Enver Aysever

Sahte demokrasi oyunu!

17 Haziran 2019 Pazartesi

Bu yazı pazar gecesi ekranda yapılacak sahte tartışmadan önce yazıldı. Yayını izlemeyeceğim, o saatlerde İstanbul Müzik Festivali’nin etkileyici konserlerinden biri olan “Faust, Queyras, Melkınov”u dinleyeceğim. Aydınlanma bilgesi Beethoven çalacaklar. “Senin mesleğin gereği izlemen gerekmez mi tartışmayı” diye soran olursa, yanıtım hazır elbette.
Erdoğan’ın dilediği zaman rakiplerini ringe çekerek yarattığı sahte demokrasi oyununun tarafı olmak istemiyorum, bu bir. “AB müzakere süreçleri”, “Vesayetle mücadele”, “Kürt açılımı” ile kandırılanlardan olmak niyetinde değilim. Liberal saflardan olmayacağım.
Halkımızın kahraman yaratmak konusunda ısrarlı olduğunu görüyorum. Televizyon seyircisi yanlıdır böyle süreçlerde, hep kendi tarafını haklı bulur. O gece sosyal medyada neler yazılacağını tahmin etmek güç değil. Buna alet olmak istemiyorum, bu iki.
Binali Yıldırım’a tahammülüm yok, bu üç. Sanırım en önemli gerekçem bu. Daha tartışma programına katılmaya bile kendi başına karar veremeyen biri neyin başkanı olacak, yeni ne söyleyecek ki? Liderine teslim olmuş, yaşamını biat üzerine kuran birinin İstanbul’a başkan olmasını istemiyorum, vaadi ne olursa olsun umurumda değil!
Oyumu Ekrem İmamoğlu’na vereceğim. İstanbul’un seçilmiş başkanı odur. Erdoğan istedi diye yenilenen seçim hukuksuzdur, ayıplıdır. Yapılacak tartışmada kararım değişmeyecek. Korkarım hem Yıldırım, hem İmamoğlu dinsel vurgusu yoğun dil kullanacaklar, bunun laikliği örselediğini düşünüyorum. İmamoğlu’nun AKP’nin “Hayırlı cumalar” türü söylemlerinin peşine takılmasını yanlış buluyorum örneğin, bu dört!
İsmail Küçükkaya’nın sorularını merak etmiyorum, bu beş. İçinden geçtiğimiz süreçte gazetecilik büyük güven kaybı yaşadı, bir yenisine tanık olmak istemiyorum. “Tarafsızlık” vurgusunu gülünç buluyorum. Devletin tüm olanakları, sınırsız basın desteği, uçsuz bucaksız iktisadi güç Binali Yıldırım’ın hizmetindeyken, Ekrem Bey’den taraf olmayı ahlaki sorumluluk sayıyorum.
Sosyalistler olarak bu ibretlik tablodan ders çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum. Tarihi dönemeç eşiğinde olduğumuzu görüyorum ve dayatılan gündeme itiraz etmek gerektiğini biliyorum. Bu da altı!
AKP o kadar berbat, baskıcı düzen kurdu ve düşkünler toplumu yarattı ki, buradan çıkmak hiç kolay değil. Haftaya yapılacak seçim “güven oylaması” niteliğinde. Erdoğan “zorlama başkanlık” düzeniyle yol alamayacağını görmeli. Ki çoktan bu yönde işaret vermeye başladı bile. Eski simaları göreve çağırması çaresizlikten. Düşünün Arınç yeniden sahalara döndü. Niye? (Bunu uzunca yazacağım başka yazıda, şunu diyeyim Ali Babacan eksenli oluşum hazır.)
Elbette belediye başkanı seçmediğimizi herkes biliyor. Ekrem İmamoğlu’na gereğinden öte anlam yüklendiğini düşünüyorum. Bırakın adam belediye başkanı olsun. Deprem kapıda, çözüm üretsin. Betondan nefes alınamıyor, yeşil alan yaratsın. Halkın parası cemaatlere peşkeş çekilmiş, durdursun. Trafik yürümez halde, bütüncül çözüm üretsin. Sanat kurumları talan edilmiş, engellesin, kültür şehri yaratsın. Ha, bir de Gezi Parkı’na Berkin’in ve tüm çocuklarımızın heykelini diksin, yeter!
Kendime not: Ha tartışmada taraflar şapkadan tavşan çıkarırsa bu yazı kendini imha etmiş olur zaten, o vakit çıkan tavşan üstüne birlikte düşünürüz.