Küresel üretkenliğin seyir defteri
Erinç Yeldan
Son Köşe Yazıları

Küresel üretkenliğin seyir defteri

22.07.2020 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

İktisat öğretisi, ekonomik büyümenin ardında yatan en önemli ve kalıcı unsurun üretkenlik (verimlilik) kazanımları olduğunu vurgular. Nüfus artışının ya da sermayeye yapılan yatırımların nihayetinde azalan getiri yasalarına tabi olduğu; dolayısıyla, sürdürülebilir büyümenin ancak ve ancak üretkenliğin geliştirilmesine dayandırılması gerektiğinin sıkça altı çizilir.  

Üretkenliğin seyri üzerine iki önemli çalışma masama ulaştı. Bunlardan birincisi Alistair Dieppe tarafından derlenen ve Dünya Bankası’nca yayımlanan Küresel Üretkenlik: Eğilimler, Yürütücüler ve Politikalar başlığını taşıyor. Çalışma, küresel ekonomide süregelen üretkenlik kayıplarını tespit ederken bir yandan da nedenlerini ve çözüm önerilerini geliştirmeyi amaçlamakta.

Çalışmanın bulgularına göre, dünya ekonomisi 2008/09 küresel finansal krizi (KFK) sonrasında ciddi bir üretkenlik durgunluğuna sürüklenmiş konumda gözüküyor. 1980’ler ve 90’lar boyunca yıllık kabaca yüzde 1.8 artış gösteren işçi başına üretim (üretkenlik) kazanımları, 2009 krizinde eksi 0.4’e düşmüş; kriz sonrasında ise tarihsel ortalamasının yüzde 1.0 altına gerilemiş -neredeyse sıfırlanmış- durumdadır.

Dünya Bankası çalışmasının bulgularına göre, üretkenliğin seyrinde KFK sonrası yaşanan gerileme, yakın zamana değin bilinen en derin, en uzun ve en kapsamlı kayıp dönemini yansıtmaktadır. KFK sonrasındaki kayıplar belli bir coğrafi bölgeyle, ya da tekil bir iki “yanlış” politika uygulamasıyla sınırlı kalmayarak, küresel ekonominin bütününde yansımalarını bulan sistemik nitelikli bir durgunluğun parçasıdır. Dünya ekonomisinin yüzde 70’ini; en yoksul ulusların ise yüzde 80’ini etkisi altına alan küresel durgunluk, küresel kapitalizmin 21. yüzyılın bu ilk çeyreğindeki en keskin çıkmazını yansıtmaktadır.

Dünya Bankası’nca açıklanan verilere göre KFK sonrası yaşanan üretkenlik kayıplarında asıl neden sabit sermaye yatırımlarındaki yavaşlamadan kaynaklanmakta; bunu da kaynakların üretken sektörlere yöneltilmesindeki aksaklıklar ve uyumsuzluklar izlemektedir. Söz konusu gelişmelerin ardında yatan tarihsel süreçlerin irdelenmesinin bir köşe yazısı sınırlarının dışına taşacağını kabul etmekle birlikte, bu dönemin özellikle finansal spekülasyon ve işgücü piyasalarında esneklik politikalarıyla yakından ilintili olduğu gerçeklerini vurgulamakla yetinelim.

Türkiyemizde durum

Sözü ülkemize getirirsek masama ulaşan ikinci çalışma, Türkiye ekonomisinde yaşanan üretkenlik gerilemesinin süresi ve kapsamı ile ilgili: TED Üniversitesi’nden iki meslektaşımız, Nergiz Dinçer ve Ayça Tekin Koru ile Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’den Barry Eichengreen imzalı ve Türkiye’nin Üretkenlik Problemi başlıklı bu çalışmada, “Türkiye ekonomisinde yaşanan üretkenlik kayıplarının çok uzun dönemden bu yana sürmekte olduğu ve söz konusu tahribatın da sanılanın aksine, 2008 küresel finans krizi öncesinde de çok şiddetli yaşandığı” bulgusu bizimle paylaşılmaktadır.

Yukarıdaki paylaşımdaki “sanılanın aksine” ifadesi önemlidir; zira Türkiye ekonomisinin yakın tarihi üzerine sürdürülen yaygın söylem, Türkiye’de 2001 krizi sonrasında IMF ve Kemal Derviş tarafından uygulamaya konulan ve AKP ekonomi idaresince de titizlikle izlenmiş bulunan Güçlü Ekonomiye Geçiş adlı program uyarınca sürdürülen yapısal reformlar sayesinde üretkenlikte hızlı bir sıçrama yaşandığı savıdır. Bu sava göre (AKP tarafından) uygulamaya konulan yapısal reformlar sayesinde Türkiye hızlı bir büyüme dönemine girmiş, ancak AKP’nin 2007 sonrasında IMF programından çıkması sonucu durgunluk baş göstermiştir.

Dinçer - Tekin Koru ve Eichengreen çalışmasının bulguları bu savın gerçeklerle bağdaşmadığını; Türkiye’de yaşanan üretkenlik gerilemesinin (tahribatının) 2007 öncesinde de derin biçimde yaşanmakta olduğunun altını çizmektedir. Yazarlara göre, ulusal ekonomide üretkenliğin gerilemesi süreci özellikle hizmetler sektörlerinden kaynaklanmakta, sanayi sektörlerinde de mütevazı boyutlarda da olsa süregelmektedir.

Yazarlara göre söz konusu gerileme uzun yıllarca uygulanmakta olan yanlış sanayi politika tercihlerinin, başta inşaat ve konut olmak üzere uluslararası ticarete ve rekabete kapalı sektörlere sağlanmakta olan yozlaştırılmış teşvik sisteminin ve sanayi ve hizmetler sektörleri aleyhine geliştirilmiş olan kredi tahsis mekanizmalarının doğal bir uzantısıdır.  

Özellikle kısa vadeli, spekülatif nitelikli sıcak para akımlarıyla beslenen söz konusu hormonlu büyüme sürecinin bu nitelikleri yadsınarak, yapısal reformlar, başarılı IMF programı gibi klişe ifadelerle ulusal ekonomide yanlış sanayileşme politikalarının ve çarpık teşvik (rant) sisteminin yarattığı tahribat görmezden gelinmiştir.

Geçen haftalarda bu köşede ayrıntılı biçimde vurguladığımız üzere, Türkiye’nin Covid-19 salgınının yarattığı küresel krizden en derin etkilenen ekonomiler arasında sayılması şaşırtıcı değildir.

Yazarın Son Yazıları

Amerika’da enflasyon yeniden

Amerika’da enflasyon yeniden

Devamını Oku
19.05.2021
Kârların aşısından halkların aşısına...

Kârların aşısından halkların aşısına...

Devamını Oku
12.05.2021
Girişimci fabrikası üniversiteden enflasyona...

Girişimci fabrikası üniversiteden enflasyona...

Devamını Oku
05.05.2021
Halkın ekonomisi, ‘Özgür İktisat’

Halkın ekonomisi, ‘Özgür İktisat’

Devamını Oku
28.04.2021
Rakamların anlattığı: 128 milyar dolar ve 60 milyar TL

Rakamların anlattığı: 128 milyar dolar ve 60 milyar TL

Devamını Oku
21.04.2021
Mundell ve açık makroekonomi

Mundell ve açık makroekonomi

Devamını Oku
14.04.2021
2018 Ağustos sonrasında enflasyon ve ücretler

2018 Ağustos sonrasında enflasyon ve ücretler

Devamını Oku
07.04.2021
Üniversiteler küresel tehdit altında

Üniversiteler küresel tehdit altında

Devamını Oku
31.03.2021
Halkların Merkez Bankası tarihi

Paranın ve merkez bankacılığının serüveni, insanlık tarihinde görece yeni bir olgu.

Devamını Oku
24.03.2021
Bitmeyen masal: Yapısal reform

Bitmeyen masal: Yapısal reform

Devamını Oku
17.03.2021
Türkiye’de kadın olmak

Türkiye’de kadın olmak

Devamını Oku
10.03.2021
Büyüme, istihdam, bölüşüm üstüne

Büyüme, istihdam, bölüşüm üstüne

Devamını Oku
03.03.2021
Aşı emperyalizmi

Aşı emperyalizmi

Devamını Oku
24.02.2021
24 Haziran 2018 ve sonrası

24 Haziran 2018 ve sonrası

Devamını Oku
17.02.2021
Türkiye İşçi Partisi 60, DİSK 54 yaşında

Türkiye İşçi Partisi 60, DİSK 54 yaşında

Devamını Oku
10.02.2021
Biden’ın üçlemi

Biden’ın üçlemi

Devamını Oku
03.02.2021
Kapitalizmin 1980 dönemeci ve 24 Ocak’lar

Kapitalizmin 1980 dönemeci ve 24 Ocak’lar

Devamını Oku
27.01.2021
Üniversite nedir, ne değildir?

Üniversite nedir, ne değildir?

Devamını Oku
20.01.2021
‘Yeni’ Türkiye’de mutfağın enflasyonu

‘Yeni’ Türkiye’de mutfağın enflasyonu

Devamını Oku
06.01.2021
Ücretli emek, küresel ekonomide ve Türkiye’de

Ücretli emek, küresel ekonomide ve Türkiye’de

Devamını Oku
30.12.2020
Leo Panitch ve ütopyalarımız

Leo Panitch ve ütopyalarımız

Devamını Oku
23.12.2020
Paris Sözleşmesi’nin beşinci yılı

Paris Sözleşmesi’nin beşinci yılı

Devamını Oku
16.12.2020
Salgın günlerinde asgari ücret gerçekleri

Salgın günlerinde asgari ücret gerçekleri

Devamını Oku
09.12.2020
Krize karşı paketler ve büyüme

Krize karşı paketler ve büyüme

Devamını Oku
02.12.2020
19 Kasım öncesi ve sonrasıyla sanayi

19 Kasım öncesi ve sonrasıyla sanayi

Devamını Oku
25.11.2020
19 Kasım’ı beklerken

19 Kasım’ı beklerken

Devamını Oku
18.11.2020
Sınırsız sömürü, dibe doğru yarış

Sınırsız sömürü, dibe doğru yarış

Devamını Oku
11.11.2020
ABD seçimleri

ABD seçimleri

Devamını Oku
04.11.2020
Cumhuriyetin 97. yılında sanayileşme sorunumuz

“Son dönemin en kritik yapısal reformu hayata geçti. Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Sanayileşme İcra Komitesi’ni kuruyoruz. Ekonomi tarihimizde böyle bir vizyon ilk defa hayata geçmiş olacak. Bu komitede, sanayimize seviye atlatacak ve ülkemizi geleceğe hazırlayacak kararlar, ilgili bakanlıklarla birlikte alınacak. (...) Uzun vadeli kamu alımlarını destekleyebileceğiz, böylece sanayide ölçek oluşumunu teşvik edeceğiz. Finansman, gümrük, çevre, altyapı, lojistik ve enerji gibi alanlarda kurumlar arası koordinasyonu hızlandırıp yatırımcının önünü çok net görmesini sağlayacağız. Tedarik zincirlerindeki kritik ürünlerin yerlileşmesini teşvik edip yurtiçi üretim çeşitliliğini zenginleştireceğiz.”

Devamını Oku
28.10.2020
IMF’den dünya ekonomisinin görünümü

IMF’nin yılda iki kez yayımladığı “Dünya Ekonomisi Görünümü” (WEO) raporunun ardından Dünya Bankası ile birlikte düzenlediği yıllık toplantılarının ardından gözler bir kez daha dünya ekonomisinin Covid-19 krizi ve sonrasındaki olası seyrine çevrildi.

Devamını Oku
21.10.2020
Amerikan emekçisinin sağlığı ve yoğunlaşan sömürüsü

Amerika Başkanı Trump’ın Covid-19 virüsüne yakalanması ve neredeyse mucizevi bir biçimde kısa sürede sağlığına kavuşarak görevine geri dönmesi, geçen haftanın önemli başlıklarından birisiydi.

Devamını Oku
14.10.2020
Kalkınmayı planlamak

Ülkemizin yoğun ve yıpratıcı gündemi arasında, geçen hafta sessiz sedasız bir yıldönümü kutlandı: Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) bundan 60 yıl önce 30 Eylül 1960’ta 91 sayılı kanun ile kurulmuştu. Böylece Türkiye, kalkınmasını artık “iktisadi ve toplumsal hayatın bütününü göz önünde bulunduran ve en son tekniklere dayanan yeni ve ileri bir planlama anlayışı içinde gerçekleştirilecekti”.

Devamını Oku
07.10.2020
Eskimiş bir ‘Yeni Ekonomi Programı’

2020-2023 yıllarını kapsayan Yeni Ekonomi Programı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından dün açıklandı.

Devamını Oku
30.09.2020
Türk Tabipleri Birliği nedir? Ne yapar?

Türk Tabipleri Birliği (TTB) 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’na dayanarak 23 Ocak 1953’te kuruldu. Altmış beş ile yayılmış tabipler odalarına kayıtlı yüz bini aşkın hekimi bünyesinde barındırmakta. Üyelerinin yarısı kamuda çalışan, üyeliği zorunlu olmayan hekimlerden oluşuyor.

Devamını Oku
23.09.2020
K-tipi büyüme: Gelirin eşitsizliği

Ulusal ekonominin seyrindeki inişli çıkışlı dalgalanmaların alfabenin harflerine benzetilerek açıklanmaya çalışılması ekonomi gündemimizin renkli ve popüler uğraşları arasında. Özellikle ilgi çeken harf, V ! Bununla daralan bir ekonominin, aynı hız ve kararlılıkla çıkışa geçeceği vurgulanıyor. Örneğin, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak geçen hafta içerisinde yaptığı açıklamada, “tüm öncü göstergeler Türkiye açısından en kötünün geride kaldığını gösteriyor. 2. yarıda ‘V’ şeklinde toparlanma bekliyoruz” sözleriyle bu beklentiyi dile getirmekteydi.

Devamını Oku
16.09.2020
Türk Tabipleri Birliği Uyarıyor

Bu satırların yazıldığı sırada dünyada toplam olgu sayısı 27 milyon 436 bin kişiyi aşmış; virüs nedeniyle yaşamını kaybedenlerin sayısı 896 bin kişiye ulaşmış idi. 7 Eylül itibarıyla, Sağlık Bakanlığı’nca yayımlanan resmi verilere göre, ülkemizdeki aktif olgu sayısı 281 bin 509 kişi; yaşamını kaybedenlerin sayısı ise 6 bin 730 idi.

Devamını Oku
09.09.2020
Milli gelirin normal halleri

Türkiye’nin milli geliri 2020’nin ikinci çeyreğinde bir yıl öncesine oranla yüzde 9.9 azaldı.

Devamını Oku
02.09.2020
Türkiye’nin enerji sorunu

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, geçen hafta “Türkiye, tarihinin en büyük doğalgaz keşfini Karadeniz’de gerçekleştirdi” sözleriyle kamuoyunda bir süredir beklenmekte olan müjdeyi açıkladı. Erdoğan, 320 milyar metreküp doğalgaz rezervi bulunduğunu belirterek “Hedefimiz 2023’te Karadeniz gazını milletimizin kullanımına sunmaktır” dedi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da söz konusu müjdeyi “Artık cari fazlayı ve döviz fazlasını konuşacağımız yeni bir dönem başladı” sözleriyle karşıladı.

Devamını Oku
26.08.2020
Döviz kurunda rekabetçi olmak

Türk Lirası’nın uluslararası paralar karşısında hızla değer yitirdiği günlerin ardından konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, dövizdeki pahalılığın vatandaşlar açısından önemli olmadığının altını çizerek “Önemli olan kurun seviyesi değil rekabetçi olup olmamasıdır” dedi ve “Turizmin gelmesi için ihracatçı için benim para birimim daha cazip, daha rekabetçi olsun” görüşünü savundu.

Devamını Oku
19.08.2020
Türk Lirası’nı ve TC Merkez Bankası’nı anlamak

Başlığımızdan yola çıkalım: “Türk Lirası’nın seyrini ve TC Merkez Bankası’nın ne yapmak istediğini anlamak” hiç de zor değil aslında… Bu sorulara yanıt verebilmek için çok derin iktisat bilgisine de ihtiyaç gerekmiyor. Biraz sağduyu, en temel birkaç veriyi izlemek ve önyargılı, bağnaz inançlardan uzak, akılcı düşünmek yeterli. Ama bu saydıklarımız içinde de en zor olanı sonuncusu: Bağnazlık ve kör inançlara değil, bilimsel şüpheye ve aklın üstünlüğüne dayanmak.

Devamını Oku
12.08.2020