Münih Güvenlik Konferansı cuma günü başladı.
Konferansta yaşananları konuşmadan önce, ABD’yi düşünerek hazırlanmış yıllık rapora ilişkin izlenimlerimi paylaşmak istiyorum: Batı’nın şu andaki güvenlik ortamını “yıkım güllesi politikası”, “yıkıcı adamlar” metaforlarıyla betimleyen rapor, bir Zerstörungslust (yıkma şehveti) egemen diyor.
“Zerstörungslust” salt bir liderin kaprisi değil, derin bir toplumsal ruh halinin semptomu: İlerleme (giderek daha da iyileşme) masallarına inanç sarsılmış, reform vaadi ikna gücünü yitirmiş. İnsanlar, “Hayatım artık daha iyiye gitmiyor” duygusu içinde. G7 ülkelerinde toplumun önemli bir bölümü hükümetlerin gelecek kuşaklara daha iyi bir yaşam bırakacağına inanmıyor; çoğunluk yaşamın daha da bozulmasını bekliyor. “Kendimi çaresiz hissediyorum” diyenlerin oranı birçok ülkede yüzde 60’ların üzerinde. Demokratik kurumlar, uluslararası kurumlar, bürokratik, işlevsiz, artık “bizden yana” olmayan yapılar olarak algılanıyorlar.
“Zerstörungslust” tam da burada devreye giriyor: İnsanlar yalnızca statüko karşıtı değiller; aynı zamanda, önce “Tamamen yıkalım, sonra bakarız” duygusuna bir tür hazla bağlanıyorlar. “Sağ popülist” liderlerin zincirli testerelerle verdiği imajlar bu arzunun estetiği. Rapor, bu yıkımın şu anda en çok yoksulları, göçmenleri, kadınları, çocukları ezdiğini de gösteriyor: Eşitsizlikler derinleşiyor, temel gıda ve sağlık programlarının kesilmesiyle milyonlarca “önlenebilir ölüm” gerçekleşebiliyor.
Liberal uluslararası düzenin ideolojik hegemonyası çökmüş. Kimse “biraz daha serbest ticaret, biraz daha teknokrasi” paketinin sorunları çözeceğine inanmıyor. Bu, solun yıllardır işaret ettiği yapısal krizlerin ana akım tarafından da kabulü anlamına geliyor. Kapitalizmin “herkesi zengin edecek küreselleşme” vaadi tükendi, yerini kaba kuvvetin çıplak diline bıraktı; sömürü ilişkileri artık daha iyi görülüyor.
‘KOŞULLAR MÜKEMMEL’
G7’den BRICS ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada çoğunluk, “Gelecek daha iyi olacak” anlatısını artık satın almıyor. Üstelik pek çok ülkede seçkinler, küresel sorunların çözümünü artık ABD liderliğine bağlı görmüyorlar; yeni ittifaklara ve kurumlara açıklar.
Sağın (özellikle faşist sağın) yıkıcı projeleri çelişkilerle dolu. Trumpçı “otoriter” ırkçı milliyetçilik, bir yandan küresel elitlere ve kurumlara saldırırken diğer yandan toplumun en zenginlerini kayıran vergi rejimlerini, hidrokarbon kapitalizmini, militarizmi derinleştiriyor. “Ulusun çıkarı” adına yürütülen ticaret savaşlarının maliyetini, fiyat artışları ve işsizlik olarak emekçiler ödüyor. İklim kriziyle daha da sertleşen bu çelişkiler, egemen “siyaset rejiminde”, solun, kapitalizmden çıkarak “başka bir dünya” yaratmak için kullanabileceği derin çatlaklar açıyor.
“Halen yıkım halinde” (Under destruction) başlıklı raporun vurguladığı “Zerstörungslust” bir ahlaki panik nesnesi değil. İnsanların yıkmak arzusu, manipüle edilmelerinin yanı sıra, gerçekten zarar gördükleri bir düzenle bağlarının fiilen kopmasının ifadesi. Yıkım arzusu, doğru hedefe yöneltildiğinde, sömürü ve tahakküm ilişkilerini ayakta tutan yapıların -borç rejimleri, hidrokarbon kapitalizmi, militarist ittifaklar-tasfiyesi için motor güç olabilir. Yeter ki “bu mükemmel koşullarda” sol, yeteri kadar radikal ve somut bir “kurucu” vizyon sunabilsin.
Militarist emperyalist bir konferans için hazırlanan raporun sonunda dile getirilen “daha cesur inşacılar” çağrısı ise aslında ironik. Bu çağrıya en gerçekçi cevabı ancak sol verebilir, her yıl Münih konferansında toplanan kapitalizmin seçkinleri değil.
“Zerstörungslust” patolojisine yol açan koşullardan ne “kurallara dönüş” nostaljisiyle ne de ekonomik büyüme saplantısıyla çıkılabilir. Tek çıkış yolu, kamusal mülkiyeti, iklim adaletini ve “bakım emeğini”, çoğunluğun refahını merkeze alan, eşitlikçi bir demokratikleşme programlarıyla örülen bir inşa vizyonundan geçiyor.
Münih raporu, farkında olmadan, bize Mao’nun ünlü sözünü hatırlatıyor: Evet, bir “kaos” var ve bir büyük dönüşüm için “koşullar mükemmel”... Ancaaak... yalnızca sol için değil, kopuş dönemi canavarları (faşizm) için de... Diyalektik işte! (Devam edecek.)