Bu sorunun yanıtını düşünmeli herkes. Kimse “Seçim yapmayacağı için... Sandıkta kazanmayı şimdiden garantiledi...” gibi bugünkü koşullarda kolaycılık olan yanıtlarla soruyu geçiştirmemeli. Bu açı sonra yazılıp çizilecek.
Bizde analiz tembelliği var. Oysa iktidarın kör gözüme parmağım politikası, anlaşılmayı hak ediyor. Çünkü hiçbir iktidar tüm yüksek enflasyonun, daha da önemlisi asla düşmeyen pahalılığı neredeyse tamamıyla ücretlilerin, emeklilerin (ve epey de esnafın sırtına) yıllar boyunca yıkmaya cesaret edemez.
Yoksulluk sınırı ve açlık sınırı diye bizde kurumsal bir çalışma yok, dedi çalışma bakanı. Yani sendikaların, ekonomistlerin bu konudaki saptamalarını anlamsız belki de zırva olarak nitelemek istedi.
Onca yoksulluk varken...
KILLARI KIPIRDAMIYOR
Ama Saray, çok emin, “sıratı müstakim”, kılını kıpırdatmıyor. Onu iktidarda tutan ortağı emekliler için “Sefalet oranı kabul edilemez” diyor. Ama Saray onu ikna ediyor ve çark ettiriyor.
TÜİK’in enflasyonu yalan, yıllardır, onun oranlarını ENAG ve başka diğer ölçümler yalanlıyor. Aralık enflasyonu 0.89 (yıllık 30.89), ENAG ise aralık ayına 2.11 diyor ve yıllık 56.14. ENAG’a göre TÜİK yıllık yüzde 25 düşük gösteriyor. Tabii bu zincirleme asgari ücrete, emeklilere, maaşlara, zamma yansıyor. Yani yılda yüzde 25 cebimizden çalınıyor.
65 MİLYAR TL’YE BİR HASTANE
İktidar bu yüzde 25’i cebe atıyor, yani biriktiriyor. Döviz biriktiriyor. Ve hiç sıkılmadan Hazine’den şirketlere aktarıyor. Örneğin Aydın Şehir Hastanesi: 2020’de 976 milyon TL’ye (1 milyar TL bile değil) ihale edilen hastane bu ay açıldı, cumhurbaşkanı açılışını yaptı ve 65.5 milyar TL’ye çıktığını (1.5 milyar dolar) açıkladı. Çiğdem Toker’in bu kıyaslamalı haberine, iktidar saflarından yanıt geldi de ben mi görmedim. Bu rakamın doğal, resmi, hesaba kitaba gelen hiçbir izahı yok. Hem bu 65.5 milyara bir açıklama ihtiyacı bile duymuyorlar.
Yani iktidar saflarında paralar sular seller gibi. Ama en düşük emekli aylıklarını 20 bin TL’ye çıkarmalarını bile “zorlanarak” yaptıklarını söylüyorlar.
NEYE GÜVENİYORLAR?
Bir sürü neden ileri sürülebilir.
Mesela anketlerde oylarının yüzde 30 civarında seyretmesi onlara güven veriyor, parmağımızı kıpırdatırsak toparlarız, güveni. Enflasyon içinde bir yaşam belirli kesimleri, tabii ki öncelikle iktidar eteğindekileri ezdirmiyor, gelir dilimleri arasındaki farkın giderek açılması bunu gösteriyor. Bir kesim iyi yaşıyor.
Mesela, kadın seçmenlerin ağırlıklı Saray sevdası kırılabilmiş değil. AKP’li kadınlar kadın seçmenleri Türkiye’nin her yerine otobüsle getiriyor (onlardan bir grubu geçen yıl Kastamonu’da gördük).
Mesela 65.5 milyar TLlik harcamanın yüksekliği “Benim seçmene ulaşmaz, ulaşsa bile vay canına derler ve alkışlarlar, sorgulamazlar” diye düşünüyorlardır.
Mesela ağlamalara bakmayın çoğunun ek geliri var, ev barkı var, ek konutunun kirası var, diyorlardır.
SIKIN DİŞİNİZİ
Başka meselalar sayabiliriz fakat Saray’ın esas güvencesi, gelecek yıl yapacağı önemli zamlarda saklı. Zaten bunun işaretini veriyorlar: Sıkın dişinizi, 2027’de refaha ulaşacaksınız.
2027’de diyelim yüzde 50’ler yüzde 100’ler zam yaptı, millete diyecekler ki: “Artık pahalılığı enflasyonu tepeledik, size dedik ki bekleyin, işte sözümüzü tutuyoruz.”
İKİ SORU
İlk soru: Dünyanın değişen düzeni Saray’a bu fırsatı vermeyebilir. Buna rağmen yapacağı artışların, hemen 2027 Kasım seçimlerinden sonra, milletin yeniden ezilmesini gündeme getirme olasılığı yüksektir. Ne dersiniz?
İkinci soru da şu: Bugün AKP’den uzaklaşan seçmen, alacağı “seçim rüşveti”ni (sonra bunu misliyle geri ödeyeceği varsayımıyla) kabul eder, adam dediğini yaptı bak gördün mü der ve yeniden iktidarına yol açar mı?
Yoksa 4 yıldır çektiği yoksulluğu unutmaz, hadi güle güle mi der?
Tartışma açık.