Yargı, hukuk düzeninin sağlanması amacıyla devletin mahkemeler aracılığıyla yerine getirdiği işlevdir. Amaç doğruyu ortaya çıkarmak, adaleti sağlamaktır.
Devletin iki temel görevi, iç-dış güvenlik ve yargıdır. Devletin bekası için bu iki görevin, işlevin yetkin şekilde yerine getirilmesi gerekir.
Murphy yasalarından denir, gömleğin ilk düğmesini yanlış iliştirirseniz, tüm düğmeler çarpık bağlanır, gerçeği yargı için de geçerlidir.
CHP’li belediye başkanlarıyla ilgili yargılamada ilk düğme yanlış bağlanmış; yanlışlıklar da sürmektedir. CHP’liler de adiltemiz yargılanmaya karşı çıkmaz. Ancak görevlerinden de alındıktan sonra, adil, hukuki prosedür, adli kontrol koşulu ve yurtdışına çıkma yasağı ile tutuksuz yargılanmalarıdır. Yargılamaya böyle yanlı, potansiyel suçlu sayarak peşin hürriyeti bağlayıcı ceza ile başlanmışsa gerçekten yolsuzluk olsa bile kamuoyu ikna edilemez, yargıyı kişisel amaçlı siyasal araç olma suçlamasından kurtaramaz.
Yargıya güven konusu, kamuoyu anketleriyle irdeleniyor. Anket, eksikliği olan bir araştırma yöntemidir. Denek seçimi, deneklerin davranışları sonucu etkiler. Denekler, beklentileri, kaygılarıyla sorulara farklı yanıtlar verebilir, gerçek düşünce ve tercihlerini yansıtmayabilirler. Yargıya güvensizlik gerçekte anketlere yansıyanlardan çok daha derindir.
İtiraf, etkin pişmanlık, tanık, gizli tanık gibi kuşkulu deliller somut kanıtları olmadıkça tatmin edici değil, takdiridir. Delil olarak itiraf, tanık, gizli tanık uygulaması, yargılama kalitesini Taliban düzeyine indirmektir. Ancak Afganistan’da da itiraf, tanık temel kanıtlar olarak kabul edilmektedir.
“Kin ve düşmanlığa alenen tahrik” gibi takdiri suçlamalar, herkes hakkında yapılabileceği gibi, savcılar da hazırladıkları iddianameyle zamanla böyle bir töhmet altında kalabilirler.
Düzenlemelerin hukuk devleti, yargı bağımsızlığı amaçlı olması gerekirken son atamalar farklı girişimlerin sinyallerini vermektedir. Ziya Paşa’nın adalet konusundaki özdeyişini anımsatıyor:
“Kadı ola davacı ve muhzır (mübaşir) dahi şahid/
ol mahkemenin hükmüne denir mi adalet”
Ülke, yargı bağımsızlığı, hukuk devleti olma yönünde 1950’lere, Demokrat Parti dönemine geri döndü.
1950’lerde de yargı eliyle rejim değişikliğine gidiliyor. CHP’yi kapatma girişimleri yapılıyor. Muhalefet cezalandırılıyor, kamuoyu baskı altına alınıyor, anayasa ihlalleri yapılıyor, gazetecilere, politikacılara cezaevleri yolu görünüyordu. Günümüzde de 1950’ler yeniden yaşanıyor.
Sağcı partiler kendi bekaları için iktidarı ele geçirdikten sonra gitmemenin her türlü yolunu arıyor, deniyor. Günümüzde bu gerçek görülmedi. Geliş çok önceden, kuruluşu kolay diye çok sayıda hukuk fakültesi açılırken, yetersiz eğitim programı müfredat, eksik öğretim kadrosuyla eğitim yapılırken; düşük puanlı öğrenci alınırken, bazı vakıf üniversitelerinde garip notlama uygulanırken öngörülmüş; yazılmış; ancak kişisel egolar, beklentiler, gösteriler ağır basarak sorun ağırlaştırılmıştır. Çıkış yolu eğitim, eğitimin kalitesini yükseltmektir. Birey her yaşta, her konumda eğitim alabilir. Eğitimin sınırı yoktur. Yargıtay, eğitim eksikliğini giderebilmek için kapsamlı eğitim programları düzenleyebilir, uygulayabilir. Yargıçlar da eğitim alabilir, mülakata girebilir, eğitim almak küçümsenemez.
Dış politikayı da içeren güvenlik, yargı bağımsızlığı, gençliğin yetiştirilmesi, ülkenin temel beka sorunlarıdır. Kamuoyunun kişisel beka değil, ülkenin bekası konusunda duyarlı, çözümüne özenli olması gerekir.
Politikayı, kişisel değer yargılaması milli ve manevi değerler, çıkarları da toplumun çıkarları olarak göstermek, uygulaması olmaktan çıkarmak, gerçekten ülkeye hizmet amaçlı olmaktır.