Batsın bu dünya

29 Mayıs 2019 Çarşamba

Müzik, tarih boyu çeşitli toplumların aynası olmuş, insanın ruh halini yansıtmış hatta ruh halini iyileştirip yüceltmesine yardım etmiştir.
Osmanlı döneminde Edirne’de kurulan II. Beyazıt Külliyesi’ndeki ıslahanede ruh hastalarının çeşitli müzik makamlarıyla tedavi edildiği bilinir. Külliyenin ortasındaki şadırvandan akan su sesinin bunalımları rahatlattığı söylenir. O külliyede ruh hastalıklarını tedavi eden çeşitli müzik makamlarından bazıları şöyle sınıflanır: Uşşak Makamı: Kalp, karaciğer, sıtma ve mide hastalıklarının ilacıdır; Neva Makamı: Gönül okşayıcıdır, kötü düşünceleri uzaklaştırır. Hüseyni Makamı: Özellikle çocuklara ferahlık verir. Ateş düşürür.
Bütün coğrafyalarda, bütün çağlarda müzik, insana en yakın arkadaş olmuştur. Mutlaka günün değişik saatleri veya sizin her türlü ruh haliniz için kendi dünyanıza ait olan bir müzik vardır. Islıkla çalacağınız bir marş, mırıldanacağınız romantik bir melodi, belki de size dans etme coşkusunu hatırlatacak bir şarkı. Bu işin tılsımı kendinizi içinizdeki müziğe kaptırabilmenizdir. Tıpkı mitolojik çağlarda insanların yer-altı tanrıçasını kutsaması, Orta Çağ’da dinsel ilahilerle huşu içine girip ruhunu yükseltmesi, kendi içindeki özel inançla, coşkuyla ivme kazanması, ya da 19. yüzyılda bir Viyana valsi ile coşması gibi.
Müzikle insanın ruh hali anlık değişebilir. Bazen piyano tuşlarındaki caz, bazen kocaman bir orkestranın görkeminde bir senfoni, bazen bağlamanın nazlı sesi, bazen de tam tamların ritmi.

Müzik ve toplumsal süreç
20. yüzyılda Türk toplumundaki sosyal konuların müziğe yansıması en belirgin şekliyle halk müziğinde ve arabesk kültüründe görülür: Göçebe kültürlerdeki yoksulluk, acılı insanın müziğe yansıttığı şarkıların sözlerinde derin bir hüzünle dile gelmiştir. Arabesk, genellikle çok duygusal şarkı sözleriyle umutsuz aşkları, mecburen sığınılmış yeni ortamların zorluklarını konu eder. Acı dolu sözleri bir yana, bir kısmı da sözsüz, ama hüznü yansıtan çalgısal müziktir. Yaylı sazlardaki kaydırmalar ve dokunaklı titreşimler başlıca özelliklerindendir. Fransızcadan Türkçeye geçen arabesk sözcüğü “Arap tarzı” anlamındadır. Müzik tarihinde “Arabesk” başlığını ilk kez Schumann kullanmış, “Op.18 Arabesk”i 1839’da piyano için yazmış. Minör tonda, lirik ezgilerle süslü, kısacık bir yapıttır. “Arabesk” terimi daha sonra bale yapıtlarında bir figürün adı olmuş. 1900 başlarında Debussy de kimi piyano yapıtına “Arabesk” başlığını vererek Arap dünyasının gizemine göndermeler yapmıştır. Mimaride ise Arap tarzında süsleme öğelerini içerir.
Müziğin sosyolojik bir boyutu olduğunu unutmamalıyız. Sadece sevdiğimiz türlere saplanmadan her çeşidine kapılarımızı açık tutmalıyız. Gün gelir Hacı Arif Bey’den “Olmaz ilaç sine-i sad pareme” şarkısı olabilir, Frank Sinatra’dan “My Way”, Shubert’ten “Müzikal Dakikalar”, ya da Orhan Gencebay’dan “Batsın Bu Dünya”. Evet, bugünlerde batsın bu dünya kadar kötümser olmayalım. “İzmir Marşı”, “Onuncu Yıl Marşı”, “Vatan Marşı” gibi ritmik ivme içeren marşlarla coşmak isteğindeyiz. Müziğin toplumsal gücü olduğuna en güzel kanıt.