmak üzere Sivas’ta çıkarılan gazeteye İrade-i Milliye (1919), Ankara’da çıkarılan gazeteye Hâkimiyet-i Milliye (1920) isimlerinin verilmesi de rastlantı değil, millet egemenliğine olan inancının yansıması, cumhuriyet düşüncesine bağlılığının ifadesidir. Bu ifade hukuki yansımasını 1921 Anayasası’nda (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) bulmuştur. Türk ordusu İnönü önlerinde Yunan, Kütahya önlerinde, Ethem güçlerinin eşzamanlı saldırısını püskürtüp zaferini yeni anayasa ile taçlandırırken TBMM de “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek Türkiye’de halk cumhuriyetinin kurulduğunu ilan etmiştir. Böylece sultanların hak ve yetkileri Türk milletine geçmiş, milletin geleceğini oyuncak edinen saray dönemi son bulmuş, Türk halkı efendilik tacını takmıştır. Türk milletinin temsilcisi olan TBMM, bu tacı kimseyle paylaşmayacağına olan kararlılığını 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırarak ortaya koymuştur. Saltanatın kaldırılması ile yaratılmaya çalışılan Devlet başkanlığı sorunu Lozan görüşmelerinin kesildiği o günlerde netleştirilememiş, çözüm önerisi antlaşmanın imzalanmasından sonra yine Mustafa Kemal Paşa’dan gelmiştir. Hasan Rıza Soyak’ın belirttiğine göre, 1923 yılı Temmuz sonunda Adalet Bakanı Seyit Bey’e gönderdiği anayasa değişikliği taslağı ile devlet başkanına cumhurreisi sanı verilmesini ve cumhurreisinin TBMM’nin kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilmesini öngörmüştür. Taslak büyük olasılıkla seçimlerin yenilenmesi sürecine denk geldiği için ele alınamamış, ancak Mustafa Kemal Paşa Cumhuriyet düşüncesini 22 Eylül 1923’te Neue Freie Presse gazetesi muhabiri J. Hans Lazar’a verdiği demeçte şu cümlelerle ifade etmiştir: Yeni Türkiye Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun ilk maddelerini size tekrar edeceğim: ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. İcra kudreti, kanun yapma salahiyeti, milletin yegâne hakiki temsilcisi olan Meclis’te tecelli etmiş ve toplanmıştır.’ Bu iki maddeyi bir kelime ile özetlemek mümkündür: ‘Cumhuriyet’.

Ankara başkent olacak
Mustafa Kemal Paşa aynı demecinde Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin payitahtıdır vurgusunu yaparak da iki tartışmalı konuya, hem dünya hem de Türk kamuoyu önünde bir kez daha açıklık getirmiştir. (Ankara bu konuşmadan 21 gün sonra 13 Ekim’de başkent olacaktır)
Anadolu’da Yeni Gün gazetesi de daha 8 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanını Cumhuriyet İdaremiz Açıklanacak, Yakında İlan Olunacaktır başlığı ile duyurmuş, yeni projenin yasama ve yürütme yetkilerini yine mecliste bıraktığına işaret ederek millet hâkimiyeti vurgusunu yinelemiştir. Yunus Nadi Bey de aynı gün kaleme aldığı Esastan Tekâmül/Olgunlaşma isimli başmakalesinde Kanun-u Esasi ile Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu egemenliğin kullanılışı açısında analiz etmiştir. Bu çerçevede; ilkini yaratan koşulların ülke dışından geldiğine, ikincisinin milletin vicdanından ve ihtiyacından doğduğuna işaret eden Yunus Nadi, bu nedenle ilkinde egemen olan unsurun hükümdar ve hükümet ikincisinde egemen unsurun ise millet olduğunu vurgulayarak cumhuriyetin millet hâkimiyetinin zorunlu sonucu olduğuna işaret etmiştir. Yunus Nadi aynı makalede 1921 Anayasası’nın eksik olduğuna da dikkati çekmiştir ki Mustafa Kemal Paşa da aynı kanıdadır. Zira, 22 Eylül 1923 tarihli demecinde; Yeni Türkiye’nin yenilenmesi bitmedi. Anayasa son biçimini almadı. Değişen koşullara göre anayasada ve yasalarda bazı değişiklikler yapılacak derken kullandığı bir cümle son derece önemlidir. Türkiye bugün mevcudiyet ıtıbarıyla neyse, çok kısa süre içinde şeklen de o olacaktır.

Devletin hükümet şekli Cumhuriyettir
Bu cümle iki gerçeğin ifadesidir.
• Türkiye devleti mevcudiyet itibarıyla zaten cumhuriyettir
• Türkiye Cumhuriyeti en kısa sürede anayasal nitelik kazanacaktır.
Diğer bir değişle Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili gerçeğin geriye yalnızca açıklanması kalmıştır. 29 Ekim 1923 günü TBMM’nin 1921 Anayasası’na Türkiye devletinin hükümet şekli cumhuriyettir hükmünü eklemesi ile gerçekleştirilen bu değişikliğin; bazı maddelerin açıklama yolu ile değiştirilmesi olarak nitelendirilmesi de bilinçli bir tercihtir. Böylece, yapılan işlemin yalnızca açıklama olduğu bir kez daha vurgulanmış, Türk Cumhurluğu resmen kurulmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile ülküdaşlarının Cumhuriyet yönetimini millet egemenliğinin en gelişmiş şekli olarak görmeleridir ki Türkiye Devleti’nin siyasal rejim yönünden gerçek adını almasını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağlamıştır.
Türk milleti, vasiye gereksinimi olmadığı için Cumhuriyeti ilan etmiştir. Zira Cumhuriyet reşitim(!) diyen milletlerin idaresidir. Cumhuriyet aynı zamanda demokrasinin belli başlı şartlarından biridir. Cumhurluğu/ Cumhuriyetçiliği kabul etmemiş demokrasilerin egemenlik yanları eksiktir. Çünkü Cumhuriyet, Türk milletini onurlu ve saygın bir mevkie ve refaha kavuşturacak, kişisel ve baskıcı rejimin önünü tıkayacak tek yönetim biçimi olarak değerlendirilmiştir. Cumhuriyet, Türk halkının geçirdiği büyük mücadelelerin sonunda elde ettiği ulusal kazançların en üstünü ve en kıymetlisi, milli egemenlik idealinin en iyi ve en emin surette temsilini sağlayan devlet şekli olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle anayasa, cumhuriyet şeklinin TBMM tarafından bile değiştirilmesi hakkını tanımamış ve hatta bunun teklifini ve tartışma olanağını da ortadan kaldırmıştır. Cumhuriyete karşı olmak, Cumhuriyetçilik ilkesini yok saymak da millet egemenliğine karşı olmak ve milleti yok saymakla eşgörülmüştür.  

Doç. Dr. Şaduman Halıcı

Yazarın Son Yazıları

Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026
Asya üretim dengelerinde yeni dönem - Gözde Dizdar

Bangladeş’te bugün yapılacak genel seçimler, yalnızca iç siyaseti ilgilendiren bir gelişme değil; güney ve güneydoğu Asya’daki üretim ve ticaret dengeleri açısından da yakından izlenen bir sürece işaret ediyor.

Devamını Oku
12.02.2026
Şiddet sarmalındaki çocuklarımız - Mustafa Gazalcı

Şiddete uğrayan, sömürülen çocuklara geçen günlerde bir de acımasızca öldürülen çocuklar eklendi.

Devamını Oku
12.02.2026
Başkanların serüveni… - Celal Ülgen

Ülkemizde daha önce eşi görülmemiş bir belediyeler krizi yaşanıyor.

Devamını Oku
11.02.2026
Kamusal aklın kurumları - Serhat Saatci

Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.

Devamını Oku
10.02.2026
Grönland iklimi - Hakan Reyhan

2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.

Devamını Oku
10.02.2026
'İktidarın kara düzeni dağılacak!'

“Reform yılı” hayırlı, uğurlu olsun. İktidarın açıkladığına göre 2026, “reform ve şahlanış” yılı olacakmış.

Devamını Oku
09.02.2026