Toplumun Karanlık Kavşakları: Bir mimarın son durak hikâyesi, trafik çilesi ve asfalt üzerinde insanlık cinneti
Sadık Çelik
Son Köşe Yazıları

Toplumun Karanlık Kavşakları: Bir mimarın son durak hikâyesi, trafik çilesi ve asfalt üzerinde insanlık cinneti

26.12.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Trafiğin yalnızca bir gürültü meselesi olduğu zamanlar vardı. Sadece araba ve korna gürültüsünden, biraz da egzoz kirliliğinden şikayet ettiğimiz “masum” zamanlar… 

Zamanla beton yığınları arasında kıvranan kentlerimizde, birkaç tonluk demir yığınlarının arasında sıkışıp kalmış insanlığın trajik öyküleri yaşanmaya başladı… Bu öykünün son perdesinde İstanbul, sadece trafikte “bir anlık öfkenin” kurbanı olan 86 yaşındaki bir mimarın son durağı değil; adaletin sarsılışının, yok edilişinin merkezi… 

Son 60 senesinde bu ülkeye mimarlık alanında verdiği sayısız hizmetlerle, tertemiz bir kariyer ve pırıl pırıl yaşamıyla Turgut Toydemir’in, İstanbul, Beykoz’da trafikte tartıştığı bir polis memuru(!) tarafından silahla vurularak öldürülmesi, kavşaklarda kalan insanlık onurunun son simgesi haline geldi. 

Görevi korumak olan bir memurun, en çok koruması gereken hayatlardan birini, görev saati dışında ve bir hiç uğruna sonlandırması, toplumsal güvenin neden ve nasıl bu kadar kırılgan hale geldiğinin en açık göstergelerinden biri değil midir… 

İnsanın yaşına ve yaşamına saygı göstermek, bu toplumda giderek unutulan bir erdem haline geldi. Saygı, uzunca bir zamandır, sadece parası, statüsü, rütbesi olanlara rezerve edilen bir ayrıcalık gibi görülmeye başladı. Oysa gerçek saygı, sade insanların 86 yıl boyunca namusuyla, şerefiyle kendi ayakları üzerinde durmalarında, kimsenin malına çökmeden yaşamlarını onurlu bir şekilde idame etmelerinde yatıyordu. 

Heyhat, bu toplumda zorbalık uzun yıllardır bir öğreti gibi sunulmakta ve genellikle en kırılgan olanlara karşı kullanılmaktadır. Yaşlı bir adamın saçına başına saygı göstermek yerine, onu silahla tehdit eden ve tehdit etmekle de kalmayıp onu yok edebilen bir zihniyet, bu ülkedeki saygı ve insanlık kavramlarının ne denli erozyona uğradığını acı bir şekilde gözler önüne sermektedir. Maalesef, bu durum derin bir üzüntü kaynağıdır ve toplumsal bir düş kırıklığına işaret etmektedir.

Hangisi daha acı, karar vermek zor. 86 yaşında bir insanın trafik tartışmasında öldürülmesi mi. Bugüne kadar çok değerli işlerin altında imzası bulunan 60 yıllık bir mimarı kaybetmek mi. Katilin bir polis memuru olması mı…. Bir polis memurunun görev saati dışında trafikte tartıştığı aracı durdurmak istemesi ve durmayınca ateş açma hakkını kendinde görmesi mi…

***

Sadece bu olay mı…

Sıradan bir anlaşmazlık gibi başlayıp, bir apartman yöneticisinin hayatının sokak ortasında bir esnaf tarafından silahla sonlandırıldığı bir trajediye dönüşen park yeri kavgaları…

Başta İstanbul olmak üzere metropol ve büyük şehirlerde trafikte geçirilen uzun saatler, her gün tekrarlanan bir tür çile… Beraberinde gelen sadece zaman ve enerji kaybı değil, aynı zamanda ciddi bir çevre kirliliği sorunu… 

Yoğun trafikte birbirine giren, zaman zaman arabalarını, zaman zaman da kafalarını birbirine çarpan cinnet halindeki insanlar…

Sonra, otobanlarda cirit atan yarım asırlık hurda araçlar… Ekonomik ömrünü tamamlamış, metal yorgunluğuna ulaşmış bu araçlar, gerek çevre için gerekse trafik güvenliği açısından birer saatli bomba olarak yollarda dolaşıyor. (Japonya’da beş yaş üzeri araçların trafiğe çıkması engelleniyor. Bu uygulama, çevre kirliliğinin azaltılması ve trafik akışının hızlandırılması gibi olumlu sonuçlar doğuruyor.)

Ayrıca yine bazı Batı ülkelerinde plaka uygulamaları, şehir merkezlerinde özel araç kullanımıyla ilgili kısıtlamalar gibi adımlarla insanlar toplu taşımaya yönlendiriliyor. Çözüm odaklı bu tarz yaklaşımlar başarılı sonuçlar da veriyor. 

Bir de ehliyetli fakat araba kullanma konusunda ehil olamamış, yetersiz sürücüler var ki, trafiğin içinden çıkılmaz hale gelmesinde onların da etkilerini küçümsememek lazım…

Sonra yine kendilerini, trafikte ambulans sirenlerine kulak asmayacak kadar yolların sahibi, ambulansın aciliyetini sorgulayacak ve ambulansın içindeki hastayı kontrol edecek kadar cüretkar hissedenlerin trafikteki varlığı…

Tabii bir de trafikte, acil durum araçlarının kullanımı için ayrılmış olan emniyet şeridini kendi özel yolu olarak gören, kişisel bir ayrıcalık olarak kullanan, kendini devletin seçilmiş zirveleri gibi algılayan çakarlı trafik zombileri…  

Burada not olarak belirtmekte yarar var; batıda, hiçbir siyasetçi ya da özel statü sahibi bireyin emniyet şeridini kullanması söz konusu değildir. Medeni ülkelerde, bu şeritler yalnızca itfaiye, ilk yardım araçları, herhangi bir kovalamaca halinde polis ve ambulans gibi acil durum araçları tarafından kullanılır. Hem toplumsal saygıyı, hem de güvenliği sağlama noktasında kurala riayet etmek önemlidir. Ne yazık ki ülkemizde başta siyasetçiler (parti fark etmeksizin il genel meclis üyelerine, belediye meclis üyelerine kadar…), yüksek ego sahipleri emniyet şeridini kendi özel mülkü gibi kullanarak toplumsal kurallara ve adalete olan saygısızlıklarını gözler önüne sermektedir.

Siyasi figürler ve nüfuz sahibi kişiler bu şeritleri çıkar ve kişisel menfaatleri için kullandığında, balığın baştan kokması ve bu durumun toplum üzerindeki yankıları kaçınılmaz olur. Kendisi saatlerce trafikte beklemeye mahkum bırakılırken yanından vızır vızır geçen çakarlı araçları gören vatandaşlar, bu ayrıcalıklı geçişlere diş bileyerek, “Nereye yetişecekler, ne aceleleri var, ne öncelikleri var?” diye haklı olarak sorarlar. Zamanla, bu kural dışı kullanımı gözlemleyen sade vatandaş da “uyanık” geçinerek, emniyet şeridinin kural dışı kullanımını normalleştirmeye başlar. Bu süreç, toplumsal normların yozlaşmasına ve genel adalet duygusunun erozyona uğramasına neden olur. Böylece kural ihlalleri sadece birkaç kişinin sorunu olmaktan çıkıp, ısrarla kurallara uyan namuslu, ahlaklı azınlık grup dışında, toplumun geneline yayılan bir davranış biçimine dönüşür.

Her gün güvenlik kameralarına bir benzeri yansıyan trafik zorbalıkları… Şehrin parlak ışıklarının altında hem güvenliğin, hem de toplumsal huzurunun her gün tekrar tekrar tehdit edilişi… Tüm bu magandalıkların her gün biraz daha normalleştirilmesi, olağan hale gelmesi… 

Bu çok yönlü sorunlar yumağı, trafikteki kaosun yalnızca mekanik bir sorun olmadığını, aynı zamanda sosyal, çevresel ve psikolojik boyutları da olduğunu gösteriyor. 

Trafik sorunlarına çözüm bulmak, bu nedenle sadece yolları genişletmekle kalmayıp, örneğin üç tarafı denizlerle çevrili olan bir metropolde deniz ulaşımından daha fazla yararlanmayı(!), sonra toplumsal bilinci, toplumsal ahlakı ve çevre duyarlılığını artırmayı da gerektiriyor.

Bu ülkeyi ve bu kentleri yönetenler, trafiğe dair tüm problemleri, kendileri için ayrıcalıklı olarak “yollarını bulmak” dışında, daha etkili çözümler yaratarak çözmeyi denemeliler!

***

Cinnet hali sadece trafikte değil elbette, hayatın her köşesinde kendini gösteriyor. 

Ekonomik kriz başlı başına bir neden. Yoksulluk, yoksunluk, çaresizlik… Sonra, kutuplaşma, ötekileştirme… Toplumsal huzursuzluk… Hukuksuzluk, adaletsizlik… Ağır bir baskı ortamı… Eğitimsizlik, eğitimde nitelik yoksunluğu… Genç insanların yaşamını ve tüm bir geleceği içten içe çürüten uyuşturucu…    

Sonra da sokak ortasında bıçaklanan, camdan atılan kadınlar, yakılan evler, kaçırılan çocuklar, canice katledilen bebekler, içten içe kemirilen toplumsal huzur, zedelenen toplumsal doku, bozulan toplumsal ahenk, koca bir milletin yok edilen geleceği. 

***

Mimar Turgut Toydemir cinayeti, polislerin eğitim sürecinin ve yetiştirilme biçiminin sorgulanması gerekliliğini de bir kez daha gözler önüne seriyor. Polis okullarından başlayarak akademilere kadar eğitim süreçleriyle ilgili, adayların sadece fiziksel değil, psikolojik ve etik olarak da nasıl değerlendirildiğine dair ciddi bir muhasebeye ihtiyaç duyulmaktadır. 

Polis adaylarının, kendi benliklerinin değil, sadece devletin de değil, asıl ve esas olarak insanların, vatandaşın koruyucusu, hizmetkarı olacak şekilde eğitim almaları önemli. 

Ancak hangi dalda olursa olsun eğitimin yerini torpilin ve adam kayırmanın aldığı, iktidar sahibi birtakım isimlerden gelen selamlarla, kartvizitlerle sınavlara alınan, “iktidar ağabeylerinin” tavsiyeleriyle öne çıkarılan adayların, memurluk mesleğinin gerektirdiği medeniyet ve uygarlık normlarından uzak, zorba tavırlar sergilemesine şaşırmak gereksiz. Zira oyun en başından çok yanlış kuruluyor…

Bu durum, devlet elbisesi giymiş zorbaların ortaya çıkmasına zemin hazırlamakta ve polis zorbalığını teşvik etmekte, toplumda derin yaralar açmaktadır. 

Belinde silahı olanın kendini evin, kadının, koltuğun, semtin, kentin, devletin sahibi olarak gördüğü, liyakatın ayaklar altında süründüğü bir sistemde, zor… 

Sorun, yalnızca o tek memurda değil, daha derinde, sistemin kendisinde. Eline silah verilip görev başına geçirilen kişilerin ve sistemin yetersizliklerinde.

Bu süreçte gerçek görev bilinciyle hareket eden değerli memurları tenzih ederek, sistemin köklü bir dönüşüme ihtiyacı olduğunu vurgulamak gerekir.

Ancak psikopatolojik sorunlarla mücadele eden, tedaviye ihtiyaç duyan bireylerin erk, mevkii, ünvan, statü sahibi haline getirilmesi en büyük toplumsal risklerin başında gelir.

***

Bu ülkede her gün yaşadıklarınız, oluşan bu karanlık tablo, AKP, CHP fark etmeksizin, siyasi sınıfın halkın çıkarları yerine kendi itibar ve çıkarlarını öncelediğini, adalete ve hukuka olan güvenin nasıl yerle bir edildiğini açıkça ortaya koyuyor.

Güven duygusu tükenmiş bir toplumda yaşıyoruz; ne “Allah korkusu” kaldı ne de adaletin bir gün tecelli edeceğine dair bir umut. Akıl ve izandan yoksun, çılgınlığa sürüklenmiş bir toplumda artık sokağa adım atmak, trafiğe çıkmak, hayata karışmak cesaret gerektiriyor. 

Eğitim sisteminin çöküşü, aile yapısının içler acısı hali, toplumun dokusunun hızla değişmesi, bu korkunç manzarayı daha da kötüleştiriyor. 

Bir de bunun üzerine ipini koparanın ülkeye doluşması… Ülkenin hızla değişen insan dokusu…

Artık hep aynı uyarıyı duyar olduk: "Kimseyle tartışmayın, trafikte kimseyle kapışmayın…”

İnternet ve sosyal medya, her şeyi acımasızca gözler önüne seriyor; kadın programlarından tutun, sokak röportajlarına kadar…

Bizler, ruh hastası bir ortamda, giderek artan öfke ve şiddetin kuşattığı bir çılgınlık içinde, çoluk çocuğumuzun geleceğini kurtarmaya çalışıyoruz.

***

Tüm bu silsiledeki hadiseler, toptan delirmesine ramak kalmış bir toplumun göstergesi aslında… Her gün, “Bu da olur mu, bu da yapılır mı”’lara uyanıyoruz… Amok koşucusu gibi kendi sonumuza doğru koşuyoruz; şiddetin, güce boyun eğmiş kitlelerin ve iktidarın altında ezilen hukukun oluşturduğu bu karmaşada, iktidar gücünün tek muktedir haline gelmesiyle her şey iyiden iyiye zıvanadan çıktı. Bu, tam anlamıyla bir cinnet hali... ve biz, bu cinnetin ortasında var olmaya, anlam aramaya devam ediyoruz.

Turgut Toydemir'in hikâyesi adaletin, güvenin ve toplumsal barışın nasıl sağlanabileceği üzerine derinlemesine bir muhasebeye davet ediyor hepimizi. Mimarın son tasarımı, belki de toplum olarak üzerinde çalışmamız gereken en önemli projedir: İnsan hayatını koruyacak, hak ettiği değeri ona verecek bir yol haritası.

Yazarın Son Yazıları

Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Devamını Oku
01.01.2026
Toplumsal duyarsızlığın maliyeti - İfşa çağında ünlülere uyuşturucu operasyonları

Kimsenin fark etmediği bir sessizlik dolaşıyor ortalıkta.

Devamını Oku
25.12.2025
Şaşırıyoruz… ve Şaşırmamaya Alışıyoruz

Her sabah yeni bir şaşkınlığın eşiğinde uyanıyoruz.

Devamını Oku
19.12.2025
Bu ülke gerçekten kimin?

Bu ülke, gerçekten hepimizin mi?

Devamını Oku
11.12.2025
Kötülüğün yeni yurdu

Psikoloji, hukuk, dinler ve gündelik ahlakın ortak ezberinde kötülük, bireyin içindeki karanlıkla açıklanır.

Devamını Oku
04.12.2025
Kasım Üzerine: Dökülmenin ve Hatırlamanın Zamanı

Kasım, takvimin yalnız ayı.

Devamını Oku
20.11.2025
Sadakat Çağında Muhalif Kalmak

Bir toplumun neye güven duyar? Akla mı, yoksa itaate mi?

Devamını Oku
13.11.2025
Bir Tapınağın Hikâyesi: Mekânlar Değişiyor, İnsan Hep Aynı Savaşın İçinde

Denizden 150 metre yukarıda, Akropolis’in kayalık tepesinde yükselen sütunlar…

Devamını Oku
06.11.2025
Cumhuriyetin aynasında bugün

Türkiye’de uzun zamandır yeni bir fikir doğmuyor.

Devamını Oku
31.10.2025
Bir ahlak meselesi… Temiz eller, kirli zihinler

Ahlak; herkesin ağzında dolaşan fakat kimsenin pek de hayatına almadığı kelime.

Devamını Oku
24.10.2025
Bir Mahpusluk Halidir Bu Memleket

Bir ülkeyi anlamak için hapishanelerine, yani adaletin son durağına bakabilirsiniz.

Devamını Oku
16.10.2025
Öfkenin İkliminde Yaşamak: Adaletin Suskun, Zorbanın Gür Olduğu Bir Ülke

Toplum adeta bir gerilim teline dönmüş durumda; dokunan yanıyor, çekilen tınlıyor, kimse sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyor.

Devamını Oku
10.10.2025
Gücün yakıcılığı, çekiciliği ve kontrol edilebilirliğinin önemi

Güç, insanlık tarihinin en eski büyüsüdür: Çekici olduğu kadar sınayıcıdır da insana kendini tanrı sanma yanılsaması verir...

Devamını Oku
02.10.2025
Kayıp Meslekler, Kırık Hayatlar

İnsan yalnızca yaşayan, tüketen bir beden değildir; aynı zamanda anlam üreten, topluma katkı sunan bir varlıktır.

Devamını Oku
25.09.2025
Manşetlerin Gölgesinde “Hayat”

Her gün televizyonda, gazetelerde, sosyal medyada büyük sözler, manşetler, olağanüstü gelişmeler, son dakika olaylar…

Devamını Oku
18.09.2025
Eylül Manzarası: Eşitsizlikten Umuda Eğitim

“Çok çalışırsan her şeyi başarırsın”.

Devamını Oku
04.09.2025
Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Devamını Oku
21.08.2025
Aşktan Öte Dertler…

İnsanoğlunun istila ettiği bu yeryüzü, artık sadece coğrafyaların değil, dertlerin de haritası.

Devamını Oku
14.08.2025
Kendine mahkum, aşka ve suça kör

Var olmak için nefes almak yetmez; insan bir yere ait hissetmek ister, bağ kurmak.

Devamını Oku
07.08.2025
Her yaz aynı alevlere uyanmak kader değil!

Dünyanın nefes almayı unuttuğu yıllar…

Devamını Oku
31.07.2025
LGS ve Eğitimin Hal-i Pürmelali, Siyasi Ahlakın Evrildiği Yer ve Bahçeli’nin Temsil Önerisinin Anlattıkları

Bu yıl LGS’de 500 tam puan alan 719 öğrenciyle rekor kırıldı. Geçtiğimiz yıl bu sayı 352’ydi. Sınav zor; ama başarı fazla…

Devamını Oku
24.07.2025
Speed ve Galata: Sistem Hatası Veriyor - Kulenin Tepesinden Bakınca Görünen; Liyakatsizlik

İstanbul’un siluetine yüzyıllardır tanıklık eden Galata Kulesi…

Devamını Oku
17.07.2025
Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Devamını Oku
10.07.2025
Ütopyanın Maskesi, Distopyanın Gölgesi

Bir hayal ve bir kâbus: Ütopya ve distopya. Genellikle “var olmayan dünyalar” diye tanımlanırlar.

Devamını Oku
03.07.2025
İsrail-İran Savaşı Ekseninde Çivisi Çıkan Dünya

İnsanlığın kolektif aklı çöküyor gibi uzunca bir zamandır...

Devamını Oku
19.06.2025
Görmenin ve anlamanın göreceli olduğu bir dünyada hakikati kim belirler?

Batı felsefesi binlerce yıldır görmeyi yüceltir. Duyular arasında en "akıllı", en "ruha yakın" olan hep görme sayılmıştır. Platon, Timaios’ta, “Görüşümüz gerçekten de bize en büyük yararı sağlamıştır,” der. Çünkü ona göre göz, zihnin kapısıdır; ruhun dışarıyı yokladığı bir uzantı.

Devamını Oku
12.06.2025
Kendi Celladına Aşık Olmak: Gücün Büyüsüne Kapılan Toplumlar

Toplumlar bazen göz göre göre karanlığa yürür. Hatta yürümekle kalmaz, o karanlığa âşık olurlar. Tıpkı bazı bireylerin kendine zarar veren ilişkilerde ısrarla kalması gibi.

Devamını Oku
29.05.2025
Dans Vebası: İnsanlığın Ayaklarıyla Çığlık Atışı

1518 yazı. Strasbourg’un taş sokaklarında bir kadın, Frau Troffea, kimseye aldırmadan dans etmeye başladı. Ne müzik vardı ne şenlik. Zaten yüzünde de neşeye dair tek bir iz yoktu.

Devamını Oku
22.05.2025
İstanbul’u imar adaleti kurtaracak (Değiştirilmesi Gereken Boğaziçi İmar Yasası ve Kentsel Dönüşüm)

İstanbul'u imar adaleti kurtacak (DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN BOĞAZİÇİ İMAR YASASI VE KENTSEL DÖNÜŞÜM)

Devamını Oku
01.05.2025
Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Devamını Oku
24.04.2025
Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı

Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı

Devamını Oku
17.04.2025
Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?

Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?

Devamını Oku
20.03.2025
Suriye'de Alevi katliamı; göz ardı edilen kan ve gözyaşı ve diğer yaşananlar

Suriye'de Alevi katliamı; göz ardı edilen kan ve gözyaşı ve diğer yaşananlar

Devamını Oku
13.03.2025
Kritik Trump-Zelenski Zirvesinin Perde Arkası: Güç Oyunları, Bir Kez Daha Kürt Açılımı ve Edip Akbayram’ın Ardından…

Kritik Trump-Zelenski Zirvesinin Perde Arkası: Güç Oyunları, Bir Kez Daha Kürt Açılımı ve Edip Akbayram’ın Ardından…

Devamını Oku
06.03.2025
Boşvermişlik Yangınları: Teğmenlerin İhracından Otel Trajedisine Bir Toplumsal Duyarsızlığın Anatomisi

Boşvermişlik Yangınları: Teğmenlerin İhracından Otel Trajedisine Bir Toplumsal Duyarsızlığın Anatomisi

Devamını Oku
06.02.2025
Toplumun Karanlık Kavşakları: Bir mimarın son durak hikâyesi, trafik çilesi ve asfalt üzerinde insanlık cinneti

Toplumun Karanlık Kavşakları: Bir mimarın son durak hikâyesi, trafik çilesi ve asfalt üzerinde insanlık cinneti

Devamını Oku
26.12.2024
Hakikat yorgunu bir toplum: Beyin çürümesi, haksızlıklar, hukuksuzluklar, adaletsizlikler

Hakikat Yorgunu Bir Toplum: Beyin Çürümesi, Haksızlıklar, Hukuksuzluklar, Adaletsizlikler

Devamını Oku
18.12.2024
Suriye’nin Küllerinden Yükselen Kaos: İnsan Hakları Günü’nde Yeni Haritalar, Yeni Sınavlar

Suriye’nin Küllerinden Yükselen Kaos: İnsan Hakları Günü’nde Yeni Haritalar, Yeni Sınavlar

Devamını Oku
17.12.2024
Suriye’nin küllerinden yükselen kaos: İnsan Hakları Günü’nde yeni haritalar, yeni sınavlar

Suriye’nin küllerinden yükselen kaos: İnsan Hakları Günü’nde yeni haritalar, yeni sınavlar

Devamını Oku
10.12.2024
Machiavelli'nin Gölgesinde Modern Siyasetin Zalim Oyunları; Türkiye’den Suriye’ye

Machiavelli'nin Gölgesinde Modern Siyasetin Zalim Oyunları; Türkiye’den Suriye’ye

Devamını Oku
04.12.2024