Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Aydınlık hasreti...

24 Haziran 2018 Pazar

İşi yakında bırakacağı için patronun buyruğuna pek kulak asmamış... Osmanlıca öğrenmediği gibi harfleri de tam söyleyemiyor.
İzmirliler de zaten miting kürsüsünde “Sin- Kaf” edildiğinin pek farkında değil.
İzmirli bu. Gözleri camide değil ki, ezanda kulakları olsun.
Asıl talihsizlik o devlet büyüğünün mühendis olmasıdır.
Avukat olsaydı, “Sin- Kaf”ın mahkeme tutanaklarına geçirilen necip milletimizin en yaygın lafı olduğunu bilirdi.
1912 tevellütlü Karşıyaka Spor Kulübü’nün ünlü sloganını, tersine çevirmekle yetindi ve sonra da “Kaf-Sin” diyerek susuverdi.
Böylece o ayıp söz, şahane bir romantizm ile noktalandı: “Kiss” (Yani öpücük).
Belki de bye-bye öpücüğü!.
Bu sistemde zaten Başbakanlık yok hükmünde.

***

Bugün siyasi muhabbet yasak.
Muhbirler her yerde, savcılar ise tepemizde.
“Hayırlısı neyse, o olsun!” gibi yerli - milli sözler ve “ağır abi laflar” ile idare edeceğiz artık. Şöylesi örneğin:
“Siyasette standart diye bir şey yoktur. Bütün liderler aslında var olmayan kaidenin istisnalarıdır!”
Bu cümleyi bir ucundan tutup sündürerek bu yazıdan adaylardan birine destek iddianamesi ya da kösteknamesi çıkartacak cin bir sayın “cim” savcısı mı?
Çıkarsa da n’apalım?
Napalm bombası değil ya!
Adaletin karşısında boynumuz kıldan İnce, pardon Erdoğan.

***

Şükürler olsun ki, sadece 6 cumhurbaşkanı adayımız var.
Ve yalnızca birini seçmek zorundayız. Ya milleti vaktinden 1.5 yıl önce sandığa sürükleyen “irade” hepsini birden seçmeyi şart koşsaydı.
Daha beteri, pusulada 10 parti var. Toplam vekil adayı sayısı ise tam 6 bin! Allah’a şükür, bunların da sadece 600 tanesini seçeceğiz.
Demokrasi biraz da, af edersiniz “kelle” adedi değil mi?

***

Doktor, mimar, politikacı oturmuş... “En eski meslek hangimizinki” diye tartışıyorlar.
Doktor:
- “Adem’in kaburga kemiğini çıkartarak Havva’yı yaratan Yüce Tanrı’nın yaptığı iş cerrahlıktı. İlk meslek hekimliktir.”
Mimar:
- “Mimarlık hekimlikten de eskidir. Evren kaos içindeydi. Tanrı, her mimar gibi dünyayı önce yaşanılır hale getirdi. En eski meslek mimarlıktır!”
Politikacı:

- “Bir dakika beyler. Kaostan söz ediyorsunuz!. O kaos, kimin eseri söyler misiniz?”

***

Politikacıya iyi gözle bakan toplum pek yok gibi. Hele bizdeki gibi işler de iyi yürümüyorsa...
Güven sıralamasında milletvekilliği yerlerde sürünüyor. Yine de milletvekili olmak için insanlar kendilerini paralıyor...
Ucunda para olduğu için değil elbette. (Belki de onun için!)
Seçkinler -artık onlar kimler ise- gündelik politikaya hep burun kıvırdılar. Onlara göre politika bir tür çarşı pazar ve ayak işi etkinliğidir. Yağmur çamur sokak kıraathane demeden kapı kapı dolaşmaktır...
Sigara, kebap, ter kokusuna aldırmadan halkımızla sarmaş dolaş olmaktır.
Binaenaleyh, her kentsoylunun göze alacağı bir iş değildir.
Bu yüzden de siyaset felsefeden, inançtan ve idealden yoksun kalıyor. Giderek bir tür “demokrasi esnaflığına” dönüşüyor.
Gazetecilikten siyasete, siyasetten yeniden gazeteciliğe dönüp bakınca akla Fransızların “psikiyatrist” tanımı geliyor:
“Bir gece kulübüne striptiz seyretmeye gidip de, kızları bırakıp seyircileri seyreden kişi!” oluveriyorsunuz
“Milletvekili milleti”nin görünürgörünmez hallerine ise “Politik Psikoloji” adlı disiplin bakıyor.
Belki de ülkemiz için milletvekili sayısının yarısı kadar “politika psikiyatristi” değilse bile “psikoloğu” gerekiyor.
En baştaki örnek bu yüzden:
“Siyasette standart diye bir şey yoktur. Bütün liderler (ve siyasetçiler) aslında var olmayan kaidenin istisnalarıdır!”
Kimler siyasetçi olur?
Neden siyasetçi olurlar?
Bu tercihte toplumsal - kültürel - bireysel arka planın rolü ve etkisi nedir?
Ve en acısı ve can alıcısı da şu soru:
“Toplumsal ahlaktaki bozulma, siyasetteki bozulmanın nedeni midir, yoksa sonucu mu?”
Hep söylenir ya:
- Kolunuz kırılmışsa ortopediste, ruhunuz yaralanmış ise ruh hekimine gidin!
Pekiyi seçmen olarak, (hadi öncesini karıştırmayalım) son on altı yıldır her seçimde siyasi inançlarınız ve politik özgüveniniz sürekli örselenmiş ise ne yapacaksıız?
Önce oy.. Sonra da nöbetçi ruh hekimi mi? Yoksa tersi mi?
Bu şaka elbette...
Ciddi olan tek şey ise bu gece erken sökecek şafağın tüm ülkeyi aydınlığa kavuşturma hasretidir.

Tümü Ahmet Tan - Son yazıları

Yaşasın komünizm 23 Eylül 2018 Paz
Cumhuriyet biraz da şahsi tarihtir 16 Eylül 2018 Paz
Mutluluk siyasal değil kimyasaldır 9 Eylül 2018 Paz