Köşe Yazısı

A+ A-

Yazarın devletle imtihanı

15 Ocak 2015 Perşembe

Jean-Paul Sartre devletin ve kurumların her türlü ödülünü reddetmeyi seçmişti
[Haber görseli]

Nobel Edebiyat Ödülü, kurulduğundan bu yana pek çoklarının tepkisini çekti, birçok yönden eleştirildi. Ne ki, bugüne dek 107 kez verilen bu ödülü yalnızca üç yazar geri çevirdi.
İsveçli şair Erik Axel Karlfeldt, 1919’da ödülün kendisine verileceğini fark edince, seçici kurulu kararından döndürmeyi başarmıştı.
Karlfeldt’in ödülü istememesinde de, seçici kurulu kararından döndürebilmesinde de, kendisinin de kurulda olmasının payı büyüktü kuşkusuz.
Ne ki, Nobel’in yıllar sonra, 1931’de kendisine verilmesine engel olamayacaktı! Çünkü artık hayatta değildi ve o dönemde Nobel hayatta olmayan yazarlara verilebiliyordu!
Nobel Edebiyat Ödülü’ne ikinci ret ise1956’da Sovyetler Birliği’nde yasaklanan, 1957’de yurtdışında basılan, ülkesinde ancak 1985’ten sonra yayımlanabilen “Doktor Jivago”nun yazarı Boris Pasternak’tan gelecekti.
Ama zorunluluktan kaynaklanan bir reddi bu…
1958’de kendisine verilen Nobel Edebiyat Ödülü’nü ilk başta kabul eden Pasternak, SSCB yönetiminin yoğun saldırı kampanyasıyla karşı karşıya kalacak; Çevirmenler Birliği’nden kovularak geçim kaynağından yoksun bırakılacak; bunun üzerine ödülü geri çevirmek zorunda kalacaktı.
Evet, Pasternak, Nobel’i devlet baskısı altında geri çevirmişti. Jean-Paul Sartre ise Pasternak’tan altı yıl sonra, 1964’te, hiçbir kurum, dahası devletle özdeşleşmek istemediği için reddedecekti Nobel’i.

Geç ulaşan mektup
Şu dünyada onca şey olurken bu da nereden geldi aklına, demeyin. İsveç Akademisi, Nobel ödülüyle ilgili belgeleri üstünden elli yıl geçtikten sonra açıklar. O yüzden, 1964 Nobel Edebiyat Ödülü’ne ilişkin belgeler geçenlerde “resmen” kamuoyuna açıklandı.
Sartre’ın gönderdiği ret mektubu Akademi’ye 14 Ekim 1964’te ulaştığında, Nobel Edebiyat Kurulu 17 Eylül’de Sartre’da karar kılmıştı bile.[Haber görseli]
22 Ekim’de bir araya gelen İsveç Akademisi’nin 18 üyesi de Edebiyat Komitesi’nin tavsiyesine uymayı kararlaştırıp Nobel’in Sartre’a verilmesini kararlaştıracak; ama Sartre sözünden dönmeyecekti.
Sartre’ın mektubu Komite’nin eline eylül toplantısından önce geçseydi, 1964 Nobel Edebiyat Ödülü büyük olasılıkla başka bir yazara gidecekti.

Anlık tepki değil
Peki, tam olarak neden geri çevirmişti Sartre pek çok yazarın aklını başından alan bu ödülü?
Her şeyden önce, Nobel’i geri çevirirken anlık bir tepki göstermediğini, resmi ödülleri kabul etmekten her zaman kaçındığını vurguluyordu Sartre.
1945’te, II. Dünya Savaşı’nın bitiminden hemen sonra, Fransız Cumhuriyeti’nin en yüksek onur nişanı Légion d’honneur’ü de reddetmişti. Üstelik o günlerin hükümetine yakınlık duymasına karşın.
Sonra, pek çok dostunun ısrarına karşın, devletçe desteklenen yükseköğrenim kurumu Collège de France’ta hocalık yapmaya da yanaşmamıştı.
“Bu tutumum, benim yazarlık anlayışımdan kaynaklanıyor” diyordu. “Sözcükler”in yazarına göre siyasal, toplumsal ya da edebi bir tutum benimseyen bir yazar, gücünü yalnızca kendi araçlarından, yazılı sözcüklerden almalıydı.
“Yazarın alacağı bütün ödüller, okurlarını, hiç de uygun görmediğim bir baskı altına sokacaktır” diye eklemeden de edemiyordu.
“Jean-Paul Sartre” imzasını atması ile “Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Jean- Paul Sartre” imzasını atması aynı şey olmayacaktı…

‘Özgürlük yolları’
İsveç Akademisi’nden birilerinin yapıtlarını ödüle değer görmesi Sartre’ı pek ilgilendirmiyordu. O çoktan ödülünü almıştı bile.
Onun ödülü, bireyin kökten özgürlüğünü vurgulayan varoluşçuluğun sözcülüğünü yapmış olmanın zevki, romanları ve oyunlarıyla da dünya görüşünü çok geniş bir okur kitlesine aktardığını görmenin keyfiydi.
Gerçek olan bunlardı. Resmi ödüller, hep “Özgürlük Yolları”nı arayan Sartre’ın gözünde gerçek değildi; “onurlandırıcı” ödüllere inanmıyordu. Önemli olan, sistemden özgür, bağımsız kalmaktı.
Sartre’a göre bir yazar, bir kuruma dönüştürülmesine izin vermemeliydi. Böylesi ödüller, yazarın bağımsızlığını kısıtlar, onu kurumsallaştırırdı.

Bireyin özgürlüğü
Yaşamı boyunca kuram ve eylem insanı niteliklerini birleştiren Sartre, yazar-aydın kimliğiyle sokak gösterilerine, eylemlere katılmış, solcu yayınlar üstündeki baskıyı protesto etmek için kendisi de bu yayınları satmayı üstlenmişti.
Beni en çok etkileyen yanlarından biri de, bireyin özgürlüğüne saygılı bir Marksizmden yana çıkmasıydı.
Şimdi, yazarın bağımsızlığını, özgürlüğünü yitirmemesi uğruna, Légion d’honneur gibi Fransa’nın en büyük devlet nişanını, Nobel Edebiyat Ödülü gibi belki de dünyanın en büyük kurumsal ödülünü geri çevirebilen Sartre’ı düşünüyorum da... Aklıma ister istemez, bizdeki Devlet Ödüllerini, Devlet Sanatçısı unvanlarını almak için yanıp tutuşanlar geliyor… Aklıma, devlet ödülünü huşu içinde alırken, “bireyin ehlileştirilmesinden” dem vuracak kadar iktidar ideolojisiyle bütünleşenler geliyor…
“Devlet” derken, iktidarın niteliği konusunda bir ayrım da yapmıyorum…
Toplumsal ve bireysel özgürlükleri sonuna kadar savunabilmek için, insan ruhunun en derinlerde yatan gizlerini özgürce düşleyebilmek için, yazarın da, düşünürün de, aydının da gerçek anlamda bağımsız olması gerekmez mi!
Yoksa ne yazar, ne düşünür!..

Tümü Celal Üster - Son yazıları

Bir ‘Ali Gevgilili ironisi’ 13 Eylül 2018 Per
Irgat’ın Türküsü 14 Mayıs 2018 Pzt
‘Tüm iktidar hayalgücüne!’ 4 Mayıs 2018 Cum