Sürekli kriz halinde yaşamanın psikolojisi
Sadık Çelik
Son Köşe Yazıları

Sürekli kriz halinde yaşamanın psikolojisi

27.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Dünya da, Türkiye de uzun zamandır kesintisiz bir sarsıntının içinde. Savaşlar, yıkımlar, ekonomik daralma, yerinden edilen hayatlar, büyüyen belirsizlik, gündelikleşen şiddet, aşınan güven… Kriz artık gelip geçen bir dönem değil; yaşadığımız çağın atmosferi. 

İnsan alışıyor, en beteri de bu. Önce dayanıyor, sonra kabulleniyor, en sonunda normal sayıyor.

Sürekli alarm hâlinde, sürekli kriz halinde yaşayan insana ne olur peki? Bir toplum travmayı kanıksadığında, neyi kaybeder?

***

Ekonomik baskı uzun sürdüğünde insanın zihni değişir. Sürekli hesap yapan bir zihin, özgür düşünemez. Sürekli eksik hisseden bir hayat, huzur üretemez. Geleceği belirsiz olan bir toplum yavaş yavaş bugüne sıkışır. Bugüne sıkışan toplum, hayatta kalır ama genişleyemez. İşte bu, modern çağın en görünmeyen yoksulluğudur.

Ekonomik kriz tek başına gelmez. Yanında adalet sorusunu, güven sorununu ve gelecek kaygısını getirir. Bu üçü birleştiğinde kriz, hayatın tamamına yayılır. 

Daha az plan yapan, daha az hayal kuran, daha az risk alan insanlar savunmadadır. Savunmadaki insan katılaşıp sertleşir. Sertleşen insan ise esnekliğini kaybeder. Esneklik kaybolduğunda kırılma kaçınılmazdır. Kırılan zihin, en kolay yönlendirilen zihindir.

Ekonomik güvensizlik, yalnızca yoksulluk üretmez; aynı zamanda öfke üretir ve öfke, çoğu zaman gerçek sebebine değil, en yakın hedefe yönelir. Bu yüzden kriz dönemlerinde toplumda kutuplaşma artar, tahammül azalır, sesler sertleşir. Böylece kriz, toplumsal bir zemine yayılır. Geçim sıkıntısının gölgesi genişledikçe şiddetin artması, gençlerin suç ağlarına sürüklenmesi, organize yapıların güç kazanması tevekkeli değildir.

***

Sürekli alarmda yaşayan toplumda eşikler düşer. Tahammül daralır, sinirler gerilir, öfke yüzeye çıkar. Bunu, manşetlerden okumak mümkündür. 

Henüz ergenliğini tamamlamamış çocukların birbirini nasıl vahşice öldürdüğünü okuduğumuz haberlerden… Gençlerin şiddete sürüklenmesi tesadüf değildir. Gelecek tahayyülü zayıf olan bir kuşak, enerjisini üretime değil güce yöneltir. Gücü nerede bulursa oraya meyleder. Bazen sokak çetelerine, bazen organize yapılara, bazen de dijital dünyanın karanlık köşelerine.

Aynı gün içinde 6 kadının ketledildiği, üstelik bazılarına yönelik koruma kararlarının işe yaramadığı vakalardan…  Bir toplumda koruma kararları kâğıt üzerinde kalıyorsa, tehditler ciddiye alınmıyorsa, hukukun caydırıcılığı günbegün zayıflıyorsa, insanlar ya korkuya ya da öfkeye sığınır.

Komşu tartışmasının, sokak kavgasının, trafikteki bir bakışın ölümcül şiddete dönüştüğü olaylardan. Özellikle büyük şehirlerin, bilhassa da İstanbul’un küçük ama tehlikeli gerilimleri… Basit bir park tartışmasının kavgaya, kavganın şiddete, şiddetin ise cinayete dönüştüğü olaylar artık şaşırtmıyor. Bir yer meselesi gibi başlayan tartışmalar, aslında biriken öfkenin, yorgunluğun ve tahammülsüzlüğün dışa vurumu. Bazen bir bakış, bazen bir söz, bazen birkaç santimlik park mesafesi… Bir anlık cinnetle hayatı geri dönüşsüz biçimde değişen, hayattan geri dönüşsüz bir şekilde koparılan insanlar. 

Kucağında 14 aylık bebeği olan bir babanın sokak ortasında, el kadar bebeğin kafatasını çatlatacak şiddette odunlu saldırıya uğradığı iddiasından… Üstelik saldırganların kendilerini “aşiretiz” diyerek tanımlayıp bunu bir korkutma ve üstünlük aracı olarak kullandıkları iddiasından…

Bebeğin yaralanmasının saldırıdan değil, araç içindeki sert bir fren sonucu torpidoya çarpmasından kaynaklanmış olabileceği; buna rağmen suçun karşı tarafa yıkılmaya çalışıldığı öne sürülüyor sonra. Bir insanın, kendi husumeti için gerçeği çarpıtabilecek, hakikati istismar edebilecek kadar öfkesine teslim olması… Üstelik bir bebeğin güvenliği, bir öfke anında bu kadar kolay riske atılabiliyor…  Burada sadece şiddet değil, kayda değer bir bilinç kaybı vardır. Hangi ihtimal doğru olursa olsun, ortaya çıkan manzara benzer: Güven zedelenmiş, akıl geri çekilmiş, öfke yön tayin eder hâle gelmiş.

Bu örneklerin her biri tek başına birer suç dosyasıdır ama birlikte okunduğunda başka bir gerçeği gün yüzüne çıkartır. Gücün hukukun yerine geçtiği gerçeğini. Kendini bir aidiyete, bir kimliğe, bir üstünlüğe dayandırarak şiddeti meşru gören anlayış, yalnızca bireysel bir sapma değildir; toplumsal zemindeki boşluğun da işaretidir. Hukukun zayıf hissedildiği yerde kaba güç cesaret bulur. Şiddetin işe yaradığına inanılan bir iklimde, şiddet yalnızca araç değil, dil hâline gelir. Peki bu zihniyet nasıl oluşur?

Cevap çoğu zaman tek kelimeye indirgenir; eğitim. Eğitim şart… Doğru ama eksik. Eğitim tek başına bir sihir değildir. Eğer bir ülkede gençler gelecek göremiyorsa, liyakat tartışmalıysa, adalet duygusu zedelenmişse, eşitlik fikri aşınmışsa; okul yalnız başına karakter inşa edemez. Eğitim, ancak üzerinde duracağı sağlam bir zemin varsa işe yarar.

Üstelik bugün tartışma yalnızca eğitimin yetersizliği değil; yönü. Son dönemde eğitim alanında yaşanan bazı olaylar, meselenin yalnızca pedagojik değil, siyasal bir gerilime dönüştüğünü gösteriyor. İzmir’de bir okulda, henüz 9 yaşındaki çocuklara müfettişler tarafından dini ve siyasi içerikli sorular yöneltildiği iddiaları kamuoyuna yansıdı. Dokuz yaş. Daha hayat bilgisi dersinde “hak, sorumluluk, saygı” kavramlarını yeni öğrenen çocuklar… Usul vardır, erkan vardır, çocuk psikolojisi diye bir şey vardır. Eğitim denetimi ayrı bir şeydir; çocukları siyasi tartışmaların ortasına çekmek ayrı. Bir okul, öğrenme alanıdır; ifade özgürlüğünün, merakın ve güven duygusunun geliştiği yerdir. Eğer çocuk, okulda kendini rahatça konuşamayacak, yanlış bir cümle kurduğunda başına iş geleceğini düşünecek bir iklime maruz kalıyorsa, orada eğitim değil, korku üretimi başlar.

9 yaşındaki çocuklara sorgu diliyle yaklaşmak, pedagojik değil bürokratik bir refleksin ürünüdür ve bu refleks, eğitimin ruhuna kesinlikle aykırıdır.

Benzer bir huzursuzluk, akademisyenlerin ve sanatçıların kendilerini laiklik vurgulu bildiriler yayımlamak zorunda hissetmelerinde de görülüyor… Düşünce ve eğitim alanı savunma refleksiyle konuşmaya başladığında, mesele yalnızca kültürel bir tartışma olmaktan çıkar; güven meselesine dönüşür.

Son günlerde okullarda çocuklara ilahiler dinletilmesi ve bunun etrafında oluşan tartışmalar da bu gerilimin başka bir yüzü… Konu yalnızca bir müzik tercihi ya da kültürel pratik değildir; mesele, eğitimin sınırlarının nerede başladığı ve nerede bittiğidir. Pedagojide bilinen bir gerçek vardır: Ritmik tekrar, özellikle çocukluk döneminde, bilgiyi doğrudan bilinçaltına taşır. Mantık süzgecinden geçmeden yerleşen her içerik, zamanla düşünceden çok refleks üretir. Bu, bir öğretme yöntemidir ve her yöntem gibi nasıl, ne için ve hangi çerçevede kullanıldığı belirleyicidir. Dolayısıyla tartışmanın kendisi bile, toplumun eğitime yalnızca akademik değil, zihinsel ve duygusal bir güven alanı olarak baktığını gösterir.

***

Çoklu kriz çağında dünya sürekli diken üstünde yaşıyor. Enerji, güvenlik, göç, iklim, ekonomi… Her başlık kendi gerilimini taşıyor ve bu gerilimler birbirini besliyor.

Uluslararası hukukun sık sık ihlal edildiği, kurumların etkisiz kaldığı, güçlünün daha görünür olduğu bir düzen şekilleniyor. Ateşkes ilan edilmiş olsa bile sivillerin hedef olduğu saldırıların yaşanması, savaşın yalnızca cephede değil, hayatın ortasında sürdüğünü gösteriyor. Ortadoğu, gerilim hattı… Büyük güçlerin askeri yığınakları, karşılıklı tehditleri ve belirsiz stratejileri yalnızca bölgesel değil, küresel bir kırılganlık yaratıyor. 

Modern dünya, kontrol edilebilir krizler çağından kontrolsüz gerilimler çağına geçiyor. Bu durum petrol piyasalarından uluslararası ittifaklara, ekonomik dengelerden toplumsal psikolojiye kadar geniş bir alanı etkiliyor.

Bu güvensizlik ve gerilim yalnızca savaşlarla sınırlı değil. Modern çağda, gözümüzün önünde toplumların yeniden korku, itaat ve zor üzerine inşa edilmesi; ilerlemenin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bu yalnızca tek bir ülkenin karanlığı değil; insanlığın ortak hafızasına düşen bir gölgedir. Dünyanın neresinde, hangi toplumda olursa olsun, haklar bir kez pazarlık konusu olduğunda, artık hak olmaktan çıkar. Bugün kadının bedeni tartışmaya açılır; yarın insanın onuru, ertesi gün topyekûn özgürlüğün kendisi.

Bu durum bugün İran’ın, yarın Afganistan’ın meselesi olabilir. Ancak hakların gerilemesi bulaşıcıdır. Kadının kamusal hayattan silindiği, kız çocuklarının eğitimden uzaklaştırıldığı, bireyin kimliğine göre muamele gördüğü bir düzen; bize şu gerçeği hatırlatır: İlerleme sandığımız şey, garanti değildir. Medeniyet dediğimiz yapı, düşündüğümüzden daha kırılgandır.

***

Girişte sorduğumuz sorunun cevabına gelirsek; sürekli alarm hâlinde yaşayan insan ölmez ama değişir.

Önce daha temkinli olur. Sonra daha katı. Sonra daha az hisseder. Hayal kurma süresi kısalır, sabır eşiği düşer, güven daralır. 

Ekonomik baskı zihni küçültür. Şiddetin sıradanlaşması merhameti aşındırır. Hukukun zayıfladığı yerde insan içten içe yalnızlaşır. Dünya karardıkça zihin savunmaya geçer. Savunmadaki insanlık ise üretmez; sadece dayanır.

Bir toplum travmayı kanıksadığında ilk kaybettiği şey refah değildir.

Gelecek duygusudur. Geleceğe inanmayan bir toplum, yalnızca bugünü tüketir. Güvenemeyen bir toplum, yalnızca güce sığınır. Adalete inanmayan bir toplum, ya sessizleşir ya da katılaşır.

Kriz geçebilir. Ekonomi toparlanabilir. Savaşlar bitebilir. Ama bir toplumun sinir sistemi sürekli alarmda kalmışsa, iyileşmesi çok daha uzun sürer. Asıl kayıp, para değil, insanın insana olan inancıdır. O inanç zedelendiğinde, hiçbir istatistik, toplumu gerçekten iyileştiremez.

Yazarın Son Yazıları

Sürekli kriz halinde yaşamanın psikolojisi

Dünya da, Türkiye de uzun zamandır kesintisiz bir sarsıntının içinde. Savaşlar, yıkımlar, ekonomik daralma, yerinden edilen hayatlar, büyüyen belirsizlik, gündelikleşen şiddet, aşınan güven…

Devamını Oku
27.02.2026
İnsan doğasının ikiliği ve ilkenin direnci üzerine

İnsan tek bir varlık değildir.

Devamını Oku
19.02.2026
Epstein ile dünya bir anda kararmadı

Epstein dosyaları ortaya döküldüğünde dünyanın durması gerekirdi, değil mi? Okunanlar akıl dışıydı, anlatılanlar mide kaldırmaz cinsten. Peki gerçekten sarsıldık mı…

Devamını Oku
13.02.2026
Trump’tan tüm dünyaya

Bugün siyaset, çözüm üretmekten çok sürekli bir gerilim hâlini yönetme sanatı gibi çalışıyor.

Devamını Oku
06.02.2026
İnsanoğlu devam etmeyi sorguluyor

Dünya yaşlanıyor.

Devamını Oku
30.01.2026
Atlas ve Taşıyamadığımız Tüm Çocuklar

Şehirlerde yeni binalar dur durak bilmeden yükseliyor, AVM’ler çoğalıyor, caddeler ışıklandırılıyor. Eski mahallelerin yerinde cam cepheli yapılar, betonun içine sıkıştırılmış “modern hayat” vaatleri…

Devamını Oku
23.01.2026
İran: Kontrol Edilebilir Kaosun Kıyısında

Bazı ülkeler vardır; haritada çizilen sınırlarından fazlasıdır.

Devamını Oku
15.01.2026
Neoliberal Masaldan Gücün Yasasına: Maduro’nun Derdest Edilmesinden Öğrendiklerimiz

Maduro…

Devamını Oku
08.01.2026
Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Devamını Oku
01.01.2026
Toplumsal duyarsızlığın maliyeti - İfşa çağında ünlülere uyuşturucu operasyonları

Kimsenin fark etmediği bir sessizlik dolaşıyor ortalıkta.

Devamını Oku
25.12.2025
Şaşırıyoruz… ve Şaşırmamaya Alışıyoruz

Her sabah yeni bir şaşkınlığın eşiğinde uyanıyoruz.

Devamını Oku
19.12.2025
Bu ülke gerçekten kimin?

Bu ülke, gerçekten hepimizin mi?

Devamını Oku
11.12.2025
Kötülüğün yeni yurdu

Psikoloji, hukuk, dinler ve gündelik ahlakın ortak ezberinde kötülük, bireyin içindeki karanlıkla açıklanır.

Devamını Oku
04.12.2025
Kasım Üzerine: Dökülmenin ve Hatırlamanın Zamanı

Kasım, takvimin yalnız ayı.

Devamını Oku
20.11.2025
Sadakat Çağında Muhalif Kalmak

Bir toplumun neye güven duyar? Akla mı, yoksa itaate mi?

Devamını Oku
13.11.2025
Bir Tapınağın Hikâyesi: Mekânlar Değişiyor, İnsan Hep Aynı Savaşın İçinde

Denizden 150 metre yukarıda, Akropolis’in kayalık tepesinde yükselen sütunlar…

Devamını Oku
06.11.2025
Cumhuriyetin aynasında bugün

Türkiye’de uzun zamandır yeni bir fikir doğmuyor.

Devamını Oku
31.10.2025
Bir ahlak meselesi… Temiz eller, kirli zihinler

Ahlak; herkesin ağzında dolaşan fakat kimsenin pek de hayatına almadığı kelime.

Devamını Oku
24.10.2025
Bir Mahpusluk Halidir Bu Memleket

Bir ülkeyi anlamak için hapishanelerine, yani adaletin son durağına bakabilirsiniz.

Devamını Oku
16.10.2025
Öfkenin İkliminde Yaşamak: Adaletin Suskun, Zorbanın Gür Olduğu Bir Ülke

Toplum adeta bir gerilim teline dönmüş durumda; dokunan yanıyor, çekilen tınlıyor, kimse sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyor.

Devamını Oku
10.10.2025
Gücün yakıcılığı, çekiciliği ve kontrol edilebilirliğinin önemi

Güç, insanlık tarihinin en eski büyüsüdür: Çekici olduğu kadar sınayıcıdır da insana kendini tanrı sanma yanılsaması verir...

Devamını Oku
02.10.2025
Kayıp Meslekler, Kırık Hayatlar

İnsan yalnızca yaşayan, tüketen bir beden değildir; aynı zamanda anlam üreten, topluma katkı sunan bir varlıktır.

Devamını Oku
25.09.2025
Manşetlerin Gölgesinde “Hayat”

Her gün televizyonda, gazetelerde, sosyal medyada büyük sözler, manşetler, olağanüstü gelişmeler, son dakika olaylar…

Devamını Oku
18.09.2025
Eylül Manzarası: Eşitsizlikten Umuda Eğitim

“Çok çalışırsan her şeyi başarırsın”.

Devamını Oku
04.09.2025
Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Devamını Oku
21.08.2025
Aşktan Öte Dertler…

İnsanoğlunun istila ettiği bu yeryüzü, artık sadece coğrafyaların değil, dertlerin de haritası.

Devamını Oku
14.08.2025
Kendine mahkum, aşka ve suça kör

Var olmak için nefes almak yetmez; insan bir yere ait hissetmek ister, bağ kurmak.

Devamını Oku
07.08.2025
Her yaz aynı alevlere uyanmak kader değil!

Dünyanın nefes almayı unuttuğu yıllar…

Devamını Oku
31.07.2025
LGS ve Eğitimin Hal-i Pürmelali, Siyasi Ahlakın Evrildiği Yer ve Bahçeli’nin Temsil Önerisinin Anlattıkları

Bu yıl LGS’de 500 tam puan alan 719 öğrenciyle rekor kırıldı. Geçtiğimiz yıl bu sayı 352’ydi. Sınav zor; ama başarı fazla…

Devamını Oku
24.07.2025
Speed ve Galata: Sistem Hatası Veriyor - Kulenin Tepesinden Bakınca Görünen; Liyakatsizlik

İstanbul’un siluetine yüzyıllardır tanıklık eden Galata Kulesi…

Devamını Oku
17.07.2025
Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Devamını Oku
10.07.2025
Ütopyanın Maskesi, Distopyanın Gölgesi

Bir hayal ve bir kâbus: Ütopya ve distopya. Genellikle “var olmayan dünyalar” diye tanımlanırlar.

Devamını Oku
03.07.2025
İsrail-İran Savaşı Ekseninde Çivisi Çıkan Dünya

İnsanlığın kolektif aklı çöküyor gibi uzunca bir zamandır...

Devamını Oku
19.06.2025
Görmenin ve anlamanın göreceli olduğu bir dünyada hakikati kim belirler?

Batı felsefesi binlerce yıldır görmeyi yüceltir. Duyular arasında en "akıllı", en "ruha yakın" olan hep görme sayılmıştır. Platon, Timaios’ta, “Görüşümüz gerçekten de bize en büyük yararı sağlamıştır,” der. Çünkü ona göre göz, zihnin kapısıdır; ruhun dışarıyı yokladığı bir uzantı.

Devamını Oku
12.06.2025
Kendi Celladına Aşık Olmak: Gücün Büyüsüne Kapılan Toplumlar

Toplumlar bazen göz göre göre karanlığa yürür. Hatta yürümekle kalmaz, o karanlığa âşık olurlar. Tıpkı bazı bireylerin kendine zarar veren ilişkilerde ısrarla kalması gibi.

Devamını Oku
29.05.2025
Dans Vebası: İnsanlığın Ayaklarıyla Çığlık Atışı

1518 yazı. Strasbourg’un taş sokaklarında bir kadın, Frau Troffea, kimseye aldırmadan dans etmeye başladı. Ne müzik vardı ne şenlik. Zaten yüzünde de neşeye dair tek bir iz yoktu.

Devamını Oku
22.05.2025
İstanbul’u imar adaleti kurtaracak (Değiştirilmesi Gereken Boğaziçi İmar Yasası ve Kentsel Dönüşüm)

İstanbul'u imar adaleti kurtacak (DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN BOĞAZİÇİ İMAR YASASI VE KENTSEL DÖNÜŞÜM)

Devamını Oku
01.05.2025
Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Devamını Oku
24.04.2025
Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı

Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı

Devamını Oku
17.04.2025
Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?

Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?

Devamını Oku
20.03.2025