Çürük tahta çivi tutmaz!

19 Mayıs 2021 Çarşamba

Siyaset, umut üretme sanatıdır. Bazen hedefleri köpürtürsünüz. Tümü gerçekleşmezse, daha büyük hedefler üretip toplumu umuda yöneltirsiniz.

Sağlık ise öncelikle tanıyı koyma, devamında iyi bir tedavi sürecini gerektirir. 

İktidar, sağlığı da siyasetin bir parçası haline getirdi. Salgın hastalık gibi tarihte de çağların açılıp kapanmasında rolü olmuş, imparatorlukları çökertmiş, büyük savaşların kaderini etkilemiş bir olayın büyük bir toplumsal mutabakatla, seferberlikle aşılması gerekir.

Bunun dışındaki hiçbir yol kalıcı çözüme ulaşmaz.

Salgının Türkiye’ye de sıçradığının resmen kabul edildiği 11 Mart 2020’den bu yana aylık, mevsimlik git-geller yaşıyoruz. Hükümetin bu yaza dair yaklaşımının geçen yıldan farkı yok.

Birkaç demeci alt alta koyalım, geçen yıl mı söylendi bu yıl mı, ayırmak mümkün değil:

“Yaz aylarında rahatlatacağız, güzel günler yakında...”

“Aldığımız önlemler işe yaradı, bundan sonrası daha kolay...”

“Yakında aşının da artmasıyla salgın tümüyle kontrol altına alınmış olacak.”

***

29 Nisan’dan 17 Mayıs’a uzanan desteksiz kapanmanın ardından önümüzde yeni bir umut takvimi var:

1 Haziran’dan itibaren her şey güzel olacak!

Kim istemez...

Ancak konunun uzmanları, işin bilimini yapanlar, işin siyasetini yapanlara hak vermiyor. Daha ciddi önlemler alınmazsa 2022’nin de eğitimden ekonomiye kayıp yıl olabileceğine dikkat çekiyorlar. Erdoğan, önceki akşam, kabine toplantısından sonra halkın haberleri izlediği saatte açıklama yaptı. Gündemindeki konular şöyleydi:

İsrail’in Filistin’e saldırları, dünyanın tutumu, çeteler, salgına karşı verilecek destekler, muhalefete ağır eleştiriler...

Keşke 15 ay sonra bile olsa salgının önemini kavramış olsaydı da bunu öteki konulardan ayrı ele alabilseydi. Örneğin sadece buna ilişkin toplantı düzenleyebilseydi.

Ancak mümkün değil...

İktidar, o duvarı aştı. Hangi konu olursa olsun önce siyasal ve parasal boyutu çerçevelenecek, sonra öteki yanları...

Oysa iyi bir planlamayla bugünkü sıkıntıların önemli bir dilimi aşılabilirdi. 

Genel bir çözüm iradesi olmayınca her sektör kendini kurtarmak için kamuoyu oluşturuyor, etkisi yüksek olan kazanıyor gibi görünüyor ama bütünde açık olduğu için o da yarım oluyor.

İşte turizm... Sektöre elbette ayrı bir önem vermek gerekir. Ama bu, “Turistin göreceği herkes aşılanacak”, “Putin’le, Merkelle konuşuruz, turistleri yolla deriz” aymazlığıyla hiç olmaz.

Türkiye’nin turistik bölgeleri belli, tarımın ağırlıklı olduğu yerler belli, bu özeliklere göre önlem alınsa daha güven verici olurdu. Rusya’nın ikide bir uzattığı gibi Türkiye’ye seyahat yasağı gelmezdi.

İktidarın esnafa yönelik adımları da güven vermez hale geldi. Başta restoran ve kafeler olmak üzere esnafın bir kesiminde şu inanç hâkim olmaya başladı:

“Bizim sektörü bitirip bu alandaki sermayenin el değiştirmesini istiyorlar.”

Bu yönde çok vahim mesajlar almaya başladık.

***

Türkiye salgınla baş etmede biraz yol alıyorsa, daha doğru anlatımla sistem çökmediyse bunda en büyük pay sağlık çalışanlarının.

Geçen gün bir doktorun sosyal medya paylaşımı vardı; 24 saatlik nöbette iki bininci hastayı gördüğünü söylüyordu.

Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol’la konuşurken bir başka noktaya dikkat çekti:

“Salgın süreci iyi yönetilmediği için, hastanelerin görev bölümü yapılmadığı için koronavirüs dışındaki hastalıklarda yükseliş var. Artık bitti dediğimiz verem bile tekrar ortaya çıktı. Artık dikiş tutturmanın çok zor olduğu bir evreye girdik. Bir seferberlik ruhu gerekiyor.”

Mücadele meydanlarında geçmişte atılan sloganlardan biri şuydu:

“Kurtuluş yok tek başına... Ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

Bu sloganı ortak zemin yapma vaktidir.

Anadolu’da güzel bir söz vardır:

Çürük tahta çivi tutmaz!

İktidar, ortak paydaları bir bir tüketti. Toplum, siyasetin önüne geçti. Toplumun bu gidişe dayanma özverisi, “böyle gitmez”e evriliyor!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Oyun içinde oyun! 22 Haziran 2021