Trabzon’da anarşi rapsodisi, futbol bunun neresinde?
Sadık Çelik
Son Köşe Yazıları

Trabzon’da anarşi rapsodisi, futbol bunun neresinde?

19.03.2024 15:54
Güncellenme:
Takip Et:

Futbol, milletlerin ruhunu, toplumların sosyal dokusunu yansıtan bir ayna, bazen de bir laboratuvar…

Türk futbolunun hikayesinde son zamanlarda yaşanan sahneler, "Bu kadarı da olmaz!" denilecek cinsten. Ancak ne yazık ki, bizim için "bu kadarı da oluyor" ve hatta fazlası…

Karadeniz’in hırçın dalgalarından nasibini alan Trabzon, coşkulu bir insan karakterine, tutkulu ve hırçın bir futbol kültürüne sahip. Öyle ki bu tutku kimi zaman çirkinleşme, vandalizm, şiddet sınırında dans ediyor ve adımını karanlık tarafa atıyor.  

Yakın geçmişte Trabzon'un adının ulusal ve uluslar arası çapta yankı uyandıran olaylarla anılması belki de tesadüf değildir… Birtakım trajik şiddet olayları ve cinayetler, özünde (bir zamanlar) çağdaş, demokrat insanların yaşadığı bir kent olan Trabzon’un barışçıl ve demokratik yüzünü gölgelemiştir ve gölgelemeye devam etmektedir.

Halbuki başarılı bir Anadolu kulübü olarak Trabzonspor’un birleştirici bir futbol gücü olması beklenirdi. Zira Trabzonspor'un başarıları, Diyarbakır'dan Batman'a, Urfa'ya kadar geniş bir coğrafyada mahallelerin renklerini değiştirmiş, şehirler arası sınırları aşan bir kardeşlik ve sempati ağı oluşturmuştur.

Ancak geçen akşam yaşananlar bu birleştirici ruhun ve kardeşliğin nasıl da pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve kolayca sarsılabileceğini acı bir şekilde gözler önüne sermiştir.

Pazar günkü Trabzonspor-Fenerbahçe maçı, futbolun ötesinde bir çatışmanın arenası haline geldi. Tribünlerden inen şiddet dalgası, sahadaki centilmen mücadele ruhunu esir aldı. Kardeşlik üzerine inşa edilmesi beklenen futbol kültürünün dokusunu parçalayarak, sporun birleştirici ruhuna zehri bir kez daha zerk etti. 

Tribünlerden atılan ve hem oyunculara, hem de teknik direktöre isabet eden cisimler…

Hakeme atılan ses bombası…

Ceza sahasına atılan meşale…

Zincirleme şiddet sarmalı, barbarlık…

Sanki futbol sahası değil, savaş arenası…

Ve tüm bunlara rağmen, hayret verici bir şekilde, iptal edilmeyen bir müsabaka! 

UEFA’da yaşansa lisans iptaline kadar varacak sonuçlar doğurması muhtemel bir olay…

Üstelik gerginlik yeni değil; belirli çevreler tarafından sürekli olarak kışkırtılıyor. Yani Perşembenin gelişi çarşambadan belli. 

Olayların, önlemlerin yetersizliği sebebiyle bu seviyeye ulaşmasına izin verilmesi kabul edilemez.

Sahalarda şiddeti körükleyen, özendiren, kışkırtan ve provokatif davranışlarda bulunanlara yönelik en ağır cezaların uygulanması şarttır. Mevcut cezaların yetersizliği, bu tür davranışların önlenmesinde caydırıcılık etkisini kaybetmiştir. Futbolun ruhuna ve toplumsal barışa zarar veren bu eylemler, ancak katı ve etkili yaptırımlarla engellenebilir.

Olaylardan sonra Ali Koç'un, ligden çekilme ihtimalinden bahsetmesi ve Kulüpler Birliği Başkanlığı'ndan istifasını açıklaması, yaşananların vahametini gözler önüne seriyor. Fenerbahçe'nin, adalet arayışı ve protesto için dahi olsa, bir alt lige düşmeyi göze alması, olayların futbol kültürümüze verdiği zararın boyutunu ortaya koyuyor. 

İş insanı kimliği, demokrat, laik, aydın, medeni kişiliği ile Ali Koç, bir yandan kapitalizmin arenalarında dövüşürken, diğer yanda Fenerbahçe'nin başında, futbolun çamurlu sularında yüzmeye çalışıyor. 

Aslında Koç, Fenerbahçe'yi zorlukların içinden çekip alarak, onu bir şampiyonluk hikayesine dönüştürmek istiyor. Ancak bu hikaye, birilerinin hoşuna gitmiyor. Çünkü futbol, sadece futbol değil… Aynı zamanda iktidar mücadelesi, görünmeyen ellerin çekişme alanı…

Bir diğer mesele; futbolun yönetimi. Daha doğrusu Türkiye’de futbolun yönetilememesi…

Futbol yönetiminde, sahalardan gelen tecrübe ile finansal gücün uyum içinde olması gerektiği aşikâr. Ancak ne yazık ki, kulüplerin başına geçen paralı yöneticiler yanında, futbolun iç yüzünü bilen ve sahalarda yetişmiş tecrübeli kişilere gereken söz hakkı ve yetki verilmiyor. İşi bilenlere yetki verilmiyor, iş bilmeyenlerin ise yetkisi var.

Türk futbolunda yönetim dinamikleri, siyasi arenanın etkileriyle iç içe geçmiş durumda. Federasyon başkanlığı gibi kritik görevlere atanmış isimlerin, genel kabul görmüş bir spor yönetimi uzmanlığından ziyade, üst düzey siyasi kararlarla bu pozisyonlara yerleştirilmesi… 

Yöneticilerin görev sürelerinin sona ermesi veya devamı konusundaki kararlarının da siyasi beklentilere göre şekillendiği ve bu durumun sporun otonomisine gölge düştüğüne dair eleştiriler…

Mehmet Büyükekşi'nin de artık görevinden ayrılması gerektiği kulağına usulca fısıldanmış gibi görünüyor.

Büyükekşi'nin görev süresi boyunca yaşanan sayısız çirkin olay ve tartışma göz önünde bulundurulduğunda, aslında onun çok daha önceden görevi bırakması gerekirdi. Son Trabzonspor-Fenerbahçe maçı, eksi hanesine eklenen yeni bir maddeden fazlası değil.

Trabzon ve Fenerbahçe arasındaki gerginlik, tüm bu yönetim zaafiyetlerinin bir yansıması olarak da okunabilir. 

Futbol federasyonunun liderliği gibi kritik pozisyonlara, futbolu ve sahaları iyi tanıyan, “yukarıdan” gelen emirlerle hareket eden değil, gerçek anlamda yetkin kişilerin getirilmesi gerektiği gerçeği her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Liyakat her yere lazım…

Türk futbolunun dramı, aslında ülkenin genel durumunun bir yansıması… Yozlaşma, adaletsizlik, vicdansızlık futbolun da içine işlemiş durumda. Günümüzde, yaşadığımız topraklarda ”Spor kardeşliktir" diyebilmek, ne yazık ki mümkün değil. Yeşil sahalar toplumsal çöküşün ve kötülüğün bir aracı haline getirilmeye çalışılıyor. 

Daha kötüsü olamaz, dedikçe, bir sonraki perdede daha büyük hayal kırıklıklarıyla karşılaşıyoruz. Türk futbolunun, ahlaki değerlerin ayaklar altına alındığı, adalet duygusunun soluk alamadığı bir kaos alanına dönüşmesi kabul edilemez. 

Bu durum, sadece mevcut yönetim anlayışının bir yansıması değil; yılların (yazıyla yirmi iki!) birikimi… Adeta sistematik bir zehirlenme süreci.

Peki, bu durumdan çıkış yolu var mı? Futbolun, toplumun ve ülkenin kurtuluş reçetesi ne olabilir? 

Belki de cevap, kendimize ve toplumumuza dair derin bir sorgulamadan geçiyor. Bu sorgulama, futbolun sahadaki mücadelesinden çok daha fazlasını içermeli. Toplumsal değerlerimiz, adalet anlayışımız ve bir arada yaşama kültürümüz üzerine yoğunlaşmalı. 

Yıllardır biriken, katman katman üzerimize çöken yabancılaşmayı atmalı, insanı insan yapan değerleri yeniden keşfetmeye çalışmalıyız. 

Futbolun, toplumun ve bireylerin iyileşmesi için, öncelikle şiddetin her türlüsünün reddedildiği bir zeminde buluşmamız gerekiyor. Sahada ve tribünde şiddete hayır diyebilmek, bunun için gereken toplumsal ve bireysel sorumluluğu alabilmek. Bu, yalnızca futbol otoritelerinin değil, her birimizin görevi.

Kurtuluş reçetemiz, bireysel ve toplumsal bilincimizin yükseltilmesinden geçiyor. Özgür, adil ve eşit bir toplum yaratma ideali, futbolun yeşil sahalarından toplumun en uzak köşelerine kadar her alanda kendini göstermeli.

Asıl galibiyet, barış, adalet ve kardeşlik içinde bir arada yaşamayı başarabilmektedir.

Yazarın Son Yazıları

İran: Kontrol Edilebilir Kaosun Kıyısında

Bazı ülkeler vardır; haritada çizilen sınırlarından fazlasıdır.

Devamını Oku
15.01.2026
Neoliberal Masaldan Gücün Yasasına: Maduro’nun Derdest Edilmesinden Öğrendiklerimiz

Maduro…

Devamını Oku
08.01.2026
Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Devamını Oku
01.01.2026
Toplumsal duyarsızlığın maliyeti - İfşa çağında ünlülere uyuşturucu operasyonları

Kimsenin fark etmediği bir sessizlik dolaşıyor ortalıkta.

Devamını Oku
25.12.2025
Şaşırıyoruz… ve Şaşırmamaya Alışıyoruz

Her sabah yeni bir şaşkınlığın eşiğinde uyanıyoruz.

Devamını Oku
19.12.2025
Bu ülke gerçekten kimin?

Bu ülke, gerçekten hepimizin mi?

Devamını Oku
11.12.2025
Kötülüğün yeni yurdu

Psikoloji, hukuk, dinler ve gündelik ahlakın ortak ezberinde kötülük, bireyin içindeki karanlıkla açıklanır.

Devamını Oku
04.12.2025
Kasım Üzerine: Dökülmenin ve Hatırlamanın Zamanı

Kasım, takvimin yalnız ayı.

Devamını Oku
20.11.2025
Sadakat Çağında Muhalif Kalmak

Bir toplumun neye güven duyar? Akla mı, yoksa itaate mi?

Devamını Oku
13.11.2025
Bir Tapınağın Hikâyesi: Mekânlar Değişiyor, İnsan Hep Aynı Savaşın İçinde

Denizden 150 metre yukarıda, Akropolis’in kayalık tepesinde yükselen sütunlar…

Devamını Oku
06.11.2025
Cumhuriyetin aynasında bugün

Türkiye’de uzun zamandır yeni bir fikir doğmuyor.

Devamını Oku
31.10.2025
Bir ahlak meselesi… Temiz eller, kirli zihinler

Ahlak; herkesin ağzında dolaşan fakat kimsenin pek de hayatına almadığı kelime.

Devamını Oku
24.10.2025
Bir Mahpusluk Halidir Bu Memleket

Bir ülkeyi anlamak için hapishanelerine, yani adaletin son durağına bakabilirsiniz.

Devamını Oku
16.10.2025
Öfkenin İkliminde Yaşamak: Adaletin Suskun, Zorbanın Gür Olduğu Bir Ülke

Toplum adeta bir gerilim teline dönmüş durumda; dokunan yanıyor, çekilen tınlıyor, kimse sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyor.

Devamını Oku
10.10.2025
Gücün yakıcılığı, çekiciliği ve kontrol edilebilirliğinin önemi

Güç, insanlık tarihinin en eski büyüsüdür: Çekici olduğu kadar sınayıcıdır da insana kendini tanrı sanma yanılsaması verir...

Devamını Oku
02.10.2025
Kayıp Meslekler, Kırık Hayatlar

İnsan yalnızca yaşayan, tüketen bir beden değildir; aynı zamanda anlam üreten, topluma katkı sunan bir varlıktır.

Devamını Oku
25.09.2025
Manşetlerin Gölgesinde “Hayat”

Her gün televizyonda, gazetelerde, sosyal medyada büyük sözler, manşetler, olağanüstü gelişmeler, son dakika olaylar…

Devamını Oku
18.09.2025
Eylül Manzarası: Eşitsizlikten Umuda Eğitim

“Çok çalışırsan her şeyi başarırsın”.

Devamını Oku
04.09.2025
Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Devamını Oku
21.08.2025
Aşktan Öte Dertler…

İnsanoğlunun istila ettiği bu yeryüzü, artık sadece coğrafyaların değil, dertlerin de haritası.

Devamını Oku
14.08.2025
Kendine mahkum, aşka ve suça kör

Var olmak için nefes almak yetmez; insan bir yere ait hissetmek ister, bağ kurmak.

Devamını Oku
07.08.2025
Her yaz aynı alevlere uyanmak kader değil!

Dünyanın nefes almayı unuttuğu yıllar…

Devamını Oku
31.07.2025
LGS ve Eğitimin Hal-i Pürmelali, Siyasi Ahlakın Evrildiği Yer ve Bahçeli’nin Temsil Önerisinin Anlattıkları

Bu yıl LGS’de 500 tam puan alan 719 öğrenciyle rekor kırıldı. Geçtiğimiz yıl bu sayı 352’ydi. Sınav zor; ama başarı fazla…

Devamını Oku
24.07.2025
Speed ve Galata: Sistem Hatası Veriyor - Kulenin Tepesinden Bakınca Görünen; Liyakatsizlik

İstanbul’un siluetine yüzyıllardır tanıklık eden Galata Kulesi…

Devamını Oku
17.07.2025
Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Devamını Oku
10.07.2025
Ütopyanın Maskesi, Distopyanın Gölgesi

Bir hayal ve bir kâbus: Ütopya ve distopya. Genellikle “var olmayan dünyalar” diye tanımlanırlar.

Devamını Oku
03.07.2025
İsrail-İran Savaşı Ekseninde Çivisi Çıkan Dünya

İnsanlığın kolektif aklı çöküyor gibi uzunca bir zamandır...

Devamını Oku
19.06.2025
Görmenin ve anlamanın göreceli olduğu bir dünyada hakikati kim belirler?

Batı felsefesi binlerce yıldır görmeyi yüceltir. Duyular arasında en "akıllı", en "ruha yakın" olan hep görme sayılmıştır. Platon, Timaios’ta, “Görüşümüz gerçekten de bize en büyük yararı sağlamıştır,” der. Çünkü ona göre göz, zihnin kapısıdır; ruhun dışarıyı yokladığı bir uzantı.

Devamını Oku
12.06.2025
Kendi Celladına Aşık Olmak: Gücün Büyüsüne Kapılan Toplumlar

Toplumlar bazen göz göre göre karanlığa yürür. Hatta yürümekle kalmaz, o karanlığa âşık olurlar. Tıpkı bazı bireylerin kendine zarar veren ilişkilerde ısrarla kalması gibi.

Devamını Oku
29.05.2025
Dans Vebası: İnsanlığın Ayaklarıyla Çığlık Atışı

1518 yazı. Strasbourg’un taş sokaklarında bir kadın, Frau Troffea, kimseye aldırmadan dans etmeye başladı. Ne müzik vardı ne şenlik. Zaten yüzünde de neşeye dair tek bir iz yoktu.

Devamını Oku
22.05.2025
İstanbul’u imar adaleti kurtaracak (Değiştirilmesi Gereken Boğaziçi İmar Yasası ve Kentsel Dönüşüm)

İstanbul'u imar adaleti kurtacak (DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN BOĞAZİÇİ İMAR YASASI VE KENTSEL DÖNÜŞÜM)

Devamını Oku
01.05.2025
Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Devamını Oku
24.04.2025
Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı

Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı

Devamını Oku
17.04.2025
Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?

Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?

Devamını Oku
20.03.2025
Suriye'de Alevi katliamı; göz ardı edilen kan ve gözyaşı ve diğer yaşananlar

Suriye'de Alevi katliamı; göz ardı edilen kan ve gözyaşı ve diğer yaşananlar

Devamını Oku
13.03.2025
Kritik Trump-Zelenski Zirvesinin Perde Arkası: Güç Oyunları, Bir Kez Daha Kürt Açılımı ve Edip Akbayram’ın Ardından…

Kritik Trump-Zelenski Zirvesinin Perde Arkası: Güç Oyunları, Bir Kez Daha Kürt Açılımı ve Edip Akbayram’ın Ardından…

Devamını Oku
06.03.2025
Boşvermişlik Yangınları: Teğmenlerin İhracından Otel Trajedisine Bir Toplumsal Duyarsızlığın Anatomisi

Boşvermişlik Yangınları: Teğmenlerin İhracından Otel Trajedisine Bir Toplumsal Duyarsızlığın Anatomisi

Devamını Oku
06.02.2025
Toplumun Karanlık Kavşakları: Bir mimarın son durak hikâyesi, trafik çilesi ve asfalt üzerinde insanlık cinneti

Toplumun Karanlık Kavşakları: Bir mimarın son durak hikâyesi, trafik çilesi ve asfalt üzerinde insanlık cinneti

Devamını Oku
26.12.2024
Hakikat yorgunu bir toplum: Beyin çürümesi, haksızlıklar, hukuksuzluklar, adaletsizlikler

Hakikat Yorgunu Bir Toplum: Beyin Çürümesi, Haksızlıklar, Hukuksuzluklar, Adaletsizlikler

Devamını Oku
18.12.2024
Suriye’nin Küllerinden Yükselen Kaos: İnsan Hakları Günü’nde Yeni Haritalar, Yeni Sınavlar

Suriye’nin Küllerinden Yükselen Kaos: İnsan Hakları Günü’nde Yeni Haritalar, Yeni Sınavlar

Devamını Oku
17.12.2024