Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu - Prof. Dr. Köksal Bayraktar
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu - Prof. Dr. Köksal Bayraktar

27.01.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yürürlükteki ceza kanununun 216/1. maddesinde yer alan, halkı kin ve düşmanlığa tahrik (kışkırtma) suçu, 2005 yılından önceki ceza kanununun 312. maddesinde düzenlenmişti ve 1970’li yıllarda en çok işlenen suçlar arasında yer almaktaydı. Suçun sürekli olarak yayın araçları ile işlenmesi ve siyasal, toplumsal yaşamda çokça karşılaşılması olgusunun etkisiyle, kanunda birtakım değişiklikler yapma gereksinimi doğmuştu.

Önceki TCK’nin 312. maddesinde suç, “...cemiyetin muhtelif sınıflarını umumun emniyeti için tehlikeli bir tarzda kin ve adavete tahrik eylemek...” şeklinde tanımlanırken geniş içeriğinin çok tartışılması ve eleştirilmesi üzerine değişiklik yapılmıştı. Bu değişiklikte, cemiyetin muhtelif sınıfları kavramı çeşitlere ayrılmış ve madde şu şekilde değiştirilmişti: “...halkı sınıf, ırk, din mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek...”. Maddenin içeriğinde yer alan “umumun emniyeti için tehlikeli olabilecek şekilde tahrikte bulunulması” da ağırlaştırıcı sebep olarak kabul edilmişti.

2005 yılına kadar madde bu hali ile yürürlüğünü sürdürürken yeni ceza kanunu çalışmalarında kısmen eski 312. maddenin bazı unsurları korunmuştu. Buna göre halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesim aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik edilmesi suçun ana yapısı olarak öngörülmüştü.

TAHRİKİN DAYANAĞI

Yeni TCK çalışmaları incelendiğinde; gerek hükümet teklifinde (Tasarı) gerekse “Adalet Komisyonu”nun kabul ettiği metinde ana yapı, çalışmaların merkezi olarak benimsenmişti. Nitekim hükümet teklifinde; 294/2. maddede sınıf, ırk, mezhep, bölge farklılığı tahrikin dayanağı olarak kabul edildiği gibi bu tahrikin kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye elverişli olması da öngörülmüştü. Tasarıyı gözden geçiren Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu’nun kabul ettiği 216. maddede aynı durum tekrarlanmıştı.

TCK’nin gerek geçmişteki içeriği gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan tasarıda, hem hükümet hem de “Adalet Komisyonu” metinlerinde aynı unsurlar göz önünde tutulmuştu. Buna göre; tahrikin meydana gelebilmesi için sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge farklılığının ortaya konulması, tahrikin bunlara dayandırılması ve bunun sonucunda da kamu güvenliği için tehlikeli tarzda kin ve düşmanlığın yaratılmış olması gerekmekteydi.

TCK hazırlık çalışmaları araştırıldığında, özellikle “Adalet Komisyonu”nun kabul ettiği metinde bugün için dahi çok önem taşıyan bazı kavramların öne çıkarıldığı kolaylıkla saptanabilmektedir.

SUÇUN OLUŞMASI

Gerçekten, bu suçun düşünce özgürlüğü ile yakından bağlantılı olduğu, özgürlükleri etkilediği ve sınırladığı, demokratik toplumlarda bu suçun sınırlarının dar tutulması gerekliliği vurgulanmıştı.(1) Diğer taraftan aynı komisyon raporunda kin ve düşmanlığın ne olduğu, ne anlama geldiği özgün bir şekilde tanımlanmıştı. Buna göre kin, öc almayı gerektirecek şiddetli düşmanlık hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik hal; düşmanlık ise husumet beslenen konuya karşı düşünerek tasarlayarak zarar vermeye yönelmiş kin duygusudur. Bu tanımlara rağmen suçun oluşabilmesi için eylemin kamu güvenliğini tehlikeye düşürmesi gerekmekteydi.

Hazırlık çalışmalarının bu görünümüne rağmen yeni TCK’de maddenin daha da sınırlandığı görülmektedir. Madde tam olarak incelendiğinde tasarıda yer almayan bir kavramın kanun içerisine alındığı saptanabilmektedir. Buna göre, tahrikin çeşitli unsurlar yönünden söz konusu olabilmesi için kin ve düşmanlığın yaratılması ve bunun kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması gerekmektedir. Böylece Türk anayasa hukuku ve Türk ceza hukukunda; 1970’li yıllarda savunulmuş açık ve yakın tehlike kavramı kanuna girmiştir. Açık ve yakın tehlike, Türk hukukunda Tanör ve Güran tarafından Amerikan Federal Mahkeme kararlarına dayanılarak açıklanmış ve düşünce özgürlüğünün sınırsızlığında bu kavrama dayanılmıştı.(2)

Açık ve yakın tehlike

Yeni Türk Ceza Kanunu’nda kavram daha da belirgin hale getirilerek açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkması aranmaktadır. Dolayısıyla, bugün halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun oluşabilmesi için, halkın çeşitli kesimlerinin birbiri aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik edilmesi, kamu güvenliği için açık ve yakın bir tehlikenin varlığı gerekmektedir.Tekrar edelim ki toplumu çeşitli yönleri ve kesimleri ile düşmanlığa kışkırtabilmek için doğrudan doğruya ceza kanununda yer alan unsurların gerçekleşmesi gerekmektedir.

Öncelikle söylenen sözlerin halkın bir kesimini kışkırtıcı nitelik taşıması, bunun kin ve düşmanlık yaratıcı özellikte olması ve son olarak da toplum güvenliği için açık ve yakın bir tehlikeyi oluşturması gerekmektedir.TCK 214. maddeden başlayan tahrik suçlarının düşünce özgürlüğü, basın yayın ve iletişim özgürlüğü ile siyasi hak ve özgürlükleri kullanabilme olanağı ile yakından bağlı oluşu karşısında(3), Türk Ceza Kanunu’nda bu unsurlar öngörülmüş ve yürürlüğe konulmuştur. Türk Ceza Kanunu uygulamasında da bu durumu görebilme olanağı bulunmaktadır. Çünkü TCK’nin bu içeriğinin pek çok Yargıtay kararında arandığı görülmektedir. Buna göre; açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkması ile suçun unsurları tamamlanmaktadır.(4)

Uygulamada suçun kin ve düşmanlık, kamu güvenliği, açık ve yakın tehlike gibi unsurlarının tümüne uyularak karar verilmesi hukuki bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

(1) Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu, TBMM 22. Dönem, S. Sayısı 664, s. 610.

(2) Bkz. Bülent Tanör, Siyasi Düşünce Hürriyeti ve 1961 Türk Anayasası, İstanbul 1969, s. 58- 60; Sait Güran, İfade Hürriyeti Üzerinde İdarenin Yetkileri, İstanbul 1969, s.171-173.

(3) Köksal Bayraktar, Suç İşlemeğe Tahrik Cürmü, İstanbul, 1977, s.102-117.

(4) Gülen Soyaslan, Tahrik Suçları ve Açık ve Yakın Tehlike Standartı, Ankara 2024, s. 181…’den Yargıtay 8. Ceza Dairesi 15.10.2012 tarihli E. 2010/6293 K.2012/21247.

Yazarın Son Yazıları

Türkçe bilinci ve bağımsızlık marşımız - Mustafa Gazalcı

Yıl 1967...

Devamını Oku
17.03.2026
Türkiye’de motokuryelerin sorunları - Berna Özgül

Pandemi döneminin tetiklediği e-ticaret patlamasıyla birlikte motokuryelik, Türkiye’de hızla büyüyen ve milyonlarca insanı barındıran bir sektöre dönüştü.

Devamını Oku
17.03.2026
Hürmüz Boğazı ve süregelen emperyalizm - Salih Özbaran

Yazıya başlarken trajik iki anımsatma yapalım.

Devamını Oku
16.03.2026
Memura da ‘eşel mobil’ uygulanmalı - Güven Nazmi Demiralp

Bilindiği üzere, İran-ABD-İsrail Savaşı nedeniyle petrol fiyatları hızlı bir yükseliş göstermiş, bu da ister istemez akaryakıt pompa fiyatları üzerinde bir artış baskısı oluşturmuştur.

Devamını Oku
16.03.2026
Bir hukuk ilkesi, bir iktidar portresi: Malum in se - Esat Aydın

Bir hukuk ilkesi, bir iktidar portresi: Malum in se - Esat Aydın

Devamını Oku
15.03.2026
Cumhuriyetin sağlık vizyonundan piyasalaşmaya - Gamze Burcu Gül

Her yıl “Tıp Bayramı” olarak kutladığımız 14 Mart, bir meslek gününden ibaret değildir; aynı zamanda güçlü bir tarihsel semboldür.

Devamını Oku
14.03.2026
Andımız neyin pusulasıydı? - Yener Oruç

Gün geçtikçe suça bulaşan çocuk sayısı, çocuk çeteleri artıyor.

Devamını Oku
14.03.2026
Yoksulluk sorunu ve Marie Antoinette sendromu - Prof. Dr. Mehmet Tomanbay

TÜİK aralık ayı enflasyonunu yüzde 0.89, 2026 yılı ocak enflasyonunu yüzde 4.84 ve 3 Mart 2026 günü de şubat ayı enflasyonunu yüzde 2.97 olarak açıkladı.

Devamını Oku
13.03.2026
Vatan - emek - Cumhuriyet - Kaan Eroğuz

İnsanlığın, önüne ancak çözebileceği sorunları koyabileceği Marx’ın “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” isimli eserinden bu yana tekrarlanan bir tespittir.

Devamını Oku
12.03.2026
Dünya düzeni öldü mü? - İlker Başbuğ

3-15 Şubat 2026 tarihleri arasında toplanan Münih Güvenlik Konferansı’na katılan liderlerin çoğu, 1945 sonrası dünya düzeninin öldüğünü ilan etti.

Devamını Oku
12.03.2026
Üretim araçları sendikanın olursa - Engin Ünsal

İşçi sendikalarının temel görevi işveren karşısında güçsüz olan işçi sınıfına güvenli bir çalışma ortamı ve üretimden hakça bir pay sağlamaktır.

Devamını Oku
11.03.2026
Yapay zekâ nereye bağlanır? - Tayfun İşbilen

Bir yapay zekâ aracına “Bana bir paragraf yaz” dediğimizde ekranda beliren cümleler sanki “bulut” denen o belirsizlikten kendiliğinden süzülüp geliyormuş gibi görünüyor.

Devamını Oku
11.03.2026
Öncelikle Mavi Vatan’da sondaj - Hikmet Sami Türk

Yeni derin deniz sondaj gemimiz Çağrı Bey, 15 Şubat’tan bu yana petrol ve doğalgaz aramak amacıyla Somali’ye gitmek için yolda.

Devamını Oku
10.03.2026
Cumhuriyet’in bekası, ekonomi ve ‘kararsızlar’ - Sıtkı Ergüney

Kamuoyu araştırmaları, her üç seçmenden birinin yaklaşan genel seçimde oy vermeyi düşündüğü partiyi henüz belirleyemediğini gösteriyor.

Devamını Oku
10.03.2026
Cinsiyetçi düzen - M. Jülide Kızıltepe

Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel patolojilerin değil, esasen toplumsal, kültürel ve kurumsal yapıların ürettiği ve yeniden ürettiği çok katmanlı bir sorun.

Devamını Oku
09.03.2026
Acının nesnesi değil, hayatın öznesi - Banu Tozluyurt

Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü.

Devamını Oku
09.03.2026
Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026