Mafyayı normalleştirmek pek normal değil...

27 Kasım 2023 Pazartesi

Karapara, uyuşturucu, vergi kaçırma, sporda şike-bahis iddiaları, karanlık işleri gölgeleme adına kullanılan sosyal medya fenomenleri... Akıl almaz yollarla milyarlarca liralık bir yasadışı akış... Duyduklarımız, televizyonlarda adım başı rastlanan mafya dizilerindeki gibi. Son dönemde çetelerin kirli işlerini, karaparanın izlediği yolu, meslektaşlarımızın cesurca ortaya döktüğü haberlerden de öğreniyoruz. Her biri sarsıcı, içten kokuşmuş bir sistemi gözler önüne seren iddialarla dolu. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya döneminde neredeyse her gün yerli, yabancı bağlantılı bir suç örgütüne, liderine yönelik operasyon ve gözaltı haberi gündeme düşüyor. Bu operasyonlar elbette önemli ancak suç şebekelerinin merkezi mi olmuşuz, ne zaman olmuşuz soruları akıllarda...

ŞİDDET SIRADANLAŞTIRILIYOR...

Ülke olarak bu tabloyu nereye oturtmak gerek? Siyasi, ekonomik tüm açılardan; yoksulluk, yolsuzluk ve yozluk açısından mı, toplumsal ahlaki çöküntüden mi ele almak lazım?.. Mafya dizileri derken pek çok ülkede benzer yapımlar, içerikler üretiliyor. Diziler hayallerin yanında bir anlamda toplumun da aynasıysa o zaman vah halimize mi demeli. Bizdekilerin çoğunun mayası benzer. “Ama devleti seviyor” cilasıyla kahramanlaştırılanlar; takım elbiseli, lüks araçlı elleri silahlı maço karakterler, kendi yaşamlarını yaşayamayan kadın eş, sevgili ve kız çocuklarının Stockholm sendromu halleri, şiddet görmeleri, “erkek anasıyım ben” diyerek gücünü buna dayayan anne karakterleri, sözde “ahlaklı-ahlaksız” imalarıyla kadınların ayrıştırılması... Say say bitmez. Tabii bir de üstüne moda ikonu gibi giyimler, görgüsüzce altın varaklı evlerde kalabalık yaşamlar.

Çıkara dayalı yandaşlık zihniyeti, liyakatsizlik ve nepotizm alıp başını gitmişken elbette bunun sorumlusu diziler diyecek halimiz yok. Özgürce, isteyen izler isteyen geçer gider, kime ne. Tehlike, dizilerde gördüğümüz gibi gerçek hayatta da toplumun ciddi bir kesiminde “şiddetin sıradanlaştırılması”nda; 

diziler ve sosyal medyanın etkisiyle gençlerin, “kolay para, ışıltılı hayatlar” mizansenlerine özenmeleri, hak-hukuk, etik değerleri küçümseme ve suç örgütlerinin avına düşme riskinde.

4 Y’YE DOĞRU...

AKP, iktidar yolunda ilerlediği ilk yıllarında yanılmıyorsam yoksulluk, yolsuzluk, yasaklara atıfla 3 Y ile mücadele söylemindeydi. Yaklaşık 21 yıl sonra tablomuz ortada. Bu 3 Y’ye, her birini de içine alacak şekilde yozluğu da eklemiş bir görüntüdeyiz. Bu noktada Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2022 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde Türkiye’nin, 180 ülke arasında 101. olduğunu hatırlamakta fayda var.

Öte yandan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde cumhurbaşkanı genelgesiyle yine tartışmalı kararlar dikkat çekti. Şiddet konusunda kadının beyanı esastır ilkesine zarar vereceği yorumlarına neden olacak şekilde genelgede “kanıta dayalı politikalara” atıf yapıldı. Şiddetle Mücadele Koordinasyon Kurulu üyeliğine de Diyanet İşleri başkanı eklendi.

Türkiye’de dinci, muhafazakâr kesimlerin “ahlak, değerler” diye tutturdukları söylemler arttıkça artıyor. Çağdaş, laik eğitimi delip imamı okula sokmaya çalışan zihniyet, kadın ve kız çocuklarına yönelik baskıcı ortam, ölümcül şiddet körükleniyor. Ahlak nedir peki... Sadece dini bakış açısıyla değerlendirilemeyecek kadar geniş bir kavram oysa. Ama din üzerinden siyasi, ekonomik, iktidar hırsı ne derseniz deyin takiyye yaparak güç peşinde koşanlar açısından en kullanışlı söylem. 

Çürümüş bir topluma dönüşmemek için demokratik haklar, hukukun üstünlüğü, etik değerler, liyakat, çağdaş eğitim ve mütavazılık ayarları son derece önemli oysa. Gün gelir ekonomi rayına girer yoksulluk giderilir ama yolsuzluk, yozluk, cahillik topluma bir sindi mi temizlemesi çok uzun ve  zorlu bir süreç getirir. Haliyle gelecek nesillerin kaybı anlamına gelir.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Mücadeleye devam 26 Şubat 2024
Hesap sorabilme hakkı... 19 Şubat 2024

Günün Köşe Yazıları