‘Her şey’ ayrı yazılır *

08 Mayıs 2019 Çarşamba

“Her şey” hiçbir zaman kendiliğinden çok güzel olmaz. Her şeyin çok güzel olması için;

Öncelikle “her şey” nedir ve “güzel” nedir iyice düşünmek gerekir.

Bugün bu ülkede “çirkin” olan “her şey”...

Defalarca seçimle başa gelen ve aydınından politikacısına, öğrencisinden işçisine, köylüsünden kentlisine geniş kesimlerin aklını başından alan, ülkedeki her türlü zaafa oynamayı beceren hileli bir politik dilin marifetidir.

O hileyi görmemizi engelleyen ve o hileye kanmamıza çanak tutan zaaflarımızı ve aklımızı en baştan gözden geçirmezsek her şey kısa vadede çok güzel ve uzun vadede her şey çok daha kötü olabilir.

Heyecanlar, hayaller, istekler kıymetlidir. Ama her şeyin gerçekten daha güzel olabilmesi için kısa vadeli sevinçlerle yetinmemek gerekir.

Bugün iktidardaki tek adam, hukuku hiçe sayarak, Meclis iradesini atlayarak, kritik her noktaya kendi istediği kişiyi atayarak ve yaptıklarının hesabını asla vermeyeceği bir siyasal korunmayı silah gibi kuşanarak bir “hukuk” devleti için utanç verici kararlara imza atılmasını mümkün kılıyorsa...

Ve hem evrensel yasalar hem de evrensel etik onun bu tehlikeli ataklarını durdurmakta işlevsiz kalıyorsa...

Üsküdar’ı geçen başıboş bir at, önüne çıkanı, ardında kalanı ölümüne çifteleyecek kadar hırçınlaşıyorsa...

Her şeyin gerçekten ve ilelebet çok güzel olması için önce neden her şeyin bu kadar çirkin olduğunun, olabildiğinin adını dürüstçe koyabilmek gerekir.

                                                      ***

Bu ülkenin “Her şeyin çok çirkin olduğunu” anlaması kabaca yirmi yıl sürdü.

Bu ülkede her şeyin çok güzel olması için önümüzde iki aydan az bir süre var.

Bu iki ay şu üç önemli şeyi yapmak için yeterli:

İlki;

60 Anayasası rafa kaldırıldığında, ordunun anlamı askeri vesayetle gölgelendiğinde, sokaklardaki sağ-sol çatışmaları kışkırtıldığında, niyeti bozuk Güneydoğu politikaları Kürt - Türk düşmanlığı üzerinden körüklendiğinde, işkenceler olağanlaştığında, gözaltında kayıplar sıradanlaştığında, Deniz Gezmiş ve arkadaşları asıldığında, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Çetin Emeç ve diğerleri vurulduğunda, 6-7 Eylül olaylarında, Maraş katliamında, Madımak yangınında, Gar patlamasında, bir tarikat lideri alenen el üstünde tutula tutula ülkenin ana damarlarında rahat rahat dolandığında, politikacılar kendi bekaları için hoca efendilere itibar ettiklerinde “Tehlikenin farkında mısınız” diye soranlara gülünüp geçildiğinde, laiklik dillere bir küfür gibi düştüğünde, ülkenin aydınları kendi akıllarından ve fikirlerinden şüpheye düşürüldüğünde, olmayacak şeyler sanki sadece yetmeyecek şeylermiş gibi mimlenip onlara evet denildiğinde...

Her şeyin çok ama çok kötü olduğunu ve olacağını nasıl anlamadığınızı...

Nasıl olup da bunca şeye seyirci kaldığınızı...

Uyarılara yersiz kehanetlermiş gibi burun kıvırırken hangi duyguların, hangi korkuların, hangi umursamazlıkların ve hangi umutların kurbanı olduğunuzu...

Nerede hata yaptığınızı ve aynı hatayı bir kez hatta bin kez daha yapmamak için artık hangi uykudan uyanmanız gerektiğini... Kendinizi kayırmadan tespit etmek.

İkincisi;

İktidarın bizzat yaptıklarıyla, nicedir yılgınlıktan bitap düşmüş insanların muhteşem bir iyimserlik ve şahane bir kendine güven ekseninde daha önce görülmemiş ortak bir hevesle buluşmasını sağlamasına, bu arada “Her Şey”in ayrı yazıldığına dair kolektif bir farkındalık fırsatına yol açmasına teşekkür etmek.

Ve son olarak da:

Aslen asla meşru olmayan şu 23 Haziran seçimlerinde iktidarı muazzam bir oyçokluğuyla, bir daha kılını kıpırdayamayacak şekilde yere sermek.

* Bu yazının başlığı Sevgili Yazar Mahir Ünsal Eriş’in YSK kararı açıklandığı sıralardaki şakalı tweet’inden yola çıkılarak atılmıştır.


Yazarın Son Yazıları

Korona dersleri 2 18 Mart 2020
Korona dersleri 13 Mart 2020
Sansürle eğitilmek 6 Mart 2020
Bekçiler ve vatandaşlar 28 Şubat 2020
En az üç çocuk 21 Şubat 2020