Donald Trump’ın kaba bir şaka gibi başlayan adaylık kampanyası giderek ciddiyet kazanmaya başladı. Söz konusu olan elbette Trump’ın ciddileşmesi değil, adaylık ihtimalinin giderek artması.
Soğuk Savaş’tan bu yana kör topal devam eden dünya düzeni kırıldı kırılacak. Serbest piyasa ve demokrasinin el ele gelişeceği, tarihin sonunun geldiğini ileri süren görüş artık pek ortalarda yok.
İlliberal demokrasiler denen Türkiye’deki rejimin de dahil olduğu yeni bir furyayla karşı karşıyayız. Şeklen seçimlerin yapıldığı, güçlü bir liderin tek hâkim olduğu, popülist ve otoriter rejimler bunlar. Türkiye, Rusya, Macaristan yakın örnekleri. Avrupa’da giderek güçlenen aşırı sağcı popülist hareketler bu modelin yayılma tehlikesini gösteriyor. Trump başkan seçilirse, ABD de bu istikamete yönlenmiş demektir.
Aslında bu illiberal, özgürlük karşıtı rejimler çok da yeni bir fenomen değil. Dünyanın her yerinde siyaset bilimciler, Adorno’nun 1950 tarihli meşhur “Otoriter Kişilik” kitabını raflardan indiriyor.
Vox sitesinde önceki gün “Amerikan Otoriterliğinin Yükselişi” başlıklı bir makale yayımlandı. Makale Amerikan seçmeninde otoriterlik yanlısı eğilimin nasıl arttığını ve bunun Cumhuriyetçi Parti’yi nasıl aşırı sağa çektiğini anlatıyor.
Güney Karolina’da yapılan bir anket Cumhuriyetçi Parti seçmenlerinin yüzde 75’inin Müslümanların ülkeye girişinin, üçte birinin eşcinselliğin yasaklanmasından yana olduğunu yüzde yirmisinin ise köleliğin kaldırılmasını bir hata olarak değerlendirdiğini gösteriyor.
Dünyada işler yolunda gitmiyor. Suç ise Müslümanlara, Meksikalılara, eşcinsellere atılmakta. Otoriterlik eğilimi seçmenleri irrasyonel davranmaya itiyor. İnşaat sektörü temelli bir finansal krizden ağzı yanan ve kendini çaresiz hisseden kitleler, inşaat devi bir milyardere yöneliyor.
Yapılan araştırmalara göre otoriterlik yanlısı seçmenler, kendilerini tehdit altında hissettiğinde onları korumak için her tür tedbiri alacaklarını söyleyen ve korkularını giderecek güçlü liderlere sığınıyor.
Hitler’den bu kadar çok bahsedilmeye başlanması da tesadüf değil. Erdoğan’ın kendi kendine başlattığı Hitler tartışmasında yalnız değiliz. Bu hafta The Washington Post, Trump’ı eleştiren başyazısında Hitler’in de seçimle geldiğini hatırlatıyor.
Gazetenin seçimle gelip otoriterleştiğini söylediği çağımızdan örnekler ise Putin, Chavez, Uganda’dan Museveni ve Tayyip Erdoğan.
Gelecek çok umut vaat etmiyor. Öte yandan sistem karşıtlığı kendini sadece aşırı sağ popülizmle göstermiyor. Yunanistan’da SYRİZA, İspanya’da Podemos on sene önce akla gelmeyecek oranda oy alabiliyor. İngiliz İşçi Partisi’nin yeni lideri Corbyn partinin en sol kanadından. ABD’de demokrat sosyalist Sanders’ın başkanlık adaylığında gösterdiği performans beklenmedik.
İktisaden sol, sosyal olarak ilerici ve özgürlükçü bir dalga bu otoriter dalgaya karşı set olabilir.
Adorno’nunkilerle beraber Marx’ın kitaplarının da tekrar raflardan indirildiği bir dönemdeyiz.
Umut var mı?
Yazarın Son Yazıları
Tutuklu yargı
Ete doyan vatandaş balığa yöneliyor
Kimiz biz?
Trump gidiyor mu?
Milli birlik
Gemi ve kaptan
Yazık ettiniz efendiler
Krizin faturası
Trump, Erdoğan, Brunson
Brunson meselesi
Yapalım yargıda şeyini...
Orta ve Doğu Avrupa’yı gezerken
Anayasa yok
Afrika tipi başkanlık
Muhalefet partilerinin hali
Yılgınlık
Soylu ne yapıyor?
Nasıl olacak?
Demokrasi. Şimdi!
Büyük uzlaşmaya doğru
Bir hafta kala
Az kaldı
İhtimaller
Adayı alkışlamak
En tuhaf seçim
Akıldışı
Nedir bu ‘senaryo’?
Gençlik Bayramı
Tekme
Seçime damgasını vuranlar
Bir umut
T A M A M derken
Sıkıcı manifesto
Devlet imkânı
100 bin imza?
Teşhis ve tedavi
İlk tur, ikinci tur
Biraz dinlen
Geçmişin Türkiye’sinin erken seçimi
Cin şişeden çıktı