İmamoğlu’na başkanlık yaptırmazsa ülkeyi yönetemez

27 Haziran 2019 Perşembe

14 bin oy farkını beğenmeyip “bu kadar oya İstanbul mu verilirmiş” diye açık saçık yasadışı düşünceyle seçimi tekrarlatma gafletinde bulunan ve 806 bin fark yiyen iktidar sahipleri “belediye meclislerinde çoğunluk bizde” veya “yasa yaparız, yetkilerini kısıtlarız, başkanlık yapamaz hale getiririz” düşüncesiyle hareket eder mi..
Veya kaotik kalabalıkta hiç de anlaşılmayan konuşmalardan, “Valiye it dedi” uydurukluğunu çıkararak İmamoğlu’nu içeri atabilirler mi?
23 Haziran öncesi konuşmaları anımsarsak, evet yapabilirler diyebiliriz.
Peki sonrası? 14 bin oy farkını beğenmeyip 23 günde 806 bin fark yaratan (57 kat!) muazzam bir seçmen yönelişi-tercihi karşısında belki de bu tür yasal kılıklı yasadışı işlere kalkışmazlar dersiniz. Çünkü ayaklarının altından kayan seçmen aynı zamanda kendilerine oy veren seçmendi!
Ayrıca, bugüne kadar yasalarla da çelişen, anayasayı bile yer yer takmayan tüm icraatını “sandıktan çıkma”larına bağlayan, “halk beğenmezse sandıkta hesabını sorar, ne yasası anayasası” diyen bir anlayışın sahipleri karşımızda...

Böyle bir işe kalkışırlar mı?
Henüz sayım sürerken, tamam kaybettik tebrik ederiz Ekrem Bey’i, diyen B. Yıldırım ve Cumhurbaşkanı’nın söylemi de ortadayken.
Bunlar her şeyi yapar” derin endişesi ve korkusu yaygınken hayır yapamazlar demenin zorluğu karşısındayız.
Eğer korkulanı yaparlarsa buradan üretilecek tek sonuç şu olabilir belki: “Artık biz seçmen tavlamak, arkamıza almak, millet iradesini kabul etmek vb. gibi, bir zamanların bizim için lüksleri olan ve rakiplerimizi dövdüğümüz düşünceleri bir kenara bırakıyoruz, seçimler vb. biçim için fuzuli şeyler, bundan sonra iktidara yapışıp kalmanın tüm yöntemlerini devreye sokacağız..”
Öyle mi? Böyle bir kulvara girmeleri, kendilerini şimdiden yasadışılığa itebilir ve milletin iradesini çok erken kaybetmelerine neden olabilir.
Henüz daha önlerinde 4 yıl var, eğer bu süre içinde olağanüstü durumlar ortaya çıkmaz ve iktidarlarını sündürebilirlerse. Bu süreyi erkenden tehlikeye atmak kötüyanlış bir siyaset olur. Diyeceksiniz ki, seçimi yineleme basiretsizliğine, yanlışlığına, öngörüsüzlüğüne ne demeli? Farkı bile hesap edemeyen, göremeyen ve büyük bir itibar kaybeden bir siyaset anlayışının ne yapacağı belli mi olur?
Soruyu tekrar edelim: İmamoğlu ile işbirliği mi yoksa engelleme politikaları mı?

Büyük bir hukuk ayıbı
Dünkü Cumhuriyet’in manşeti önemliydi (Miyase İlknur): Belediye şirketlerine atama yetkisi başkanlardan alındı ve belediye meclislerine verildi. Ticaret Bakanı koltuğunda oturan zat, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na soruyor, ve şirketlere atama yapma yetkisi meclislerin yanıtını alıyor.
Yani tam bir danışıklı döğüş, büyük bir yasa ayıbı, bugüne kadarki uygulamaları tersine çeviren bir yanıt ve ülkeye devlete belediyelere çöreklenen bir parti ve iktidarın belediyelere tamamen “yemece”, yağma hasanın böreği yerler olarak kullandığını ve baktığını bir kez daha gösteriyor..
Neymiş? Hizmet aşkıymış. Yürüyün gidin sizi gidi yiyiciler.
Mansur Yavaş belediyenin şirketlerinin yöneticilerini değiştiremiyor, hesaplarını göremiyor, meclisteki yiyici iktidar seçilmişleri durmadan şirketlere atama yetkisini bize ver deyip durdular, sonuçta bakanlıktan yasadışı bir karar çıkardılar. Halk Ekmek’e yönetici atayamadı. Yöneticilerin kaç para aylık aldıklarını ne haltlar karıştırdıklarını bilmek mümkün olmayacak.
Belediye şirketleri belediye kaynaklarını peşkeş çekme yerleri olarak kullanıldı ve bu olanağı kaybetmek istemiyorlar.

Ülkeyi yönetemezler
Aynı durumun İstanbul Büyükşehir’de tekrarlanması gündemde.
Demek, seçimleri kazanman yetmeyecek, icraat yapabilmek için muazzam bir hukuk mücadelesi de vereceksin!
Cumhurbaşkanı böyle mi yönetecek ülkeyi?!
Bu soruya evet yanıtını vermek istemiyorum. Şimdiden milyonlarca kitleyi neredeyse tüm ülkeyi karşısına alan bir politikayı benimseyemez.
806 binlik bir muazzam bir ekstra kitle, RTE’ye karşı durdu.
Şimdi de belediye başkanlarının büyük bir şeffaflıkla her şeyi halka açıklayarak ve halkla birlikte sürdürecekleri hukuk, yetki ve özgürlük mücadelesi, şimdiden iktidarın ayakları altından büyük ve erken bir millet iradesi kaybını gündeme getirir ve çok erkenden ülkeyi yönetemez duruma getirebilir..