Bu topraklarda Cumhuriyet ilkelerini yüz yıldır yaşatan Türkiye Cumhuriyeti, hukuk devleti ilkelerini titizlikle uygulamalıdır. Siyasal iktidar dinsel ve mezhepsel tercihlere dayalı dış politikasını terk etmelidir. Türkiye çağdaşlaşma yolundan vazgeçmemelidir.

2026’nın ilk günlerinde ABD askeri güçleri, Trump’ın emriyle bağımsız bir devletin sınırları içinde operasyon düzenledi. Venezüella Devlet Başkanı Maduro ve eşi, başkanlık sarayından alınarak ABD’ye kaçırıldı. Çiftin New York’ta yargılanmasına başlandı
Dünkü yazımızda 2025 yılında özellikle ekonomide seyreden yüksek enflasyon, AKP’nin iç politika stratejisi ve buna karşı CHP’nin izlediği politika üzerinde duruldu. Ayrıca 2025’te hukuk devleti ve özellikle Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı gelinmesi konusuna değinildi. “Terörsüz Türkiye” politikasının geldiği son durum ve özellikle DEM Parti’nin barışı engelleyici önerileri de ele alınıp irdelendi.
Son 25 yıldır Türkiye’de tarikat ve dini örgütlerin güçlendiği, bunun sonucunun ise 2025’in son günlerinde Yalova’da bir çatışma ile görüldüğüne dikkat çekildi. Bugünkü yazımızda özellikle dış politikadaki gelişmeler ele alınacaktır.
DIŞ POLİTİKA
Dış politika yazarları her zaman Türkiye’nin dış politika yönünden çok stratejik bir konuma sahip olduğunu belirtirler.
2025 yılında kuzeyde RusyaUkrayna savaşı; güneyde İsrail-Filistin-İran savaşı tüm hızıyla devam etti.
Ortadoğu son yıllarda en hareketli gelişmelerin merkezi haline geldi. Eski ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice yazdığı makalede Ortadoğu’da 30 devletin yönetim sistemi ve sınırlarının değişeceğini belirtmiş ve bu politika Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olarak adlandırılmıştı.
O günden bugüne 25 yıl içinde gerçekten Libya, Mısır, Irak’ta rejimler değişti. Şimdi de Suriye’de sınırların değişimi adım adım gerçekleşiyor.
ORTADOĞU-İSRAİL-SURİYE
2025 yılında İsrail özellikle Filistin ve Gazze’de şiddet uygulamalarını sürdürdü. Suriye’de Esad rejimi devrildi. Bu değişimden sonra Suriye’de yeni rejimin kuruluşu için “10 Mart 2025 Mutabakatı” adını alan uzlaşıya varıldı. 31 Aralık 2025 uzlaşı için son tarih olarak ortaya konmuştur.
2026’nın ilk haftasını yaşadığımız bugünlerde “10 Mart 2025 Mutabakatı”nın gerçekleşmesinin giderek zora girdiği görülüyor.
PKK/PYD, Suriye’de ulus devletle “entegre olmak” uzlaşısına yanaşmıyor.
Bilinen gerçek şudur, ABD yıllardır parasal destek verdiği, askeri yönden araç, gereç, silahla donattığı, eğittiği PKK/PYD’yi kendi çıkarları için kullanmak istemektedir.
Suriye’yi dört parçaya bölmek ve orada Arap, Dürzi, Nusayri ve Kürt devletçikleri yaratmak isteniyor.
Amaç İsrail’in her an denetleyebileceği bir Suriye yaratmaktır. Suriye’nin kuzeyinde faaliyet gösteren SDG terör oluşumunun İsrail ile doğrudan bağlantısı da artık gizlenmiyor.
Türkiye, 10 Mart 2025 “mutabakat” ya da “uzlaşı” anlaşmasının uygulanmasını, SDG’nin silahlı yapısını tasfiye edip Suriye ulus devletiyle “entegre” olmasını, birleşmesini istiyor.
Yukarıda belirtildiği gibi, sahadaki tablo bunun gerçekleşmesinin çok güç olduğunu gösteriyor. SDG masaya her zaman oturuyor ancak İsrail ve ABD’den aldığı destekle konuyu sonuca ulaştırmıyor. Olayı zamana yayıyor, şartlara bağlıyor. Tarafsız yorumcular SDG’nin ABD ve İsrail’in isteklerinin dışına çıkamayacağını belirtiyorlar.
Bu durumda Ankara ne yapacak? “Terörsüz Türkiye” politikasının temelini oluşturan Suriye’nin kuzeyindeki sorun nasıl çözülecek? Bu sorular kuşkusuz çok önemlidir ve kısa vadede çözümünü beklemek olanaksızdır.
İRAN’IN DURUMU
İran’ın çok önemli bir konumu var. Kuzeyinde Rusya, doğusunda Orta Asya devletleri ve güneyinde stratejik Babülmendep Boğazı vardır. Bu nedenle İran, Asya, Türkiye ve Avrupa arasında çok önemli ve stratejik bir konuma sahiptir.
2025 Haziran’ında İran-İsrail arasında 12 gün süren karşılıklı füze saldırısıyla geçen ağır bir savaş yaşandı.
İsrail, Ortadoğu’da İran’ı en önemli düşmanı olarak görmektedir. ABD ise “nükleer silah üretimi” yaptığını gerekçe göstererek İran’a karşı yıllardır ekonomik abluka politikasını sürdürüyor. İsrail-İran savaşının sonuçları ve yıllardır süren ekonomik ablukanın yarattığı durum, İran’da enflasyonun yüzde 50’ler düzeyine çıkmasına neden oldu.
İran’da kadınların başörtüsü dayatmalarına karşı örgütlendikleri, gençlerin de özgürlük için yıllardır direniş içinde oldukları biliniyor. Para birimi riyalin, dolar karşısında erimesi ile İran’daki olayların içine bu kez orta sınıf halkın ve çarşı eşrafının girdiği belirtiliyor.
Protesto hareketleri nedeniyle ölümler olduğu belirtiliyor ve ölü sayısı üzerinde değişik rakamlar veriliyor.
ABD Başkanı Trump’tan göstericilere destek açıklamaları geldi. Trump mesajında, “Eğer İran yönetimi barışçıl gösteri yapan halkı öldürürse, ABD onların yardımına koşacaktır” dedi. Bunun İran’a silahlı müdahalede bulunuruz anlamını taşıdığı belirtiliyor.
İran’da gerek devlet başkanı Pezeşkiyan gerekse meclis başkanı Galibaf, ABD’ye sert yanıtlar verdi.
Bir gerçektir ki İran “nükleer silah” projesine çok kaynak aktarıyor. Bunun ekonomik dengeleri altüst ettiği belirtiliyor. Bu durumda İran “nükleer silah” projesine devam mı edecek yoksa bu projeyi sona mı erdirecek? Güncel önemli konu budur. Bu karmaşa ortamında 2026’da yeni bir İran-İsrail savaşı çıkar mı? Kuşkusuz bu savaş son derece önemlidir ve Ortadoğu’daki dengeleri altüst edebilir.
Burada belirtmeliyiz ki İran köklü bir devlettir ve köklü bir toplumsal yapısı vardır. Bu nokta hiçbir zaman unutulmamalıdır.
İSRAİL-YUNANİSTAN-GÜNEY KIBRIS
Ortadoğu siyasetinde yeni gelişme İsrail-Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında yapılan anlaşmadır. Bu üç devlet Güney Akdeniz’de birlikte hareket etme kararı aldı.
Bu gelişme aslında, Türkiye’nin “Mavi Vatan” politikasına karşı bir harekettir.
Yunanistan zaten ABD’nin kesin koruması altında “Mavi Vatan” politikalarına karşı Ege Denizi’nde faaliyetlerini sürdürüyordu.
GKRY’de İngiltere, Fransa, ABD’nin askeri üsleri faaliyet halindedir.
İsrail, GKRY ve Yunanistan’ın bir araya gelişi, kuşkusuz Türkiye’nin Güney Akdeniz’deki çıkarlarına karşı bir harekettir. Bu birleşme ABD, İngiltere, Fransa gibi batıl dünyası devletleri tarafından da desteklenmektedir.
Kısa vadede Türkiye bu gelişim üzerinde durmalı Mısır ve Libya ile ilişkilerini güçlendirmelidir.
UKRAYNA SAVAŞI
Ukrayna savaşı dört yıldır sürüyor. Savaşın sona ermesi için özellikle 2025’te birçok girişim ve toplantı yapıldı. 2025’in son haftasında ABD Başkanı Trump ile Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski yeniden bir araya geldi.
Trump’ın Florida’daki evinde yapılan toplantı öncesi, Rusya Devlet Başkanı Putin ile telefonla görüşüldü. Trump bu görüşmenin “son derece verimli bir görüşme” olduğunu söyledi.
Her defasında olduğu gibi liderler, görüşmelerin son aşamasındayız, diyorlar ancak Ukrayna barışı bir türlü gerçekleşmiyor. Putin 2025’in son açıklamasında Kiev ve Zelenski’nin barış sürecini sabote eden bir tutum izlediğini, bu durumun Moskova’yı askeri operasyonlara devam etmeye zorladığını belirtti.
AİHM VE TÜRKİYE
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarının geçerli olduğunu ve AİHM kararlarının öncelikle uygulanacağını daha önce kabul etmişti. AKP iktidarı döneminde gerçekleşen bu konu ayrıca anayasada güvence altına alındı. (Md.90.)
Ancak son yıllarda AİHM kararları, AKP iktidarı tarafından uygulanmıyor. Bu kararlar özellikle Demirtaş ve Kavala kararlarıdır.
2025 yılının son ayında Kavala’nın avukatları, AİHM’ye yeniden talepte bulundular.
AİHM’de Türkiye’den sorumlu ikinci daire bu başvurunun “birleştirici karar” önemine sahip olması nedeniyle dosyayı 17 üyeden oluşan büyük daireye gönderdi. Büyük daire bu konuda 25 Mart 2026 tarihinde duruşma yapılacağını ilan etti. AİHM’nin alacağı karar bu kez de yine Türkiye tarafından uygulanmazsa Türkiye özellikle Avrupa Birliği nezdinde çok kötü duruma düşecektir.
TOM BARRACK
ABD, Hazar’dan Doğu Akdeniz’e kadar Ortadoğu’da etkinliğini pekiştirmekte, temelde Ortadoğu’da İsrail’in desteklenme ve etkinleşmesi için faaliyet göstermektir. Bu politikanın gerçekleşmesi için Trump, Türkiye ve Ortadoğu’ya iş dünyasından gelen yakın arkadaşı Tom Barrack’ı Türkiye büyükelçisi yaptı. Ayrıca kendisine Suriye içinde koordinatörlük görevi verildi.
ABD’nin kapitalist iş dünyasından gelen büyükelçisi Tom Barrack, ABD’nin Ortadoğu valisi gibi hareket ediyor. Türkiye için yönetim modelleri ileri sürüyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun uyguladığı millet sistemini övüyor. Türkiye’nin içişlerine karışıyor. Geleneksel diplomasi sürecini zorluyor. Normal bir durumda çoktan “persona non grata” (istenmeyen kişi) ilan edilip Türkiye ile ilişkisinin kesilmesi gerekirdi.(1)
SON GELİŞME VENEZÜELLA
2026’nın ilk günlerinde (3 Ocak 2026) ABD askeri güçleri, Trump’ın emriyle bağımsız bir devletin sınırları içinde operasyon düzenledi, Venezüella Devlet Başkanı Maduro ve eşini başkanlık sarayından alarak ABD’ye kaçırdı.
Trump bu operasyonu Venezüella’nın “petrol kaynaklarına”, “uyuşturucu ile savaşa” bağladı ve “Artık Venezüella’yı biz yöneteceğiz” dedi.
Kuşkusuz bu durum son derece “vahim”dir. Dünyadaki devletler sisteminin uygulandığı uluslararası hukuk ve diplomasi düzeni altüst olmuştur. Çok tehlikeli ve barbarca bir gelişmedir.
Kimi yorumcular bu durumu ABD yönünden “yeni Monroe Doktrini” olarak tanımlıyor ve bu durumun Amerikan hegemonyasını güçlendirdiğini belirtiyor.
Uluslararası hukuk güçlü olanın işine geldiği gibi uygulanırsa bunun sonunun nereye gideceği belli olmaz.
SONUÇ
Türkler Anadolu’da bin yılı aşkın bir süredir yaşıyor. Türkler, Atatürk’ün önderliğinde 20. yüzyılın ilk çeyreğinde süper güçlere karşı antiemperyalist bir savaş gerçekleştirdiler.
Bu savaş mazlum milletlerin ilk bağımsızlık savaşıdır. Türkler yine 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Ortadoğu’da mezheplere değil, laik esaslara, halk egemenliği ilkesine dayanan bir cumhuriyet ve bir ulus devlet kurdular.
1950’de yine Ortadoğu’da bir ilk olan çok partili sisteme geçildi. 75 yıldır inişli çıkışlı da olsa bu demokratik sistem uygulanıyor.
Bu topraklarda Cumhuriyet ilkelerini yüz yıldır yaşatan Türkiye Cumhuriyeti, etkinliğini korumak için öncelikle iç politikada adaletli olmalı, hukuk devleti ilkelerini titizlikle uygulamalı, kesintisiz hayata geçirmelidir. Dinsel ve mezhepsel tercihlere dayalı dış politikasını terk etmelidir. Dağınık ve parçalanmış bir iç cephe yerine güçlü bir iç cephenin oluşmasını sağlayıcı politikalar uygulamalıdır.
Türkiye çağdaşlaşma yolundan vazgeçmemelidir.
---
Dipnot: (1) Bu konuda “Cetvelle Çizilen Sınırlar... Vatandaş kanıyla çizilen sınırlar...” yazımıza bakınız. Cumhuriyet, 11.07.2025.