Uğur Mumcu’yu 33 yıl sonra bile kitlelerin gönlünden, meslektaşlarının yüreğinden silemeyen nedir? Çünkü biliyoruz ki zaman, belleğin en büyük düşmanıdır! Hayat her şeyin üzerini bir şekilde örter geçer, kalpleri yumuşatır. Unutmak, acıları ve kayıpları geçmişe gömerek hayatı sürdürmemizi sağlayan en önemli doğal ilaçtır.
Ama gazeteci deyince Uğur Mumcu’nun üzeri öyle kolay örtülmüyor, o her yıl diri tutuluyor! Neden acaba?
***
İlk yanıt Mumcu’nun kişiliğiyle ilgili. Mumcu sıradan bir gazeteci değildi. Büyük bir iz sürücüsü, müthiş bir fikri takipçiydi!... Bugün konuştuğumuz araştırmacısoruşturmacı gazeteci tipinin bir numaralı örneği, öncüsü, öğretmeni!
Hem Cumhuriyetçi hem Atatürkçü hem hukukçu hem bağımsızlıkçı hem antiemperyalist hem demokrat hem araştırmacı gazeteci hem anayasa ve yasaların koruyucusu ve onları çiğneyenlerin amansız takipçisi...
Türkiye mafyanın, hortumculuğun, kayırmacılığın, devlet olanaklarını talan edenlerin, siyaset dalkavuklarının dalbudak saldığı bir ülke oldu. İktidar siyaseti, devletin gücünü kullanarak, hukuk ve yasaları çiğneyerek ülkenin olanaklarını kendi yararına peşkeş çektiği bir ülke oldu.
İyi bir gazetecilik yapmanın bu açıdan verimli topraklarında yaşıyoruz.
Mumcu gibi nadir kişilikler, böyle ortamlarda büyük bir meydan okuyucu olarak sivrilirler. Zor koşullara, baskılara direnirler. Gazetecilik, özellikle ülkemizde, güç odaklarının faaliyetlerinin izini sürmek demektir!... Gazeteci, hukuk, hak, adaleti savunur.
Mumcu aynı zamanda bir toplum lideri olarak öne çıktı, toplum onun bu liderliğini çok sevdi, kahramanlığını, yılmadan olayların üzerine gitmesini... Kendisine o kadar büyük güven duyulurdu ki devletin içinden dışından siyasi partilerden kurum ve kuruluşlardan durmadan bilgi ve belge akardı.
Mumcu iyi polemikçi bir söz ustası. Mizah gücü iyi bir yazar. İyi bir öngörücüydü, yazdıklarıyla geleceği işaret ediyordu. Daha o zamanlar ahtapotun-gericiliğin kollarının nasıl devleti, kurumları, siyaseti sardığını yazıyor ve bunların hepsi yarın vali, kaymakam olacak diyordu.
***
Mumcu cinayeti bence karanlıkta kaldı. Ortalıkta zavallı figüranlar var. Cinayeti işleyenler, o andan itibaren hep yanlış yönlendirdiler, perdeleme yaptılar. Savcıları, siyasetçileri hatta bazı televizyoncuları, gazetecileri bile kullandılar.
Halbuki kendileri işte hep “orada” oturuyordu!
Güldal Mumcu’ya, dönemin Emniyet müdürü ve bugün de bir sürü devlet içi ve devlet dışı ilişki ile kendisinden bahsettiren Mehmet Ağar’ın verdiği yanıtı biliyoruz: O duvardan bir tuğla çekemem, yoksa bütün duvar yıkılır.
KARANLIKLAR ÇAĞI
1993’te Mumcu bomba ile havaya uçurulduğunda ülke en karanlık dönemlerinden birini yaşıyordu.
Sadece Uğur Mumcu değil, ondan önce ve ondan sonra öldürülen toplum lideri niteliğindeki güzide insanlarımızın da en azından bir kısmının adını analım:
Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Onat Kutlar, Çetin Emeç, Metin Göktepe, Turan Dursun, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Yaşar Doğanay, Necip Hablemitoğlu, Kemal Türker, Bedrettin Cömert, Doğan Öz, Abdi İpekçi, Hrant Dink...1990’lar katliamların 10 yılıydı. Sivas Madımak’ı unutur muyuz?... Susurluklar, asker ve sivil katliamlar...
Yazının ikinci bölümü yarın: Karanlık zincirin bütününü görmek ve bugün.