Dilenmek değil dilendirmek

05 Mayıs 2015 Salı

TİRAN - Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Arnavutluk’a geleceğini TV’ler “Flaş” diye duyurdular.
Bizden şimdilik çıt yok.
Erdoğan belli ki, seçim kampanyasının ortasında 48 saatlik bir ihtiyaç molası vermek istiyor.
Bu ihtiyaç iki bakımdan şart oldu!
1- Türkiye’de hatırı sayılır bir Arnavut kökenli seçmen kitlesi var. CHP’nin “dışarıdan bakan adayı” Kemal Derviş’ten, Hocaefendi’nin cefakâr santraforu Hakan Şükür’e dek...
2- Malum bir realite de şu: İçerideki politikacı, ülke dışına çıkınca devlet adamı olur.
Tayyip Bey, haftalardır ipin ucunu kaçırdı. Fazlasıyla partizanlaştı.
Belli ki yurtdışına gitmek devlet adamı muamelesi görmek istiyor.
Fransa’dan, Almanya’dan pek yüz bulamayacağı için de Arnavut kardeşlerimizin davetiye göndermesi sağlandı.
Dileyelim bu ziyaret partisi için değil ama ülkemiz için hayırlara vesile olsun.

***

Arnavutluk neredeyse bizim Kadıköy’den büyükçe bir ülke (3 milyon) nüfusunun yüzde 14’ü yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Türkiye’de ise bu oran biraz daha fazla: -yüzde 16. (Worldfactbook 2015)...
Üç günlük Tiran ziyareti sırasında genellikle kent merkezi ve çevresinde yaya olarak dolaştık.
Sadece 3 (yazı ile üç) dilenciye rastladık.
Ankara veya İstanbul’da ise sayı on katına ulaşabiliyor.
Trafik ışıklarındaki satıcıları, cam silicilerini bu hesaba katmasak bile sokaklara taşan yoksullukla burun burunayız.
Camilerin avluları, lokantaların önleri, boynu bükük, yüzü gözü kir pas içinde bebeklerle, çocuklarla dolu.
Yasalarımıza göre, yoksuluk da dilencilik de suç değil.
Bir süre önce iktidar bir kurnazlık yaptı.
Türk Ceza Yasası’na bir hüküm koydu.
Kişileri, yakınlarını veya çocuklarını dilendirenlere ve onları bu yola sevk edenlere 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilmesini öngördü.
Böyle bir araştırmayı, soruşturmayı yapacak bir savcının çıktığına pek tanık olunmadı.
Buna gerek de yok. Çünkü bu durumdakilerin pek çoğunun Suriyeli göçmenler olduğu ortada.
Yürekli bir savcının çıkması ve yasanın öngördüğü yaptırımı [email protected] gmail.com www.ahmettan.com Dilenmek değil dilendirmek gulaması ise pek mümkün görünmüyor.
Çünkü işin ucunun Saray’a dayandığı herkesin malumu.

Bir not:
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez demiş ki:
“Herkesin Diyanet ile derdi var. Böyle konuşanlar ilkokul din bilgisine sahip olsalar yanmayacağım!”
Görmez’in yanıp yanmayacağını Allah bilir. Ama Görmez’in asıl görmesi gereken, “Halkın Diyanet ile değil başkanı ile derdi olduğudur!”.. Dinde önemli olan bilgiden çok çok önce “iman” sahibi olmaktır. Ve kul hakkına özen göstermenin İslamiyetin en önemli şartı olduğudur.
Papa’nın ucuz bir araçla ziyaret yaparak, israfın haram olduğunu Görmez’in gözüne soktuğudur. İyi ki milyonluk makam aracını daha önce almış.
Yoksa lojmanına yaptırdığı pahalı ve lüksün lüksü jakuziden Papa’nın haberi olsaydı, nasıl bir mesaj verirdi Allah bilir.
Pop vaizimiz Cüppeli “Darülharp’te faiz caizdir” der, Diyanet duymaz.
Hayrettin Karaman “Yolsuzluk hırsızlık değildir” der, Diyanet duymaz. AKP’li Belediye Başkanı “Maket Kâbe yaptırıp tavaf ettirir” der, Diyanet duymaz.
Makaracı Bakan “Bakara makara” der, Diyanet duymaz. Milyonluk makam aracının ses yalıtım sistemi de müthiş imiş doğrusu!

Bir başka not:
Önceki gün medyada bir haber vardı:
Rumelihisarı içindeki asırlar öncesine ait cami kalıntısının üstüne yeni bir cami yapılacakmış.
İnşallah sıra Fatih semtindeki Saray Muhallebicisi’nin üstünde oturduğu Kaptanı Derya Halil Paşa Camisi’nin yıkıntısına da gelir.
Madem cami yıkıntıları ihya ediliyor...
Ancak turistlerin dolaştığı Rumelihisarı içinden önce, İstanbul’un en Müslüman semti diye tanıtılan Fatih’teki bir ana cadde üzerinden başlamak daha sevap olmaz mıydı?  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Hüzzam Kaside 25 Temmuz 2021
TL eşittir T.C. ise.. 18 Temmuz 2021
Yetmez ama evet 11 Temmuz 2021
Kılıfsız minare 4 Temmuz 2021
Fuzuli ödleklik 27 Haziran 2021