Yeri geldi, Gülşen Karakadıoğlu arkadaşımla tiyatrodaki ‘dramatik ironi’ olgusunu bir süredir tartışır olduk. Türkçe karşılığı ‘tersinleme’ olan bu kavramın felsefeyle de kucaklaşan karmaşık boyutlarına uzanmak için DTCF Tiyatro Bölümü’nden KHK ile ihraç edilen Prof. Dr. Beliz Güçbilmez’in ‘İroni ve Dram Sanatı’ başlıklı yapıtına başvurmak gerekli.
‘İroni’, katı yargıları ‘ters’ten bakarak zayıflatıp ‘yıkmak’ gibi ‘muhalif’ bir çizgide konuşlanıyor. Gücünü, yargıları tersine çevirirken -‘ince alay’ı da içeren- soğukkanlı bir tutum yansıtmasından alıyor.
‘İroni’ kavramının çıkışı insanlık tarihinin ‘en parlak zekâ’larından Sokrates’in o çok özel, ‘konuşarak tartışma’ yöntemine bağlanmış. ‘İroni’, Platon ve Aristoteles’ten geçerek günümüze gelirken, dram sanatının da vazgeçilmezleri arasına girmiş.
‘Komik ironi’, seyircinin ve kimi oyun kişilerinin bildiği bir gerçeği, oyun kişisinin bilmeyişi nedeniyle içine düştüğü güldürücü durum olarak açıklanmış. Genellikle Antik Yunan’ın büyük yazarı Sophokles’in tragedyalarından örnekler getirilerek açıklanan ‘dramatik ironi’ ise hem sözel düzeyde, hem de durum ve olaylar dizisi bağlamında ozanın tüm yapıtlarının belkemiğini oluşturuyor.
‘Kral Oidipus’ oyunu her boyuttaki ‘dramatik ironi’nin temel örneğidir. Bilmeden babasını öldürüp annesiyle evlenen Oidipus’un içinde bulunduğu ‘ironik’ durumu, bu ünlü ‘mitos’un yabancısı olmayan seyirci en baştan beri biliyor. Oyunu ‘ne anlatacak’ diye değil, ‘bilineni nasıl anlatacak’ diye izliyor. Oidipus, bir önceki kral Laios’un katili bulunamadığı için ölümcül bir salgınla kırılan Tebai kentini kurtarmak için kör kâhin Teresias’i çağırtınca, seyirci gibi gerçeği bilen kâhin susmayı yeğler. Ne ki, öfkeli kahramanın onu kışkırtmasıyla her şeyi açıklar. Oidipus kâhine inanmaz: Güngör Dilmen’in Türkçesiyle, “Senin kulağın, usun, gözün özürlü” der. Kâhinin doğruyu söyleyip söylemediğini o sırada öteki oyun kişileri de bilmemektedir. Antik Yunan trajedisinde ‘kamuoyunun sesi’ olarak işlev taşıyan ‘koro’ bile... (Ama oyunun gelişimi içinde hem koro hem de kimi başka oyun kişileri -Oidipus’tan önce- gerçeğe ulaşacaktır.) Kullanılan ‘dramatik ironi’nin derinliği, sonunda Oidipus’un da gerçeği öğrenip kendi gözlerini kör edince ortaya çıkar. ‘Tersinleme’ tamamlanmıştır: Kahraman, gözlerinin görmesine karşın zamanında göremediği gerçeğe, kendisi de Teresias gibi kör olunca ulaşmıştır...
Dönelim Sokrates’e. Sokrates, katılaşmış yargılara tutsak kişilere olan ‘muhalif’ tutumunu gizleyerek ve konuyu bilmiyormuş gibi yaparak sorular sorma süreciyle o kişilerin düşüncelerini ‘ters bakış açısı’ndan sorgularmış. Günümüzde bu tür ‘tersten okuma’lar yazı dilinde yapılıyor. 5 Ağustos’ta gazetemizde çıkan iki köşe yazısından örnekleri aşağıda alıntılıyorum.
Işıl Özgentürk, ‘Ters Yazı’ başlıklı metninde ekonomide yansıyan ‘olumsuz’ oluşumları ‘iyimser’ bakış açısıyla irdeleyerek alaya almış: “Eh artık yandaşların vergileri affedilmez hale gelecek. (...) yandaş müteahhitlerinizin elindeki gayrimenkuller iki üç yıl içinde, içlerinde insan olmadığı ve kötü yapıldığı için birer ikişer, ölü yatırımlar haline dönüşecek. Kısaca AKP iktidarı artık çok övündüğü mega projeleri yapamayacak duruma gelecek. (...) Bu ülke mucizeler ülkesidir ve krizlere alışık olduğundan (...) yeni gelen krizi de atlatacaktır ama artık kandırma sona erecektir.”
Zeynep Oral’ın ‘Korkuyorum, Korkuyorsun, Korkuyor’ başlıklı yazısı da ‘ironi’yi, toplumun yaşadığı karabasana pembe gözlüklerle bakarak parlatıyor: “Hak var, hukuk var... Adalet mis gibi... Vicdanın daniskası var... Ekonomimiz parlak... Sanayimiz muhteşem... Tarım fevkalade... Emekçinin durumu şahane (...) Eğitim düzeyimiz fazlasıyla yüksek... Doğaya saygımız sonsuz... Toplumsal ilişkilerimiz uyumlu mu uyumlu... Farklılıklarımız huzurlu mu huzurlu...”
İroni ustamız Aziz Nesin, Zeynep Oral’ı bu tür bir ‘tersinleyici’ yazısından dolayı uyarmış bir gün: “Böyle şakalar yapma, sahi sanırlar.”
Hey gidi Sokrates, hey gidi Aziz Nesin!
‘İroni’den anlamak
Yazarın Son Yazıları
“Anne Boleyn” İngiliz tarihine yaslanan bir oyun. 16. yüzyılın ilk yarısında Kraliçe I. Elizabeth’in babası VIII. Henry döneminde başlıyor. 1536 yılında anlatılan olayın tarihsel öyküsü tamamlanıyor. Ancak, oyunun 2. katmanında 1603- 4 yıllarında, İngiltere tahtına I. James olarak oturan İskoç kralı James’in ve Anne Boleyn’in “hayaleti”nin yer aldığı “düşsel” sahneler izliyoruz.
Büyükbabamla birlikte yaşadığımız 17 yıl boyunca hemen hemen her yılbaşı gecesi bizim evde kutlanmıştır. Babasının çocuklarına ve torunlarına ev sahipliği yapan annem, kolları sıvar, benim çocukluk dönemimin sevilen yemekleriyle 20 konuğuna ziyafet çekerdi. (İçinden küfreder miydi, bilemem.)
Dünya tiyatrosu, son 60 yılın -tartışmasız- en büyük oyun yazarı Tom Stoppard’ı 29 Kasım’da yitirdi. 1937’de Çekya’nın Zlin kentinde doğan Tomas Straussler, Nazi işgalinden kaçan ailesiyle çocukluğunda bir süre Singapur ve Hindistan’da yaşamıştı. Annesi, babasının ölümünün ardından bir İngilizle evlenince 1946’da üvey babasının soyadını alarak yedi yaşındayken İngiliz vatandaşı oldu.
Festival çoğunlukla Çankaya Belediyesi’nin sahnelerinde yer aldı. Toplamda 12 farklı oyun salonu kullanıldı.
Takviminize not edin. 27 Kasım-31 Ocak tarihleri arasında İstanbul Depo’da tiyatro mirasımızın arşivleri sergileniyor. Tophane’deki bu sanat uzamının tam adresi: Depo/Tütün Deposu, Lüleci Hendek Caddesi No. 12 (E-posta adresi: depo@depoistanbul.net Telefon: 90 (212) 2923956)
Kitapların her bir bölümünün sonunda yer alan “ölçme ve değerlendirme”ye yönelik alıştırmalar, öğrencinin, eğitim sürecinde etkin bir katılımcı olmasını sağlıyor.
Ozan Ertuğrul Özüaydın’ı şiir meraklıları tanır. Çoğunlukla şiirlerini içeren 11 kitabı var. Yapıtlarını 4 ve 5 Ekim’de 22. Ankara Kitap Fuarı’nda imzaladı.
Ben bu öyküye ne zaman katıldım? İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda lisansüstü öğrencisiyken tüm bölümlere sınavsız tiyatro dersleri veren Haldun Taner’in gözüne -yaptığım bir ödev nedeniyle- girmiştim. 1964’te, DTCF’de açılacak tiyatro bölümüne başvurmam için bana haber yolladı. Yurtdışında burslu olarak yüksek lisans yapmaya hazırlanıyordum; yolumu değiştiremedim. Ama sonunda da sevgili Taner’in sözüne geldim: 1978’de, çoluğa çocuğa karışmışken DTCF Tiyatro Bölümü’nün doktora öğrencisi oldum. Akademik kadrom ODTÜ ya da (sonra) DTCF İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda olsa da tiyatro bölümünün altın çağını yaşadım. 1981’de başlayan derslerim göz açıp kapayıncaya dek 32 yıla ulaştı
70 yıllık tiyatro seyircisi ve 50 yılı aşkın süredir aralıksız yazan bir eleştirmen olarak tiyatrolarla iletişim kurma üstüne düşündüğümde geçmiş yılları özlüyorum.
12 Eylül döneminin tiyatro eleştirisi çoğunlukla sahne olaylarındaki özensizliğe karşı çıkmaktadır. Bu aşamada gazetelerdeki kültür sanat sayfalarının küçülmeye, eleştiri yazılarının azalmaya başladığı görülür.
Ferhan Şensoy’u 31 Ağustos 2021’de 70 yaşındayken yitirmiştik. Yeni yapılan “Ferhangi Bir Yaşam” belgeseli seyircisiyle buluşmayı bekliyor. Müjdat Gezen ise 82 yaşında ve bir hafta önce hakkındaki soruşturma kapsamında ifade vermeye çağrıldı.
Değerli bilimadamı Prof. Dr. Metin Sözen’i 1 Ağustos’ta yitirdik. Yaşamını ülkemizin doğal, tarihsel, kültürel değerlerine sahip çıkılmasına adamış, yüce gönüllü bir insandı.
Sevgili Genco, Sen gideli bir yıl oldu. Zaman çabuk geçiyor. İlk mektubumda (Cumhuriyet, 13.08.2024) ardında bıraktığın görsel-işitsel belgelerden söz etmiştim: Sanat yaşamın boyunca oluşturduğun sesli kitapları, fotoğraflarınla yorumladığın şiirleri, çevirilerini, plak ve kasetlerinde kayıtlı müzik çalışmalarını...
Okuduğunuz başlığı bir başka yazımda da kullanmıştım. Ölümünün üstünden 20 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına karşın, Memet Baydur’un bizlere diyecekleri sürüyor
17 Haziran’da Metrohan’da ilk gösterimi yapılan “Bir Babıali Zirvesi” başlıklı, Habitat TV yapımı Zeynep Oral belgeselini henüz izleyemedim. Neyse ki Dikmen Gürün izlenimlerini geçen haftaki yazısında bir güzel dile getirmiş. Okurken belleğimde birikmiş, belge tadında Zeynep Oral olayları gözümün önüne gelmeye başladı. Bu yazıda Zeynep’le yaşanmış anlar var.
Gazete ve dergi yazarlığım 50 yıla ulaştı. Özgür basın dergisinde başlayıp çeşitli başka dergilerde ve ayrıca 45 yıl Cumhuriyet’te süren bu uğraşa -30 yıldır gazeteme iki haftada bir “Sahneden” köşesini yazmak da eklenmiş. Kolay iş değil.
Prof. Dr. Oya Başak’ı bir hafta önce yitirdik. Cenazesindeki çelenklerden birinde “çocukların” yazıyormuş.
“Zengin Mutfağı” oyunu neredeyse 50 yıldır sahnelerimizde yer alıyor. İşin hoşu, oyunun başkişisi Lütfü Usta’yı oynayan Şener Şen Usta da 1977’de ilk kez canlandırdığı bu karakteri son üç yıldır yepyeni bir seyirci kuşağına sunmakta.
Bahar ölümsüzlük simgesidir
Ahmet Özer’in 50. kitabı çıktı
Son veda...
Tiyatro biletleri uçuşta
Shakespeare siyaset sahnesinde
Sanat Kurumu 78. yaşını sürüyor
Nevra Serezli: Profesyonel tiyatroda 60 yıl
İzmir D.T’den ‘Karıncalar / Bir Savaş Vardı’
Heiner Müller’den ‘Medea’
‘Vatan Kurtaran Şaban’ günümüzde
Broadway ya da West End biçeminde süper tiyatro
Gonca Vuslateri Shakespeare oynamalı
Özdemir Nutku anlatıyor
Ankara’da tiyatronun renkleri
Festivalde üç Shakespeare oyunu
‘Öteki’nin dramı
Ankara’da yeni bir tiyatro şenliği
Ateş Kuşu Semiha Berksoy
Tiyatromuzun belleği: Türkiye Tiyatro Vakfı beş yaşında
Müşfik Kenter’i anarken...
Genco’ya mektup
Nilüfer Kent Tiyatrosu ile Daltabanlar ayrı düştü