Avrupa’nın altını üstüne getiren Rusya – Ukrayna Savaşı bugün dördüncü yılını doldurdu. Bu savaşa, “Avrupa’nın II. Dünya Savaşı’ndan sonra gördüğü en büyük savaş” deniyor. Aslında nereden baktığımıza bağlı. 1992- 1995 Bosna savaşı kadar kanlı olduğunu söylemek zor. Orada, yüzyıllardır bir arada yaşamış fakat birbirine bilenmiş halkların tüyler ürperten boğazlaşmasını görmüştük. Ukrayna Savaşı’nda Rus ordusu çeşitli savaş suçları işlemiş olsa da savaşın insani boyutu Bosna’dakinden farklı. Bu savaşı daha büyük ve tehlikeli kılansa Rusya gibi bir büyük devletin işin içinde olması ve savaşın bir dünya savaşına dönüşme riskini içermesi.
Bu savaş beni, o dönemde 15 yıldır yaşamakta olduğum Kiev’de buldu. Savaşın ilk beş ayında hemen her gün gazeteye, içinde bulunduğum imkansızlıklarda haberler, izlenim yazıları göndermiştim.
Yine o günlerde, Ukrayna’daki akademik çalışmalarımla gazetecilik çalışmalarımın bir sonucu olan “Ukrayna – Dünyanın Siyasi Fay Hattı” adlı kitabım, Cumhuriyet Yayınları’ndan çıktı. Ukrayna’yı ve bu savaşa giden yolu okumak isteyenlere, bu kitabımı özellikle tavsiye ederim.
Benim en baştan beri söylediğim şey şudur: Bu savaşın iki farklı yönü var. Bir yönüyle bu, bir Rusya – Ukrayna savaşı ve bu açından baktığımızda Rusya’nın Ukrayna topraklarını işgal ettiğini görüyoruz. Bir diğer yönden baktığımızdaysa bu bir Rusya – Batı Savaşı ve bu açıdan baktığımızda ABD ve İngiltere’nin Doğu Avrupa ve Karadeniz’de hakimiyet kurup Rusya’yı çevreleme çabasını görüyoruz. İki boyutu da göz önünde tutmak lazım.
SAVAŞ VE DEZENFORMASYON
Cephedeki savaşa dezenformasyon savaşı eşlik ediyor: Bir taraftan Batı (İngiliz) basını, diğer tarafta Rus basını, yoğun bir propaganda içinde. Buna bir de Türkiye’de konuya tek taraflı yaklaşanları eklediğimizde mesele daha da karmaşıklaşıyor. Çünkü bir tarafta zamanında ataları eski Sovyet topraklarından göç etmiş olan ve bu nedenle Rusya’ya tepkili olan kişiler, kendi istedikleri türden bir Ukrayna hayal ediyor. Bunlar, Ukrayna toplumunun savaş yorgunu olduğunu veya Batılıların da bu işte parmağının olduğunu görmek istemiyor. Bir de karşı tarafta, ABD emperyalizmine karşı olmakla Rusya’nın her yaptığını onaylamayı aynı şey zannedenler var. Onlar da kendi zihinlerinde, sempatiyle bakacakları bir Putin imajı yaratıyor. (Putin’in savaşın ilk günü Lenin’e nasıl sövdüğünü, Putin ve ekibinin çarlık sempatizanı olduğunu görmeden...) Bu şartlarda nesnel kalabilmek ve meseleye Türkiye’nin penceresinden, Türk çıkarları açısından bakabilmek özellikle önemli.
TÜRKİYE BU İŞİN NERESİNDE?
Bu savaşın Türkiye için en olumsuz tarafı, Karadeniz’deki dengeleri Türkiye aleyhine bozacak olması. Karadeniz’de güç dengelerinin bozulması demek, güçlenen tarafın Türkiye’ye, “Montrö Anlaşması’nın kısıtlamalarını gevşetiver” diye baskı yapması demektir. Acil barış, bizim için de gerekli.
Savaş sürdüğü için nihai sonuçları sıralamak için erken olabilir. Fakat şimdilik diyebiliriz ki savaş Rusya için kayıplara yol açtı: Siyasi çıkarlarını zor kullanarak elde etmeye çalışan Rusya, bütün Batı dünyasının o zamanki ABD yönetimi etrafında kenetlenmesini sağladı. Rusya’nın nefes aldığı yer olan St Petersburg limanının yanıbaşındaki Finlandiya NATO’ya girdi. Avrupa Birliği’ne doğalgaz sevkiyatı bitiverdi. Ukrayna açısındansa sonuç her yönüyle felaket. Hem topraklarının bir kısmı işgale uğradı hem de ekonomisi, Batı yardımı olmadan yaşayamaz hale geldi. Milyonlarca Ukraynalı Batı’ya göç etti ve savaştan sonra bunlara yenilerinin katılması bekleniyor. Uzmanlar, Asya ülkelerinden göçlerle Ukrayna’nın nüfus sorununun çözülebileceğini söylüyor. Buna karşılık İngiltere, pençelerini ateşe sokmadan Rusya’yı yıpratma imkanı buldu. Bakalım, ilerleyen günler ne getirecek.