LAİKLİĞİN GEREKÇESİ '1924 Anayasası'nı Laikleştiren Kanunun Gerekçesi'

LAİKLİĞİN GEREKÇESİ '1924 Anayasası'nı Laikleştiren Kanunun Gerekçesi'

25.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanan en gelişmiş devlet şeklinin ‘Laik ve Demokratik Cumhuriyet’ olduğu kabul edilmiştir…”

(Anayasayı Laikleştiren Kanun Teklifinin Gerekçesinden, 1928)

Laiklik tartışması devam ediyor. Laiklik karşıtı uygulamalarıyla tanınan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Laiklik Bildirisi”ni yargıya taşıyacağını açıkladı. Soru şudur? “Türkiye Cumhuriyeti’nde laikliği savunmak ne zaman suç oldu?”

Anayasaya göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti laiktir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın –değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen- 2. maddesinde, Türkiye’nin “Laik bir devlet” olduğu belirtilmiştir. Anayasanın 14.maddesinde de “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri (…) demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz” denmiştir. Anayasanın 24. maddesinde ise “Din ve Vicdan Hürriyeti” başlığı altında aynı zamanda “devletin laik niteliği” de vurgulanmıştır:

“…Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. (…)”

“Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırma, siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz…”

Görüldüğü gibi bugün anayasamızda “laik devletin nitelikleri” herkesin anlayacağı biçimde açıklanmıştır. Buna göre herkes dini inançları ve düşünceleri konusunda özgürdür; hiç kimse inanç ve düşüncelerinden dolayı kınanamaz, suçlanamaz. Devlet düzeninin, kısmen de olsa din kurallarına dayandırılması ve dinin istismar edilmesi, kötüye kullanılması yasaktır. Anayasal hürriyetler, “…demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmak” amacıyla kullanılamaz. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nde laikliği savunmak “suç” değildir, tam tersine devletin laik yapısını değiştirmeye çalışmak suçtur.

ANAYASANIN LAİKLEŞTİRİLMESİ

1924 Anayasası’nın “Devletin resmi dini İslam’dır” diyen 2. maddesi; “Dine ilişkin hükümlerin yerine getirilmesi… Büyük Millet Meclisine aittir,” diyen 26. maddesi; “Vallahi” diye biten milletvekilliği yemininin yer aldığı 16. maddesi ve cumhurbaşkanlığı yemininin yer aldığı 38. maddesi laikliğe aykırıydı.

Atatürk Nutuk’ta, “Cumhuriyetin ilanından sonra da yeni Anayasa (1924 Anayasası) yapılırken ‘laik hükümet’ deyiminden ‘dinsizlik’ anlamı çıkarmak eğiliminde olanlara ve bundan yararlanmak isteyenlere fırsat vermemek için yasanın ikinci maddesini anlamsız kılan bir terimin (Yani “Türkiye Devletinin dini, İslam dinidir” ifadesinin) konulmasına göz yumulmuştur” diyerek 1924 Anayasası’nın 2. ve 26. maddelerinde “gereksiz görünen” ve “Yeni Türkiye Devleti’nin ve Cumhuriyet rejimimizin çağdaş karakteriyle bağdaşmayan bu terimlerin, devrim ve Cumhuriyet’in o zaman için sakınca görmediği tavizler” olduğunu belirtmiş ve “Millet, anayasamızdan bu fazlalıkları ilk uygun zamanda kaldırmalıdır” demiştir. (1)

1924 Anayasası’ndaki “bu fazlalıkların” anayasadan çıkarılma zamanı, yaklaşık dört yıl sonra, 1928 yılının baharında geldi. Bu dört yıl içinde devleti laikleştirecek çok önemli devrimler yapıldı. 1924’te halifelik kaldırıldı. Din ve Vakıflar Bakanlığı kapatıldı. Eğitim öğretim birleştirildi. Medreseler kapatıldı. 1925’de dini mahkemeler kapatıldı. Çağdaş hukuku uygulayacak hukukçular yetiştirmek için Ankara Hukuk Mektebi açıldı. Şapka kanunu kabul edildi. Tekke, zaviye, türbeler ve tarikatlar kapatıldı. 1926’da Medeni Kanun başta olmak üzere çağdaş kanunlar alındı. 1928’de Arap harfleri yerine yeni Türk harfleri kabul edildi. Bu devrimlerden sonra sıra anayasayı laikleştirmeye geldi.

ANAYASAYI LAİKLEŞTİREN KANUNUN GEREKÇESİ 

1928 yılında Başbakan İsmet (İnönü) ve 120 arkadaşının hazırladığı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı “laikleştiren” kanun teklifi, 5 Nisan 1928’de meclis başkanlığı tarafından Anayasa Komisyonu’na gönderildi. Kanun teklifi 1924 Anayasası’nın 2, 16, 26 ve 38. maddelerinin değiştirilmesini öneriyordu.

1924 Anayasası’nı laikleştirmeyi amaçlayan kanun teklifinin gerekçesi şöyleydi:

“Çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanan en gelişmiş devlet şeklinin ‘Laik ve Demokratik Cumhuriyet’ olduğu kabul edilmiştir. Millet Meclisi tarafından oy birliğiyle onaylanmış olan medeni kanun, ceza kanunu gibi kanunlar da uygulama ve eylem alanına bu esası getirmektedirler. Aslında devlet, bir tüzel kişilik bir manevi varlık olduğuna göre kendisi soyut bir kavramdır. Dinin maddi kişilere yüklediği mükellefiyetleri, farzları bilfiil yapmasına imkân olduğu düşünülemez. Böyle mümkün olmayanı elde etmek için direnmenin bir zayıflık –bütün zayıflıklar gibi zararlı bir zayıflık- yaratacağına şüphe yoktur. Ortaya konan bu nedenlerden ötürü ‘Laik Devlet’in temel anlayışına aykırı fıkraların anayasadan çıkarılması istenmiştir.

Din ile devletin ayrılma prensibi devlet ve hükümet tarafından dinsizliğin desteklendiği anlamına gelmemektedir. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, dinlerin, devleti idare edenlerle edeceklerin elinde araç olmaktan kurtuluşunun teminatıdır. Çağdaş hukuk ilminden ve geçmişten aldığı tecrübe ve bilgileri göz önünde tutan Türk Devrimi, din ile dünya işlerini karıştıran ve türlü zorluklara sebep olmaya elverişli bulunan maddeleri kaldırarak anayasayı açık ve samimi bir metin haline getirmekle Türkiye Cumhuriyeti’ne, pürüzsüz bir surette gerçek durumunu kazandırmış olacaktır. Bu suretledir ki, insanları manevi mutluluğa kavuşturmak işini üzerine almış olan din, yabancı eli değmeyen vicdanlarda yüce yerini alacak ve Allah ile kul arasında bir kutsal ilişki aracı durumuna girmiş bulunacaktır. Bu kutsal ilişkiyi camilerde, kiliselerde, havralarda ya da sadece vicdanlarda arayıp bulanlar vardır. Devletler ve kanunları hepsinin koruyucusudur.”(2)

Buna göre anayasayı laikleştirirken ileri sürülen belli başlı gerekçeler şunlardır:

- Ulusal egemenliğe dayanan en gelişmiş devlet şekli “Laik ve Demokratik Cumhuriyet”tir.

- Millet meclisinin kabul ettiği medeni kanun ve ceza kanunu gibi laik kanunlar, laik devleti zorunlu kılmıştır.

- Bir tüzel kişilik ve soyut bir kavram olan devletin, dinin insanlara yüklediği mükellefiyetleri ve farzları yerine getirmesi olanaksız olduğundan; böyle bir istek devlette zayıflık yaratacaktır.

- Din ve devlet işlerinin ayrılması, devletin ve hükümetin “dinsizliği desteklediği” anlamına gelmemektedir.

- Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması “dinlerin, devleti idare edenlerin elinde araç olmaktan” kurtuluşunun güvencesidir.

- Türk Devrimi, din ile devlet işlerini karıştıran ve çeşitli zorluklara yol açabilecek maddeleri kaldırarak anayasayı açık ve samimi bir metin haline getirmektedir.

- Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ile din, yabancı eli değmeyen vicdanlarda yüce yerini alarak “Allah ile kul arasındaki bir kutsal ilişki aracı durumuna” gelecektir. Devletler ve kanunları, bu kutsal ilişkiyi arayıp bulanların (yani çeşitli dinlere inananların) “hepsinin koruyucusudur.”

Kanun teklifinin gerekçesine göre ulusal egemenliğe dayanan en gelişmiş devlet şeklinin “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı”, çağdaş kanunların benimsendiği, “Laik ve Demokratik Cumhuriyeti” zorunlu kılması; “dinlerin, devleti idare edenlerle edeceklerin elinde araç olmaktan kurtarılması” ve bunun için de “dinin, Allah ile kul arasında bir ilişki durumuna getirilmesi” gibi temel gerekçelerle anayasanın laikleştirildiği anlaşılmaktadır.

Anayasa Komisyonu konuyu görüşüp öneriyi kabul etti. Komisyon; “Türkiye Devleti için tespit edilmiş ve belirtilmiş olan ‘Demokratik Cumhuriyet’ şeklinin, tabii ve çağdaş uygarlığın kamu hukuku ile ahenkli olarak ‘laik’ olması ve ulusal egemenliğin tam olarak tesisine yardım eden bu esaslar karşısında, dini devlet işlerine katmanın –kaynağı din sayılan söylentilerce bile- gereksiz bir katkı olarak görülmesinin gerekliliği konusunda komisyonumuz oy birliği ile karara varmış bulunuyor” diyen, 6 Nisan 1928 tarihli raporunu verdi.(3)

Kanun teklifinde geçen, ulusal egemenliğin en gelişmiş şeklinin “Laik ve Demokratik Cumhuriyet” olduğunun ve komisyon raporunda geçen Türkiye Devleti için belirlenen “Demokratik Cumhuriyet” şeklinin “çağdaş uygarlığın kamu hukukuna” ve “ulusal egemenliğe” uygun olarak “laik olması” gerektiğinin vurgulanması çok dikkat çekicidir. Bu ifadeler, Cumhuriyeti kuranların “laiklik” ve “demokrasi” arasında doğrudan doğruya bir bağ kurduklarını; “Demokratik Cumhuriyet” için her şeyden önce devleti laikleştirmek gerektiğini düşündüklerini ve “Laik ve Demokratik Cumhuriyet” idealine sahip olduklarını göstermektedir. 1930’ların faşizm çağı öncesinde Türkiye’de “Laik ve Demokratik Cumhuriyet” vurgusu çok anlamlıdır.

9 Nisan 1928’de Meclis Genel Kurulu’nda görüşmeler başladı. 1222 sayılı kanunla 1924 Anayasası’nın 2.16. 26. ve 38. maddeleri değiştirildi. Anayasanın 2. maddesindeki “Türkiye Devletinin dini, İslam dinidir,” ifadesi ve 26. maddesindeki “Meclis dini hükümleri uygular” ifadesi anayasadan çıkarıldı. Ayrıca 16. ve 38. maddelerdeki milletvekili ve cumhurbaşkanlığı yeminindeki “Vallahi” sözcüğü de “Namusum üzerine söz veriyorum,” şeklinde değiştirildi.[1]  Böylece anayasa laikleştirildi.

Laiklik daha sonra CHP’nin 1931 ve 1935 programlarına girdi. CHP’nin 1931 ve 1935 programlarında çok güzel bir laiklik tanımı yapıldı.

Atatürk ilkelerinin Anayasaya girmesi için verilen kanun teklifi, 5 Şubat 1937’de TBMM de tartışılarak 3115 sayılı kanun olarak kabul edildi.[2] Anayasanın 2. maddesine “Türkiye Devleti, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçıdır” cümlesi eklendi. Böylece laiklik anayasaya girdi.

***

1928’de anayasayı laikleştiren 1222 sayılı kanunun gerekçesinde açıkça ifade edildiği gibi “Laiklik dinsizliğin desteklenmesi anlamına gelmemektedir.” Ulusal egemenliğin, çağdaş hukukun ve demokrasinin gereği olarak din ve devlet işlerini birbirinden ayırılarak devlet laikleştirilmiştir. Yine aynı gerekçede belirtildiği gibi “Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, dinlerin, devleti idare edenlerle edeceklerin elinde araç olmaktan kurtuluşunun teminatıdır.”

Laikliğe sahip çıkmak ulusal egemenliğe, demokrasiye, çağdaş hukuka, düşünce ve vicdan özgürlüğüne, yurttaşların eşitliğine, kadın haklarına, bilime, sanata, uygar yaşama, toplumsal bütünlüğe ve barışa sahip çıkmaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik niteliğini değiştirmeye kalmak SUÇTUR.

---

DİPNOTLAR

1. Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), Nutuk/Söylev, C. II,  Ankara 1989, s. 951-957.

2. TBMM Zabıt Ceridesi, C.III, 9 Nisan 1928, s. 1-2; Mahmut Goloğlu, Devrimler ve Tepkileri, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi-1 (1924-1930), İstanbul, 2007, s. 257-258.

3. TBMM Zabıt Ceridesi, C.III, 9 Nisan 1928, s.2-3.

4. TBMM Zabıt Ceridesi, C.III, 9 Nisan 1928, s.3-4.

5. TBMM Zabıt Ceridesi, 5 Şubat 1937.

---

[1] TBMM Zabıt Ceridesi, C.III, 9 Nisan 1928, s.3-4.

[2] TBMM Zabıt Ceridesi, 5 Şubat 1937

Yazarın Son Yazıları

LAİKLİĞİN GEREKÇESİ '1924 Anayasası'nı Laikleştiren Kanunun Gerekçesi'

“Çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanan en gelişmiş devlet şeklinin ‘Laik ve Demokratik Cumhuriyet’ olduğu kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
25.02.2026
Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”

Devamını Oku
18.02.2026
Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet

“Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laik Cumhuriyet esasında beraberiz...

Devamını Oku
11.02.2026
Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025
'Doğu Sorunu' devam ediyor! 'Kürt Sorunu mu Türk sorunu mu?'

İngiliz Müsteşarı Hohler, 27 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu...

Devamını Oku
06.08.2025
LOZAN: Onurlu Barış

Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında…

Devamını Oku
23.07.2025
Hedefteki Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır.

Devamını Oku
16.07.2025
Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 21 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını duyuran bildirinin, “O günün duygu ve anlayışına uyma zorunluluğundan kaynaklandığını” belirtmişti.

Devamını Oku
09.07.2025
Yaşasın laiklik

“Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil” (Uğur Mumcu- Cumhuriyet 1 Mart 1987)

Devamını Oku
02.07.2025
Atatürk’ün dünya barışını koruma formülü

Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, güneyimizde İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ediyordu ki, birden bire İsrail-İran Savaşı başladı.

Devamını Oku
25.06.2025
Sykes-Picot, Sevr, BOP ve Lozan

Şu gerçeği iyi görmek gerekir ki Sykes-Picot’tan Sevr’e, Sevr’den BOP’a, Türkiye’yi bölüp parçalamaya yönelik planların önündeki en güçlü kalkan Lozan Antlaşması’dır.

Devamını Oku
18.06.2025
Tek parti döneminde hac yasak mıydı?

1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı.

Devamını Oku
11.06.2025
Atatürk'ün Mirası Büyükdere Fidanlığı

Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1928 yılında İstanbul’da “Büyükdere Meyve Islah Enstitüsü” kuruldu...

Devamını Oku
04.06.2025
Lozan ve Kürtler

“Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla eştir. (…) TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ederiz.”

Devamını Oku
28.05.2025
1921 Anayasası ve Muhtariyet

“Vilayetler kendi başına bir devlet değildir. Amerika hükümeti müttehidesi gibi değildir. Her vilayetin haiz olduğu muhtariyet, mahalli işlere münhasırdır. O işler ki yalnız vilayeti alakadar eder. O işler o vilayetin işleridir.”

Devamını Oku
21.05.2025
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerine saldırmak

Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir.

Devamını Oku
14.05.2025