24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya düzenlediği “şafak operasyonuyla” başlayan savaş beşinci yılına girdi. Rusya’ya göre bu bir savaş değildi, “operasyon”du! En çok iki hafta sürecekti.
İlk aşamada Donbas bölgesini işgal etti.
Hesap şuydu:
Birkaç gün içinde Kiev’e girilecek. Burada “Rusya yanlısı” bir yönetim oluşturulacak. Devamında Karadeniz limanı Odesa’ya kadar inilecek.
Moskova’daki hesap Kiev’de tutmadı.
Savaş değil iki hafta, dördüncü yılını doldurdu, ne zaman hangi koşullarda biteceği de belli değil.
Rusya’yı bu ileri adıma iten, 2014’te Kırım’ı işgal-kukla yönetimiyle ilhak etmesi oldu.
Ne var ki böylesi savaşlara girmek kolay, çıkmak zordur!
Hitler Almanya’sı İkinci Dünya Savaşı’nı en çok bir ay sürer diye başlatmıştı.
***
Beşinci yılda genel görünümü maddeleyelim:
1- Rusya, Ukrayna ile savaşacağını düşünmüştü ama karşısına NATO çıktı! Devamında da yarım asırlık Soğuk Savaş döneminde olmayan oldu, Finlandiya, İsveç NATO üyesi oldu.
2- Ukrayna savaşında iki başkan değiştiren ABD de Rusya gibi hesap hatası yaptı. Trump’ın “barış en kolay iş” dediği bu savaşın dörtte birlik bölümü onun döneminde yaşandı.
3- Ukrayna ana dayanak olarak Batı’nın desteğiyle “bağımsızlık” mücadelesi verdi. El elin bağımsızlığını, kendi çıkarının sürdüğü dilim kadar destekler. Avrupa ile ABD’nin destek gelgitleri bunu ortaya koyuyor.
4- Ukrayna’da 1990’lı yıllardan beri iki ana siyasi akım yarıştı:
Batı yanlısı partiler, Rusya yanlısı partiler. Bütün mesele bunların üstüne çıkacak, deyiş yerindeyse “Ukrayna yanlısı” hareketin olmamasıydı.
5- Bütün savaşların bilançosu ağırdır ama günümüzde savaşların cephesi yok. Her yer hedef seçilebiliyor. Dört yılda Ukrayna’da konutları yüzde 10’u zarar gördü, 6 milyon Ukraynalı ülkesini terk etti, 4 milyonu ülke içinde yer değiştirdi. Sağlıklı bir istatistik yok ama Rusya’nın asker kaybının 1.5 milyonu, Ukrayna’nın 500 bini bulduğu tahmin ediliyor. Sivil kayıp on binlerle!
6- Ukraynalılar Avrupa’da gittikleri ülkelerde göreceli olarak çok zorluk çekmediler. Bu, Avrupa’da SuriyeliUkraynalı ikilemini gündeme getirdi. 6-8 Şubat’taki Viyana’ya gidişimizde sohbet ettiğimiz hastane görevlisi durumu şöyle özetledi:
“Ukraynalılar küçük de olsa özel evlerde, Suriyeliler toplu yerlerde yaşıyor. Ukraynalılar hastaneye en çok ateş yüksekliğinden gelir, Suriyeliler bitlenme ile başlayan bir dizi olumsuzluktan...”
***
Türkiye, Ukrayna-Rusya savaşında olabildiğince az etkileneceği bir konumda durdu. Savaşın ilk dört günü iktidardan ses çıkmadı. Beşinci gün Erdoğan şu değerlendirmeyi yaptı:
“Montrö Sözleşmesi’nin verdiği yetkiyi kullanacağız!”
O gün 86 yaşında olan Montrö bugün 90. yaşında. Türkiye bu uluslararası sözleşmeden doğan haklarına dayanarak hem savaşın boyutlarının daha da büyümesini engellemiş oldu hem de her iki ülkeye karşı eşit mesafede durmanın zeminini buldu.
Montrö’nün kritik maddelerinden sadece birini paylaşalım:
“Savaş zamanında Karadeniz’de kıyısı bulunmayan ülkelere ait savaş gemileri boğazlardan geçemez.”
Nokta!
Yeri geldiği için bir kez daha Mustafa Kemal Atatürk’ün dehasını selamlayalım. Atatürk, boğazlarda tam hâkimiyet sağlamadan Kurtuluş Savaşı’nın da bittiğini düşünmedi. Kurtuluş Savaşı’nın Montrö ile tamamlandığı kabul edilir.
Dünyada iki tarafı aynı ülkeye ait uluslararası suyolu yoktur; İstanbul ve Çanakkale Boğazı’ndan gayri!
Montrö’nün Balkan ve Karadeniz ülkelerindeki tanımlarından biri şudur:
Barışlar doğuran barış!