Gıda maddelerinin tarladan çatala kadarki serüveni insan sağlığı açısından hayati öneme sahiptir. Köyden kente göçle birlikte kentleşme ve sanayileşme yaşam biçimimizde ve alışkanlıklarımızda birtakım farklılıkları da beraberinde getirmiştir. Küçük bakkal dükkânlarından hipermarketlere dönüşüm sürecinde satışı yapılan gıda maddelerinin ambalajlanması, etiketlenmesi AB uyum süreciyle beraber hız kazanarak devam etmektedir. Ambalajlamada öncelikle kullanılan materyal sağlık koşullarına, çevreye geri dönüşüme, kullanım kolaylığına, ürünü korumasına, ürünün nakliyesinde ve depolanmasında kolaylık sağlamasına vb. gibi hususlara uygun olmalıdır. Gıdaların ambalajlanarak ve etiketlenerek satılması üretilen gıdanın kalitesinin korunmasından, raf ömrünün uzatılmasına, ürünün tanıtımına ve ürünün pazar payını arttırmasına kadar bir dizi avantajı üreticiye sağlamaktadır. Günümüzde refah düzeyinin yükselmesi, ekonomik durum, zaman kısıtlılığı, tüketicilerin geçmişe oranla sağlık, besleyicilik değerlerine karşı daha dikkatli, bilinçli olması gibi gerekçeler gıda maddelerinin hazır ambalajlanmış olmasını ve ambalajların üzerindeki etiketleri yasal zorunluluk olmasının da ötesinde işlevsel hale getirmiştir.
Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ambalajlama ve etiketleme teknolojisi ürün politikasının bir parçasıdır ve hızla gelişmektedir. Bu politika tüketiciyi kazanma açısından da üretici firmalar için büyük önem taşır.
Türkiye’de tüketicinin doğru bilgilendirilmesinin sağlanması amacıyla hazırlanmış kanun ve yönetmelikler mevcut. Bu kanun ve yönetmelikler sektörde faaliyet gösteren işletmeler arasında dürüst ticari uygulamaların sağlanması, tüketiciyle sağlıklı gıda ürünlerinin buluşturulması açısından önemlidir. Ancak raflarda satılan kimi ürünlerde kanun ve yönetmeliklerde belirtilen koşullara aykırı ambalaj ve etiketler bulunmaktadır. Bu ürünlerin etiketleri ambalajın içindeki gıda maddesinin nüfus kâğıdıdır. Yasalara aykırı etiketlenen ve sağlıksız ambalajlanan gıda ürünleri adeta sahte kimlik taşıyan suçlular durumundadırlar.
Ege Üniversitesi tarafından yapılan tüketicilerin katıldığı bir anketin sonucuna göre, üretim ve son kullanma tarihi tüketiciler için etiketler üzerinde dikkat edilmesi gereken ibarelerin başında yer alıyor. Özellikle tavuk, yoğurt, et ve süt ürünleri, balık gibi tazeliği önemsenen ürünlerde tüketici üretim ve son kullanma tarihini etiketin üzerinde görmek istiyor. Bu yiyecekler başta olmak üzere bütün yiyeceklerde tazelik dikkat edilmesi gereken en önemli kriterdir. Tanım olarak taze besinler sağlıklı, vitamin ve minerali bol, içerisinde vücudumuza zarar verebilecek organizmaların oluşmadığı, besin öğelerini kaybetmemiş, katkısız gıda maddeleridir. 16 Kasım 1997’de çıkan yönetmelikte bir gıda maddesinin etiketinin üzerinde üretim tarihi ve son tüketim tarihi veya raf ömrünün yazılı olacağı bildirilmişti. Ancak 28 Ağustos 2002 tarihli tebliğ ile üretim tarihini belirtmek zorunluluk olmaktan çıkartılarak yalnızca son kullanma tarihini belirtmek yeterli görülüyor. Perakendecilerde bu uygulamayı destekliyor. Bu uygulamanın amacını anlayabilmiş değiliz. Acaba bu tebliği çıkaranlar tüketici değiller mi? Tüketici yoğurt, tavuk, süt ve et ürünleri, balık ve balık ürünleri gibi tazeliğin ön planda olduğu ürünlerde üretim tarihini de etiketin üzerinde görmek istemektedir, görmelidir. Çünkü bu gibi ürünler üretim tarihinden itibaren 2 gün içerisinde tüketilmelidirler. Tüketicinin, aldığı gıdanın tüm özelliklerini öğrenme hakkı elinden alınmamalıdır. Ayrıca gıda ürünlerinin etiketlerinde belli bir standart olmalı. Küçük boyutlu ürünlerde ambalajda küçüldüğünden üzerindeki etiket okunamaz duruma gelmektedir. Bunun için standart bir ambalajlama yöntemi uygulanmalı, bu tür küçük gramajlı ürünler toplulaştırılarak ambalajlanmalıdır.
Ürünlerin üzerindeki etiketler beslenme ve sağlık beyanlarını, üretim ve son kullanma tarihlerini, içerisindeki koruyucu kimyasalların oranını, kalori değerini, saklama koşullarını, GDO’lu olup olmadığını ve tüketiciye ürünle ilgili olan diğer her türlü bilgiyi vermelidir. Tarım Bakanlığı bu konudaki denetlemelerini daha sıkı tutmalı ve konuya gereken hassasiyeti göstermelidir. Ambalajlama ve etiketleme bir anlamda tüketiciye seçme şansı verilmesi olduğundan siz de güvenli gıdaya ulaşmak için önce yeterli bilgiye sahip, etiketleri okunaklı güvenli ambalajları seçin.
sadik.celik@keyveni.com.tr
Gıdada ambalaj güvenliği ve etiketleme
Yazarın Son Yazıları
Maduro…
Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi
Kimsenin fark etmediği bir sessizlik dolaşıyor ortalıkta.
Her sabah yeni bir şaşkınlığın eşiğinde uyanıyoruz.
Bu ülke, gerçekten hepimizin mi?
Psikoloji, hukuk, dinler ve gündelik ahlakın ortak ezberinde kötülük, bireyin içindeki karanlıkla açıklanır.
Kasım, takvimin yalnız ayı.
Bir toplumun neye güven duyar? Akla mı, yoksa itaate mi?
Denizden 150 metre yukarıda, Akropolis’in kayalık tepesinde yükselen sütunlar…
Türkiye’de uzun zamandır yeni bir fikir doğmuyor.
Ahlak; herkesin ağzında dolaşan fakat kimsenin pek de hayatına almadığı kelime.
Bir ülkeyi anlamak için hapishanelerine, yani adaletin son durağına bakabilirsiniz.
Toplum adeta bir gerilim teline dönmüş durumda; dokunan yanıyor, çekilen tınlıyor, kimse sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyor.
Güç, insanlık tarihinin en eski büyüsüdür: Çekici olduğu kadar sınayıcıdır da insana kendini tanrı sanma yanılsaması verir...
İnsan yalnızca yaşayan, tüketen bir beden değildir; aynı zamanda anlam üreten, topluma katkı sunan bir varlıktır.
Her gün televizyonda, gazetelerde, sosyal medyada büyük sözler, manşetler, olağanüstü gelişmeler, son dakika olaylar…
“Çok çalışırsan her şeyi başarırsın”.
Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı
İnsanoğlunun istila ettiği bu yeryüzü, artık sadece coğrafyaların değil, dertlerin de haritası.
Var olmak için nefes almak yetmez; insan bir yere ait hissetmek ister, bağ kurmak.
Dünyanın nefes almayı unuttuğu yıllar…
Bu yıl LGS’de 500 tam puan alan 719 öğrenciyle rekor kırıldı. Geçtiğimiz yıl bu sayı 352’ydi. Sınav zor; ama başarı fazla…
İstanbul’un siluetine yüzyıllardır tanıklık eden Galata Kulesi…
Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler
Bir hayal ve bir kâbus: Ütopya ve distopya. Genellikle “var olmayan dünyalar” diye tanımlanırlar.
İnsanlığın kolektif aklı çöküyor gibi uzunca bir zamandır...
Batı felsefesi binlerce yıldır görmeyi yüceltir. Duyular arasında en "akıllı", en "ruha yakın" olan hep görme sayılmıştır. Platon, Timaios’ta, “Görüşümüz gerçekten de bize en büyük yararı sağlamıştır,” der. Çünkü ona göre göz, zihnin kapısıdır; ruhun dışarıyı yokladığı bir uzantı.
Toplumlar bazen göz göre göre karanlığa yürür. Hatta yürümekle kalmaz, o karanlığa âşık olurlar. Tıpkı bazı bireylerin kendine zarar veren ilişkilerde ısrarla kalması gibi.
1518 yazı. Strasbourg’un taş sokaklarında bir kadın, Frau Troffea, kimseye aldırmadan dans etmeye başladı. Ne müzik vardı ne şenlik. Zaten yüzünde de neşeye dair tek bir iz yoktu.
İstanbul'u imar adaleti kurtacak (DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN BOĞAZİÇİ İMAR YASASI VE KENTSEL DÖNÜŞÜM)
Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır
Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı
Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?
Suriye'de Alevi katliamı; göz ardı edilen kan ve gözyaşı ve diğer yaşananlar
Kritik Trump-Zelenski Zirvesinin Perde Arkası: Güç Oyunları, Bir Kez Daha Kürt Açılımı ve Edip Akbayram’ın Ardından…
Boşvermişlik Yangınları: Teğmenlerin İhracından Otel Trajedisine Bir Toplumsal Duyarsızlığın Anatomisi
Toplumun Karanlık Kavşakları: Bir mimarın son durak hikâyesi, trafik çilesi ve asfalt üzerinde insanlık cinneti
Hakikat Yorgunu Bir Toplum: Beyin Çürümesi, Haksızlıklar, Hukuksuzluklar, Adaletsizlikler
Suriye’nin Küllerinden Yükselen Kaos: İnsan Hakları Günü’nde Yeni Haritalar, Yeni Sınavlar
Suriye’nin küllerinden yükselen kaos: İnsan Hakları Günü’nde yeni haritalar, yeni sınavlar