‘İmdat... Boğuluyorum... Kızım işsiz!’

22 Ağustos 2019 Perşembe

Bayramda İzmir’in 650 kilometrelik kıyı şeridinin güzel bir yerinde denizdeydim... Yüzerken 8-10 metre kadar ötemde bir kadının el salladığını gördüm. Kıyıda birilerine selam verdiğini düşündüm. Yüzmeye devam ettim.
Çok geçmedi, “İmdat... Boğuluyorum” diye bağırdı. İster istemez o tarafa yöneldim. Gülümseyerek selam verince rahatladım. Doğaçlama, “Boğulmuyormuşsunuz” dedim. “Başka türlü bakmayacaktınız” karşılığını verdi.
Kendini tanıttıktan sonra devam etti: “Kusura bakmayın... Belki denizin ortasında, yeri mi diyeceksiniz, ama kızım işsiz... Lütfen yardımcı olun. Üniversite mezunu. Başta, alanıyla ilgili iş olsun istedik. Şimdi, ne olursa diyoruz. Yeter ki bir işi olsun...
Aslında bulunduğu ilçenin belediye başkanına ulaşmış. “İlk fırsatta” gibi sözler almış. O “ilk fırsat” bir türlü gelmiyormuş.
Ayrılırken sözü şöyle bağladı:
Sizi boğuluyorum diye durdurdum, ama işin gerçeği bu, işsizlik aileleri boğuyor...

***

Cep telefonumda “” diye yazınca yüzlerce isim çıkıyor. Bizim yapabileceğimiz, “referans olma”, “rica etme” dışında bir şey olmadığı halde karşılaştığımız, değişik toplantı ortamlarında buluştuğumuz insanların pek çoğu aile çevresindeki işsizliğe çare arıyor. Kimi görse “bir umut” deyip sarılıyor.
Yardımcı olmaya çalışırım” demek o kadar tehlikeli bir sözcük ki! Bunu “yapacak, halledecek, onu hiçbir belediye başkanı kırmaz” diye yorumluyorlar. Olmayınca, beklenti bu kez kırgınlığa dönüşüyor.
Kimileri de o kadar muhatapsız kalmış ki, telefonu açtığınızda söze şöyle başlıyor:
Hiç değilse telefonu açtığınız için teşekkür ederim...
Evladına iş arayan anneler” diye ayrı bir paragraf açmak gerek. Belki çocuklarına çok hissettirmiyorlar, o kadar dertli anlatıyorlar ki! Bir süre önce bir anne gözyaşlarını sildikten sonra şunları anlatmıştı:
Doğuruyorsun, büyütüyorsun, okutuyorsun, yetmiyor iş arıyorsun... Başlangıçta kendisi iş aradı, birkaç denemeden sonra aramaktan vazgeçti. Zamanla evden çıkmaz oldu... Şimdi de odadan çıkmaz oldu!
Bir de “iş bulursam evleneceğim” grubu var. Yaş yelpazesi de hayli geniş: 25’le 35 arasında. Kimisi de kendine iş bulmuş, müstakbel eşine iş arıyor. “Ona iş bulamazsak evliliği sürdürmek mümkün değil” diyor.
Babaları da ihmal etmeyelim. Tanıdığım pek çok baba emekli maaşını, evli ama işinden olmuş çocuğuyla paylaşıyor. Durumu biraz daha iyi olanlar, ev kirasını üstleniyor.
Türkiye’de en güçlü sigorta, deyim yerindeyse “aile bağları” sigortası. Bu bağ olmasa başta işsizlik olmak üzere ekonomik sorunların sonuçları çok daha vahim olurdu. Toplumsal patlama olmamasının en önemli, belki de tek nedeni aile bağları sigortası...

***

İktidar katları işsizliğin yukarıda özetlediğimiz kadar yakıcı olduğunu hissetmeyebilir. Benzetmede hata olmaz; işsizlik terör kadar tehlikeli bir sorun...
Uzun yıllar işsizliğin tek haneli rakamlarda olduğunu göstermeye çalıştılar. Hep 9.8’le 9.9 arasında gidip gelirdi. Son dönemde zorlama ile inmeyeceği anlaşıldı. Son açıklanan rakam yüzde 13. İş arama umudunu yitirdiği için aramayı bırakanları hesaba kattığınızda oran yüzde 20’leri buluyor. Genç ve üniversiteli işsiz yüzde 30...
Rakamlar işsizliğin değil tek hane, her haneye indiğini gösteriyor!
Sorun, esnafa talimat verip “Her dükkân bir kişi alsın”, işverene talimat verip “Her fabrika sorumluluk alsın” demekle çözülecek cinsten değil. Kaldı ki, zorla yapılan alımın ömrü olmaz.
İşin özü üretime dayanıyor. Üretim ekonomisi şart. Sanayi üretimi neredeyse yüzde 10 azaldıysa, siz işsizliği hangi kanun hükmünde kararname ile durduracaksınız?
Tarım alanlarının yüzde 20’den fazlası artık ekilmiyorsa, kırsaldan kente göçü nasıl durduracaksınız?
Bu ortamda nitelikli işgücü de ülkeyi terk ediyor. Beyin göçü, iktidarın da gizleyemediği acı bir gerçek.
İktidarın en büyük mahareti, işsizliği çözmek yerine, insanları yardımlarla hayatta tutup “oy deposu” haline getirmek...