Köşe Yazısı

A+ A-

YSK kararı: Hukuk ortaçağı!

26 Mayıs 2019 Pazar

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) gerekçeli kararına, “Akıl sağlığımızla alay ediyor” demekle, bütün boyutlarını sıralayıp, “Ortaçağ karanlığı ile hukuk devleti çabası karşı karşıya gelmiş” demek arasında geniş bir yelpazede bakılabilir.
Birinci uçtan başlayalım... Öylesine yığma bir karar ki; yedi üye gerçeğin anlaşılmaması için her şeyi koymuş. AKP’nin aklı zorlayan iddiaları ayrıntılı olarak yazılıp, onların üzerinden karar oluşturulmuş. AKP’nin olağanüstü itiraz başvurusunu yaptığı 16 Nisan’dan sonra 44 sayfalık dilekçeyi satır satır irdeleyip şu yorumu yapmıştık:
“AKP, YSK’ye, ‘Elimde somut delil yok ama, hapisteki seçmenden kısıtlı seçmene, sandık kurulu başkanlarından sayım-döküm cetvellerine kadar her şeye bak, küçük-büyük bulduğun bütün hataları sırala, kararına gerekçe yap’ demiş...”
Dilekçe; AKP’nin YSK’yi belge bulmak için memur etmesinden başka bir şey değildi.
YSK, bu memuriyetini yerine getirmiş, bulabildiklerini gerekçe yapmış.
“15 bin kısıtlı seçmen oy kullandı” dediler, 706 çıktı. “Sayım-döküm cetveli usulsüz olan sandık sayısı 9 bin” dediler, 108 çıktı. “6 bin 500 sandıkta başkan kamu görevlisi değil” dediler, 754 çıktı...
Bunların da seçim sonuçlarını etkilemediği 4 üyesinin 38 sayfalık muhalefet şerhinde tek tek anlatılıyor...

***

İstanbul’da 31 bin 186 sandıkta 10 milyon 500 bin seçmenin oy kullandığı dikkate alınırsa, örneğin oy kullanmaması gerektiği halde kullanmış görünen 706 seçmenin en azından bir bölümünün imza yerinde kayma olabileceği, önceki seçim deneylerinden de biliniyor.
764 sandık kurulu başkanının kamu çalışanı olmaması nedeniyle seçmenin oyu nasıl etkilendi? Bu sorunun cevabı yok.
Her şey bir yana, AKP’nin 31 Mart günü sandıkların başında 45 bin görevlisi vardı. Bugüne dek bir tek AKP’li sandık görevlisi çıkıp, “Benim bulunduğum sandıkta kamu görevlisi olmamasından kaynaklanan nedenle şu şu sakıncalar yaşandı” demedi.
AKP, genel başkanından başlayarak koro halinde sesleniyor:
“YSK hırsızlığı tescil etti...”
Hırsız kim?
Belli değil...
Ne kadar oy çalmış?
Belli değil...
Hangi yöntemle çalmış?
Belli değil...
Bu durumda ortaya şu çıkıyor:
Bilinmeyen hırsızlar, bilinmeyen yöntemlerle, ne kadar olduğu bilinmeyen miktarda oy çalmış!
Biliyoruz çok zor ama, kamu görevlisi olmadığı halde sandık kurulu başkanı olanlardan 50’si çıksa, haydi bu çok diyelim 20’si, olmadı 5’i, dese ki:
“Ben şu sandıkta görev aldım. Hiçbir usulsüzlüğüm yoktur. Şahsımın adının hırsızlıkla anılmasını kabul etmiyorum...”
Demokrasi böyle yerine oturur...

***

Bu koşullarda ne yapacağız?
31 Mart seçimleri, “Bu iktidar sandıkla gitmeyi kabul etmez, bir yolunu bulur” algısını yıktı.
Ancak YSK’nin İstanbul seçimini açıklayamadığı gerekçelerle yenileme kararı ile birlikte bu kez şu algı tehlikesi var:
“Bu iktidar sandıkta kaybetse bile YSK’de kaybetmez...”
YSK’nin 11 üyesinden 7’sinin müzakere bile etmeden, karara koyacağı gerekçelerin tümünü öteki üyelerle paylaşmadan böyle bir yolu açması ne yazık ki, o tehlikeli algıyı besliyor.
Bütün bunlara karşın, sandık için direnmek, sandıkta başarı elde etmek için çalışmak, halkın sandığa yönelik beklentisini diri tutmak gerekiyor.
Gerekçeli kararın açıklandığı 22 Mayıs’tan bu yana yeni fısıltı dalgaları, olasılık hesapları, hava durumunu andıran 23 Haziran sonrası tahminleri yayılmaya başladı. Bu da iki uç; bir yanda şu:
AKP, 23 Haziran’dan sonra dağılacak...
Öteki de şu:
Ne olursa olsun AKP İstanbul’u vermeyecek!
Bu duyguların dışında, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla oturması için çalışmak gerekiyor.
YSK’nin 7 üyesi “dünya dönmüyor” dedi...
Ortaçağ karanlığına teslim olamayız...

Tümü Mustafa Balbay - Son yazıları

Önce insan... 26 Haziran 2019 Çar
Saray değil, millet kazandı... 25 Haziran 2019 Sal
Şimdi sıra başarıyı yönetmekte... 24 Haziran 2019 Pzt