Köşe Yazısı

A+ A-

Onurlu yaşamak için!

10 Ocak 2019 Perşembe

Kabataş Yalanı” hâlâ belleklerde olmasına karşın, kolaylıkla benzer türden söylemler iş yapıyor, belli ki seçim sürecinde ağzına geleni söylemeye devam edecek RTE. Oyuncu Deniz Çakır’ı doğrudan hedef gösteren söylemini hafife almayın, demek öyle bir güce erişti ki RTE, karşısında hakiki düşman bulamadığı için mikro düzeyde, sanal “düşman” yaratmak zorunda artık. “Başörtülü bacıma saldırdılar 2” vakası diyeceğimiz bu durum üzerinde durmak lazım.
Trafikte, pazarda günlük sıradan meselelerden ötürü biriyle tartışmaya girebilir insan. Hele de bizim ülkemizde, herkes burnundan solurken bu olasılık iyice yüksek. Eğer karşınızdaki kişi sizinle başa çıkamıyorsa “Kılığıma kıyafetime hakaret etti” ya da “Bakın bu FETÖ’cü” diye bağırabilir. Muhtemelen çevrede olaya tanık olanlar “Aman bu pislik bana bulaşmasın” diye çoktan sıvışmış olacağı için bir başınıza kalırsınız ortada. Pazarda kuyrukta bekleme itişmesi, kırmızı ışıkta yer kapma kapışması terör suçuna dönebilir aniden! İftira, ispiyon günlük sıradan durumlardan artık!

***

Yandaş medyanın kalemşorları, ekran hokkabazları çoktandır tetikçilik görevi yapmaktalar. Gülencilerle iş tuttukları sosyal medya paylaşımlarından, geçmiş yazılarından, söyleşilerinden açığa çıkan tipler, yaşamını bu gerici çetelerle mücadeleye adamış insanları kolayca hedefe koyuyor. Neden? Çünkü yaptırım yok, ölçü yok, kural yok, adalet yok! Bir tür günah çıkarma çabasındalar. Bu tiplerin herhangi bir ilkesi olmadığı için, her dalkavuk gibi yalanda, pespayelikte sınır tanımıyorlar. Hele birini salı grupta hedefe koyduysa RTE, azgın biçimde vurdukça vuruyorlar!
Mozart, Beethoven dinlemeye devlet başkanını zorlamak faşistliktir” söylemi Rutkay Aziz’e yönelik gibi görünse de, esasen çağdaş yaşamı benimsemiş herkesi hedefe koymaktadır. Bu da geçiştirilecek mesele değildir. Aydınlanma çabası vermiş, büyük oranda başarmış cumhuriyet kadroları, özellikle müziğin insan yaşamındaki yerini iyi biliyordu. Devrimci kadroları “iki ayyaş” diye aşağılamak rastlantı değildi elbette. AKM’yi yıkarken, Taksim’de dev cami yapmak da simgeseldir.

***

Burada parantez açmak gerek. Olay Fazıl Say’ın RTE’yi konserine davetiyle başladı. Bunun üzerine Rutkay Aziz yumuşak bir eleştiri yaptı. Dünyanın her yanında makul sayılacak ifadesine karşılık “faşist” oluverdi aniden. Göreceksiniz olay daha büyüyecek. RTE konsere gideceğini bildirdi. Oraya kaç bin kişilik koruma kadrosuyla gidecek mesela? İçeri girdiğinde, dinleyiciler nasıl tutum takınacak? Ayağa kalkacak mı izleyiciler ya da kalkmayanlar “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan yargılanacak mı? Dahası, RTE kulise gidecek mi? Ya da sahneye çıkıp izleyiciye seslenecek mi? Bitmedi. RTE eğer Fazıl Say’ı saraya davet ederse, acaba dünyaca ünlü besteci nasıl tutum takınacak? Yazın kenara ciddi sorular bunlar ve seçim süreci için hepsi malzeme.

***

Diyeceğim; artık kimsenin gizlenme olanağı yoktur. İster ev kadını, emekli, kendi halinde memur olun; ister oyuncu, gazeteci, akademisyen, siyasetçi fark etmiyor RTE için. Kendi gibi düşünmeyene “müsvedde”, “faşist” demekte beis görmüyor. O söyleyebilir, sizin yanıt verme hakkınız yok. Dava açsanız, buna bakacak mahkeme de yok! Bu içler acısı durum devletin çürümüşlüğünün göstergesidir. Uygar memleketlerde hukuk yurttaşları iktidarlara, güçlülere karşı korur. Bizde bağımsız olması gereken mahkemeler sarayın kolluk gücü gibi davranıyor.
Bunca söz niye?
Kişiliğinden, yaşam biçiminden, değerlerinden ödün vererek soluk alma olanağı kalmadı artık kimsenin. Eğer yemek, içmekse yaşamak sözüm yok kimseye. Onurunu, haysiyetini korumak isteyen herkes haksızlıklar karşısında sorumluluğunu bilmelidir.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Deniz Çakır