Birinciyiz
Deniz Yıldırım
Son Köşe Yazıları

Birinciyiz

15.01.2020 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Gözümüz aydın; dünya bizi kıskanıyor, çünkü birinciyiz! Kredi kartı kullanımından söz ediyorum. Bankalararası Kart Merkezi Genel Müdürü’nün geçenlerde ajanslara düşen açıklamasına göre Kasım 2019 sonunda Türkiye’de kredi kartı sayısı 69.5 milyona, banka kartı sayısı ise 164.4 milyona ulaştı. Bu verilerle, Avrupa’da kredi kartı sayısında İngiltere’nin, banka kartı sayısında ise Almanya’nın önünde birinciyiz. Oysa 2005’te, bu iktidarın ilk yıllarında kredi kartı sayısında ilk 10’da bile değildik.

Ama durun, burada da kalmıyor. Asıl gösterge, hanehalkının harcamaları içinde kartlı ödemenin payına bakıldığında ortaya çıkıyor. AKP’nin iktidara geldiği 2000’lerin başında toplam harcamalarımız içinde kartlı ödemelerin payı yüzde 10’un altındaydı; 2019 verilerine göre ise bu oran yüzde 41’e çıktı.

ING’nin Eylül 2019’da yayımladığı Yeni Teknolojiler Raporu da bu tabloyu tamamlar nitelikte. Buna göre ABD’lilerin yüzde 18’i, İngilizlerin yüzde 20’si, Almanların yüzde 16’sı nakitsiz harcama yöntemini tercih ederken bu oran Türkiye’de yüzde 46.

Veriler ortada. Kart sayısı artıyor; bankalar ardı arkası kesilmeyecek şekilde, “kullanmasanız da olur” diyerek kartları piyasaya sürüp müşteri sayısını katlıyor; diğer yandan da artan geçim sıkıntıları ve nakit sıkışıklığı bankalara borçlanma yoluyla tüketme eğilimimizi daha da körüklüyor. Kimimiz de hayali bir orta sınıf tüketimciliğine kaptırıyoruz kendimizi. “Kartım var; kazandığımdan çok tüketebilirim” diyerek. Özetle, borçla tüketiyor; araya bankaları sokmadan bir pazar ilişkisi yaratmakta zorlanıyoruz artık. Küçük üreticinin, küçük esnafın bitişini dayatan program AVM hayatını yaygınlaştırdı; tüketim ekonomisi ve geçim sıkıntıları hepimizi bankalar aracılığıyla ve bankaların kâr oranlarını daha da artıracak şekilde yaşamaya zorladı. Kart sayısında ve kullanımında kapitalizmin merkez ülkelerinin bile önüne geçmişiz; ötesi var mı? Sistemli ve iktidar destekli bir program olmadan, üretmeden tüketmeye, borçlandırmaya, ranta ve faize dayalı bir model halka dayatılmadan bu mümkün müydü?


Kimler kazanıyor?


Peki bu programla kimler kazanıyor? İktidar kazanıyor, “kayıtşını önledik, vergileri aldık” diye düşündükleri kesin. ÖTV’ye, KDV’ye yüklen, halkın tüketimine eklenen dolaylı vergilerle bütçeyi döndür ve aktar. Yöntem bu olunca, kredi kartıyla alışverişin yaygınlaştırılması, vergi ve tüketim politikası açısından iktidarın işine geliyor. Bir de geçim darlığındaki yurttaşa borçla tüketme, borç çevirme yolu dayatılıyor; “sosyal patlama” önleniyor. Adalet ve Kalkınma yolunda ne yaratıcı yöntemler!

Elbette bir de bankalar kârlı. Günlük ekonomik hayatımızın merkezindeler. Artık mahallemizin bakkalı, kasabı, manavı, pazarcısı yok karşımızda. Zincir mağazalar ve tekel bankalar var. Çıkarları iç içe. Her alanda durgunluk yaşanıyor; banka kârları yine de artıyor. Borçlu sayısı, yasal takibe düşen yurttaş sayısı da yükseliyor elbette.

Banka kârları bir yanda; sıcak paracı finans tekellerine yıldan yıla ödenen faiz giderleri diğer yanda. Finansallaşma tam gaz.

Costas Lapavitsas, “Üretmeden Kâr Etmek - Finans Hepimizi Nasıl Sömürüyor?” başlığıyla dilimize de çevrilen kitabında biz sıradan yurttaşların doğrudan bankalara bağımlı ve borçlu hale getirilişimizin finansallaşma ile nasıl bir ilgisinin olduğunu yetkinlikle gösteriyor. Özeti mi? Günümüz kapitalizminin ayırt edici niteliği olarak finansallaşma, üç ayakta yaygınlaştırılıyor. Birincisi, finans dışı sektörlerdeki şirketler daha fazla finans alanına yöneliyor; ikincisi, bankalar şirketlere borç vermektense hanehalkını daha fazla borçlandıracak yolları zorluyor ve üçüncüsü de, yine ikinciye bağlı olarak, hanehalkının borçlar ve varlıklar bakımından daha fazla finans sistemine dahil olması isteniyor.

İlki, küresel finansal tekelleşmenin işareti; ikinci ve üçüncü ise bizde iktidar ve bankalar eliyle halkın daha fazla kredi kartına dayanarak, bankalara borçlanarak tüketmeye bağımlı hale getirilmesine işaret eden birinciliğimizin gerçek nedenleri. Demek ki bankalar ve finans tekelleriyle bu iktidarın ekonomik programı arasında bir hedef birliği var. Öyle yüksek sesle “faiz lobisi” demekle olmuyor.

Olsun, bu gurur hepimize yeter, birinciyiz! Her fırsatta faize, ribaya karşı olduğunu söyleyen siyasal İslamcı bir iktidar döneminde ülkemiz küresel finans zincirinin en önemli halkalarından birisi yapıldı. Kartta birinci, borçla tükettirmede birinci, bankaları kalkındırmada öncü olunca da, siyasal İslamcı için elde tek gündem olarak kadının yaşam tarzı, kadının kılığı ve kıyafeti, kaç çocuk doğurması gerektiği kalıyor. Ne yapsınlar; finans tekellerine savaş mı açsınlar?

Yazarın Son Yazıları

Cumhuriyet’e veda

Cumhuriyet’e veda

Devamını Oku
04.06.2022
‘Koalisyon eşittir kriz’ formülü üzerine

‘Koalisyon eşittir kriz’ formülü üzerine

Devamını Oku
21.05.2022
Geçim siyaseti, aday siyaseti

Geçim siyaseti, aday siyaseti

Devamını Oku
07.05.2022
Hak mücadelesi

Hak mücadelesi

Devamını Oku
30.04.2022
23 Nisan ve iki halkçılık

23 Nisan ve iki halkçılık

Devamını Oku
23.04.2022
Enstitülü kuşak ve gelecek zaman

Enstitülü kuşak ve gelecek zaman

Devamını Oku
16.04.2022
‘Sonra hayat devam etti’

‘Sonra hayat devam etti’

Devamını Oku
02.04.2022
Değer mi hiç?

Değer mi hiç?

Devamını Oku
26.03.2022
Savaş ve siyaset

Savaş ve siyaset

Devamını Oku
19.03.2022
Transit

Transit

Devamını Oku
12.03.2022
Savaş (05 Mart 2022)

Savaş

Devamını Oku
05.03.2022
Ukrayna

Ukrayna

Devamını Oku
26.02.2022
Cemre düştü

Cemre düştü

Devamını Oku
23.02.2022
İttifaklar, temsiller ve adlandırmalar

İttifaklar, temsiller ve adlandırmalar

Devamını Oku
16.02.2022
Güneşli Pazartesiler

Güneşli Pazartesiler

Devamını Oku
12.02.2022
En uzun gece

En uzun gece

Devamını Oku
09.02.2022
Çatlak

Çatlak

Devamını Oku
05.02.2022
Rejimin yeni aşaması

Rejimin yeni aşaması

Devamını Oku
02.02.2022
Borç

Borç

Devamını Oku
29.01.2022
‘Siyasetin sonu’

‘Siyasetin sonu’

Devamını Oku
19.01.2022
Ahlat Ağacı’nın borç toplumu

Ahlat Ağacı’nın borç toplumu

Devamını Oku
15.01.2022
Kişiselleşme değil ortak çözüm programı

Kişiselleşme değil ortak çözüm programı

Devamını Oku
12.01.2022
Deli İbram Divanı

Deli İbram Divanı

Devamını Oku
08.01.2022
İki ülkeden Türkiye’ye

İki ülkeden Türkiye’ye

Devamını Oku
05.01.2022
Boric’den Babiš’e, Şili’den Çekya’ya

Boric’den Babiš’e, Şili’den Çekya’ya

Devamını Oku
29.12.2021
Kâğıt

Kâğıt

Devamını Oku
25.12.2021
Geçim ve seçim: Şili dersleri

Geçim ve seçim: Şili dersleri

Devamını Oku
22.12.2021
Tatar Çölü’nden Tatar Ramazan’a

Tatar Çölü’nden Tatar Ramazan’a

Devamını Oku
18.12.2021
Yeni model

Yeni model

Devamını Oku
15.12.2021
Joker

Joker

Devamını Oku
11.12.2021
Milli Görüş partileri

Milli Görüş partileri

Devamını Oku
08.12.2021
Drogolaşma ve Don Kişotlaşma

Drogolaşma ve Don Kişotlaşma

Devamını Oku
04.12.2021
Birincil ittifak

Birincil ittifak

Devamını Oku
01.12.2021
Oblomov’dan Don Kişot’a

Oblomov’dan Don Kişot’a

Devamını Oku
27.11.2021
‘Yoksulluk Kader Olamaz’

‘Yoksulluk Kader Olamaz’

Devamını Oku
24.11.2021
Labirent

Bir intiharın genel provası

Devamını Oku
20.11.2021
Akışına bırakmak

Akışına bırakmak

Devamını Oku
17.11.2021
Kalabalığa kaçış

Kalabalığa kaçış

Devamını Oku
13.11.2021
Yeni kamuculuk ve kooperatifler

Yeni kamuculuk ve kooperatifler

Devamını Oku
10.11.2021
Truman kaçışı

Truman kaçışı

Devamını Oku
30.10.2021