Felaket ve Saadet

23 Nisan 2015 Perşembe

CHP milli bayramlarda ikramiye sözü vermese de sevinmeliyiz.
23 Nisan hayırlara vesile oldu.
Bir milli bayramımız daha oldu.
Obama’nın 24 Nisan için “Soykırım” demeyip, “Büyük Felaket” diyeceği ilan edildi.
Bu HDP’nin “Biz’ler”i için pek olmasa da bizim için, Cumhuriyet’in ilanından daha mutlu bir şey:
Yani “Büyük Saadet”!
Dedelerimiz, atalarımız bir yıl daha yırttı.
“Soykırımcı” ve “seri ve kitlesel katil” damgası yemekten kurtuldu.
İngiliz gazetecinin dediği üzere Obama, “İyi Türk” olmasa da “İyi İnsan - İyi Müslüman” imiş.
Ne de olsa Barak Hüseyin, babasının oğlu. Elbette din kardeşleri olarak az da olsa koruyacak.
Evet, ne kadar sevinsek az.
Hasan Hüseyin gibi seslenmenin tam zamanı:
“ekmeği bol eyledik
sıratı yol eyledik
acıyı bal eyledik
geldik bugüne!”
Elbette Allah Kerim’dir yarına..
Ve gelecek yıllara ve sonraki 100 yıllara!

Baba bir hırsız tuttum!
Soykırım hukuksal bir kavram.
1. Dünya Savası söz konusu olduğuna göre, kesin ve doğru hükmü ortak tarihçiler ve hukukçular kurulu vermeli..
Ama ne yazık ki bu konuda Ermenistan’ın ve Batı’nın tutumu “Baba bir hırsız tuttum!” hikâyesindeki “Getir - Gelmiyor / Bırak - Gitmiyor” sahnesine benziyor.
Arşivlere buyur edilen tarihçiler nedense gönülsüz ve devre dışı tutuluyor.
Devrede ve en önde olanlar ise siyasetçiler, meclisler ve hükümetler.
Onların önceliği de ne yazık ki, zamana, zemine ve ülkelerinin özel çıkarına göre değişiyor.
ABD dünyanın her anlamda patronu.
Diyaspora gibi biz de yıllardır Amerikan başkanlarının ağzına bakıyoruz:
- 24 Nisan’da ne diyecek?

***

Arap atasözüdür:
“Gülün adı değişmekle kokusu değişmez!”
Ermeniler, ölsün diye mi göçe zorlandılar?
Yoksa göçe zorlandıkları için mi öldüler?
Ama hakikat ne yazık ki, arşivler yerine Obama’nın iki dudağının arasında!

Saatli Maarif Takvimi
Elbette hiçbir mazeret kitlesel katliamın özrü olamaz.
Güme giden asıl soru ise şu:
“Tam da o günlerde göçe neden zorlandılar?”
Bunun yanıtı arşivlerin tozlu raflarından önce, onlarca yıldır Saatli Maarif Takvimi yapraklarında.
- Doğu Anadolu’da Rusya destekli Ermeni çetelerini ayaklanması:
Tarih: 24 Nisan 1915
- Batı Anadolu’ya İngiliz destekli Anzak gemilerinin saldırması:
Tarih: 24 Nisan 1915

***

Ülke, aynı hafta içinde ve dünya savaşı yangınının ortasında iken iki ateş arasında kalıyor.
Bu duruma düşen her ülke gibi Osmanlı da, kendisini korumak için ilk akla gelen önleme başvuruyor.
Pearl Harbor baskını üzerinde “Japon kökenli hiçbir ABD vatandaşına güvenilemez” gerekçesiyle Amerikan vatandaşı 120 bin Japon da 1944 yılında Başkan Roosevelt’in emriyle esir kamplarına gönderilmişti.
Gerekçe arşivlerde şöyle yer aldı:
“Ülkeyi casusluk ve sabotaja karşı korumak!”
Demokrasi ve özgürlük ülkesi ABD’nin gözünde, savaş hali söz konusu ise Amerikan yurttaşı da olsa her Japon, makul şüphelidir ve esir kampına gönderilir!

***

Elbette şuç suça emsal olmaz.
Osmanlı da cephe gerisini güvenceye almak üzere tehcir başlatmış.
Elbette bu da “Büyük Felakete” yol açtı. Bunun arkasında “Şu kâfirleri yok edelim; Ve topraklarına el koyalım!” gibi insanlık dışı bir amaç arayanlar da olabilir.
Ama bunun arşiv belgeleriyle desteklenmesi gerekir.
Ki bugüne kadar böyle bir kanıtı kimse ortaya koyamadı.
Zaten, “O menfur zaman dilimi dışında, bu ülkede Ermeni ırkına karşı bir toptancı eylemden, düşmanlıktan söz et- mek” de mümkün değildir.
Türkiye için, 100. yılın talihsizliği, işbaşında dindar ve kindar bir söyleme ve zihniyete sahip bir iktidarın olmasıdır.
Bu iktidar artık dünyadaki birçok ülkenin gözünde de sevimsizdir.
Bereket versin Ortadoğu’daki Amerikan çıkarları, Amerikan başkanlarının daha bir süre bu sevimsizliği görmesine manidir.

Üç buçuk name
“Davutoğlu geldi, Erdoğan’dan kurtulduk!” diye vatandaş ne yazık ki sevinemedi.
Afedersiniz, halkı ben diyeyim aptal, siz deyin eşek yerine koyma konusunda ne yazık ki gelen gideni arattı:
“Barış Süreci sayfası matbaaya giderken kaymış, kaybolmuş” gibi enayice bir mazereti Allah’ı var, Tayyip Bey zihnar beyan etmezdi!
Harbiden tüm cüretiyle “Ne barışı ne süreci? Savaş mı var ki süreç olsun? O işi ben AK Partili Kürt kardeşlerimle aramızda bitirdik” der, çıkardı işin içinden!
Stratejik derinliğin kitabı ile şöhret olan Davutoğlu’nda taktik derinlik bile yokmuş.
Olsaydı, elektrik kesintisini “Trafoya giren kedi”ye bağlayan Enerji Bakanı gibi siyasi reklam malzemesi sağlayacak daha zekice(!) bir mazeret öne sürerdi.
Neyse ki kaybolan sayfalar önceki gün, 380 sayfalık beyannameye eklendi.
Hepsi 3.5 sayfa.
Sayfa adedinin CHP ile değil ama belli ki HDP ve üç buçuk atmayla bir ilgisi var!

***

Son gelişme son söz:
Devlet Güvenlik Mahkemesi olsa Davutoğlu, “Biz tehcir yapmıştık” diyen Efkan Ala’nın tanıklığında “Tehcir insanlık suçudur!” dediği için mahkûm olurdu.
Golü Obama’dan beklerken, altın vuruşu Davutoğlu yaptı.
Diyaspora kendisini “Davutyan” olarak selamlayabilir artık.
Tas düştü. Mezhep de meşrep de karıştı.
Tek kurtuluş seçim!  


Yazarın Son Yazıları

Tek adamlık zor zenaat 15 Kasım 2020
Peruk, lavuk, kavuk 8 Kasım 2020
Siyaset ve saadet... 1 Kasım 2020
Kıssalı... Hisseli 11 Ekim 2020
Fıstıki yeşil hak... 27 Eylül 2020
Anıtkabir korkusu 30 Ağustos 2020
Tespih 23 Ağustos 2020
Huzur mu, mutluluk mu? 16 Ağustos 2020