Zülal Kalkandelen

Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir!

25 Haziran 2019 Salı

Seçimden bir gün önce yazdığım yazının başlığı “Tek adam rejimine hayır!” idi.
Türkiye’de tek adam rejimini mi tercih ediyoruz, yoksa ona güçlü bir ‘HAYIR’ diyoruz; yarın akşam belli olacak” diye bitirmiştim yazıyı.
Halk, yanıtı verdi ve tokat gibi bir “HAYIR” dedi.
31 Mart’tan bu yana ne oldu da 13 bin 729’luk oy farkı 800 bini buldu?
Öncelikle Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi, “Kapalı kapılar ardında demokrasiye darbe yapıldı!
YSK eliyle ve hukuka aykırı kararlarla, İmamoğlu’nun hakkıyla kazandığı mazbata geri alındı. AKP ile MHP panikledikçe battı, battıkça zıvanadan çıktı.
Yalanlar, hakaretler, linç girişimleri, iftiralar havada uçuştu.
31 Mart öncesinde “beka” söylemini dillerine pelesenk edenler, baktılar durum istedikleri gibi değil, son üç günde Öcalan’ı devreye sokmaya kadar vardırdılar işi...
Daha önce “İmralı, İmamoğlu’nu destekliyor” diye iftira atanlar, son düzlüğe girilince 180 derece döndü. “Öcalan HDP’ye tarafsız kalın” diyor iddiasıyla, İmralı’dan gelen mektuba sarıldılar...
Makyavelvari bir hırsla, amaca giden her yol mubah dediler ve “milli iradeyi” çiğneyip geçtiler.
İradesini yok saydıkları seçmene 10 GB internet, 1 saat bedava İSPARK, 8 bin TL evlilik yardımı vaat ettiler.
Ama seçmen, “Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir!” dedi.
Kaba dile, ayrıştırmaya, kavgaya, nefret söylemine, hukuksuzluğa “HAYIR!” dedi.
Sürekli insanları azarlayan, aşağılayan, hakaret eden, bağıran siyaset diline “YETER!” dedi.

Artçı sarsıntılar
Oy farkının açılmasında, HDP seçmeninin son anda Öcalan mektubuyla sahnelenen oyuna kanmaması da belirleyici oldu. Bu oyun, MHP seçmeninde ise ters tepki yarattı. Belli ki 31 Mart’ta kararsız olanlar da bu kez sandığa gitti.
Seçimin kaybedeni, vitrine konulan Binali Yıldırım olarak görünse de, asıl oylanan doğrudan Recep Tayyip Erdoğan’ın kurduğu tek adam rejimiydi. Erdoğan, “en büyük aşkım” dediği İstanbul’u kaybetti; Bahçeli ve Erdoğan hezimete uğradı.
Bu kadar büyük bir oy farkından sonra “topal ördek” söylemi geçersizdir. AKP, bu kaybının bedelini İstanbul halkına ödetmeye kalkarsa, sandıkta çok daha sert bir tepki görür.
Bu sıradan bir seçim değildi ve sonuçları da sıradan olmayacak.
31 Mart’tan önce “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” diyen Erdoğan’dır. 23 Haziran’daki bu güçlü sarsıntının mutlaka artçıları olur.
Bundan sonra AKP, MHP ve HDP’de değişimler yaşanması kaçınılmaz görünüyor. Hepsini ilerleyen günlerde yaşayarak göreceğiz.

Yeni umut, yeni siyaset
İstanbul’u artık azmi ve sabrı ile mücadele eden,
Farklı kesimleri kendi etrafında İstanbul İttifakı adı altında buluşturan,
Yeniden umut yaratmayı başaran bir siyasetçi yönetecek.
Siyaset sahnemizde artık “Adama, kişiye, cemaatlere, vakıflara hizmet işi bitti. İstanbullulara hizmet dönemi başladı” diyen bir belediye başkanı var.
Ben Atatürk Cumhuriyeti’nin projesiyim!” diyen bir politikacı var.
İmamoğlu’nun seçimin gidişatını değiştirdiği an, YSK’nin 7 Mayıs gecesi verdiği kararla İstanbul’daki seçimi iptal ettiğinde yaptığı konuşmaydı ve orada da Türkiye’nin kuruluş değerlerine atıf vardı.
Beylikdüzü’nde halka seslenirken söyledikleri tarihe geçti:
“Yolumuz uzun, heyecanımız yüksek, gençliğimiz var. Biz adalete susamış, demokrasiye inancı tam, Türk gençliğiyiz. Bu ülkede karar vericiler gaflet, dalalet, hatta hıyanet içinde olabilirler, ama biz asla vazgeçmeyeceğiz!”
Vazgeçmedi.
Yılmadı.
Hak yemedi, ama kendi hakkını da yedirmedi!
Atatürk ve arkadaşlarının Cumhuriyeti kurarken benimsediği “Hâkimiyet bilâ kayd-u şart Milletindir” ilkesi Saray’a hatırlatılmıştır. Bu seçim, bir dönüm noktasıdır.