Başlık Uğur Mumcu’nun yeri geldikçe kullandığı, bir bakıma “yaşam felsefesi” edindiği tanımlamalardan biri!
33 yıl önce alçakça bir saldırı sonucu aramızdan koparılan Uğur Mumcu’yu hangi özellikleriyle anlatmalı?
En başta “kalpaksız Kuvvacı”...
Bu tanım kimliktir!
Uğur Mumcu, Cumhuriyete, Mustafa Kemal Atatürk’e, onun değerlerine öylesine bağlıydı ki halk ona bu ünvanı verdi.
Bunun yanına mutlaka “ödünsüz gazeteci”yi koymak gerekir. Yaşasaydı bugünlerde üç yerde olurdu:
Silivri, Şam, Grönland!
Siyasal İslamın aldığı yolu görmek için Almanya’ya; papa suikastını, Mehmet Ali Ağca gizemini çözmek için İtalya’ya giden Uğur Mumcu, bugün de topluma anlatılması gereken olaylar nerede geçiyorsa orada olurdu!
Kapkara gündemi anlaşılır, anlatılır kılmak için en iyi yol kara mizahtır! Uğur Mumcu, bundan da tutam tutam alır, egemenlerde tutulacak yer bırakmazdı!
***
Uğur Mumcu’nun yazarlığından hitabet gücüne kadar pek çok özelliğinden söz edebiliriz. Bugünü cesurluğuna, korkuyu yenme gücüne ayıralım.
Prof. Muammer Aksoy 31 Ocak 1990’da öldürüldüğünde herkesin boğazına düğümlenen soru şuydu:
- Sıra kimde?
Akla gelen, dile gelmiyordu. İnsanlar dillendirmeye korkuyordu ama hedeftekilerin başında Uğur Mumcu geliyordu. Bunu kendisi de hissediyordu.
Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurup genel başkanlığını üstlendikten 8 ay sonra öldürülen Prof. Aksoy için düzenlenen tören yürüyüşünde çerçeveli fotoğrafını Uğur Mumcu taşıdı.
Ölüm onun için sanki meslek hastalığıydı. Öldürülenlerin katillerinin izini inatla sürerken aracına bomba konmadan yedi ay önce iki güvenlik uzmanına inanılmaz bir soğukkanlılıkla şunu soruyordu:
- Ben nasıl öldürülürüm?
Cesaret, taklit edilemez! Sözcüğün kendisi de bunun yarım olamayacağını, ya tam ya hiç ikileminde olduğunu anlatır! “Cesaret”ten bir harf ödün verdiniz mi “esaret” olur!
Uğur Mumcu cesareti tam yaşayan tek kişilik orduydu!
Ölüm korkusu değildi sadece yendiği... Her türlü faşizmden gelen saldırılara karşı da dimdik durdu.
12 Eylül faşizminin gölgesinin devam ettiği günlerde bir grup aydın bir an önce tam demokrasiye geçilmesi için Kenan Evren’e dilekçe verdi. Olay kamuoyuna “aydınlar dilekçesi” olarak geçti. Soruşturma açılınca kimi imzacılar korktu. “Metni tam okumamıştım”, “Ben herhangi bir dilekçe sanmıştım” gibi savunma yapanlar oldu. İmzacılardan Uğur Mumcu’yu da sıkıyönetime çağırdılar. Uğur Mumcu, “Bu dilekçe olayında bizim bir hatamız var” dedi. Savcı heyecanlandı. Koca Uğur Mumcu, hatadan söz ediyordu. Heyecanla o hatanın ne olduğunu sordu. Uğur Mumcu şu yanıtı verdi:
- Dilekçeyi geç verdik!
Yine faşizm günlerinde y-etkili biri Uğur Mumcu ile karşılaşınca “uyardı”:
- Telefon konuşmalarınız çok sert! Dikkat edin!
Uğur Mumcu telefon konuşmalarını aynen sürdürdü ama şöyle:
Konuşmanın başında adını soyadını, doğum tarihini söyledi.
Ekledi:
- Ben bu kişiyim. Karışıklık olmasın!
***
Dün Uğur Mumcu’yu Kartal Uğur Mumcu Mahallesi’nde andık. Bugün öğleyin öldürüldüğü saatte başkentte evinin önünde olacağız. Akşam da Malatya’ya gideceğiz. Yarın sevgili Veli Ağbaba ve Ali Mahir Başarır ile birlikte Malatya’da Uğur Mumcu’yu, 1990’lardan bugüne Türkiye’yi konuşacağız.
Uğur Mumcu bugün milyonların kalbinde ve um:ag’da yaşıyor.
Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı, onu yapıtlarıyla da yaşatıyor.
Uğur Mumcu, öldürüldükten sonra hayattayken yazdıklarından daha çok kitap üretti! Günlük yazılarından konu birleştirmeleriyle yeni eserler çıktı!
Uğur Mumcu’yu sevmek onun eserlerini çoğaltmakla olur!
Uğur Mumcu’yu sevmek onun hayal ettiği Türkiye için mücadele etmekle olur!