Kadın mücadelesi ve örgütlenme - Dr. Neval Oğan Balkız
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Kadın mücadelesi ve örgütlenme - Dr. Neval Oğan Balkız

08.03.2025 04:01
Güncellenme:
Takip Et:

. S. Mill, “Gerçek ahlaki duygunun biricik okulu, eşitlerden oluşan bir toplumdur” der. Bu saptama, liberal teorinin en önemli vaadini oluşturur. Ancak liberal teori; dayandığı temeller, kuramsallaştırdığı toplumsal, siyasal, sosyoekonomik yapı itibariyle, böyle bir amacı gerçekten hedeflemez. Siyasal hakları kişinin sahip olduğu “doğaya/doğal farklılığa” gönderme yapmadan, soyut bir eşitlik anlayışıyla kurgular. Bütün bireylerin toplumda aynı derecede ‘eşit’ olduğunu söyler. Buradaki eşitlik, T.H Marshall’ın “yurttaşlık, bir topluluğun tam üyeliğinin doğurduğu bir statüdür. Bu statüye sahip olanlar, statüye ilişkin hak ve ödevler bakımından eşittirler” şeklindeki tanımında ifade bulur. Ancak liberal teori bu söyleme karşın, kamusal ve özel alan ayırımını kadın ile erkeğin “doğal farklılığına” dayandırır.

“Doğal farklılığa göre, toplumda bireylerin bazıları diğerine göre daha eşittir” şeklinde cinsiyet ayırımına dayalı “eşitsizlikçi bir karakter” taşır. Ama, “soyut bir eşitlik” söylemiyle de, somut toplumsal, ekonomik ve cinsel eşitsizliklerin üzerinin örtülmesine hizmet eden “ahlaki bir örtü/ bir perde” oluşturur. Feminist kuram, bu perdeyi kısmen aralamış, teorinin ‘sınıfsal eleştirisini yapmaksızın’, cinsiyet unsuru yönünden sorgulanmasını yapmaya girişmiştir. İnsan hakları, birey, hak, özgürlük, demokrasi gibi yurttaşlık kavramının da, cinsiyetten arınmış olmadığını ortaya koymuş ve kadın hakları mücadelesine belirli bir yön vermiştir.

AKP VE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİT(SİZ)LİĞİ

AKP, siyaset ile dinin iç içe geçtiği yönetim pratiğinde, kendi ideolojik, hegemonik düşünsel temelini oluşturan siyasal İslamcı anlayışı, tüm iletişim araçlarını, kültür ve davranış biçimlerini aktarma yöntemlerini, algısal ve düşünsel söylem biçimlerini kullanarak yaydı.

Muhafazakâr, otoriter, cinsiyetçi ve eril nitelikli bu anlayışı kurumsallaştıracak politikalar uyguladı. Kadın ve erkeğin onur ve haklar bakımından eşit olduğu ve yaşamın tüm alanlarında eşit muamele görmesi gerektiğini savunan “cinsiyetlerarası eşitlik referansını” kabul etmediğini, her ortamda dile getirdi. Bu koşullar, toplumumuzda cinsiyet eşitliği ve kadının kimliği kurgusuna ilişkin tartışmaların, kadın bedeni ile onun kamusal sunumu çerçevesinde yoğunlaşmasına, hatta hapsedilmesine yol açtı.

Dayatılan bu kurgu çerçevesinde kadın; biyolojik farklılığı temelinde, belirli bir din ve inanç anlayışının temellendirdiği günah kavramını içerecek şekilde bedene ilişkin bir imgeye dönüştürülüyor. Böylece, toplumda kadından bahsetmek artık kaçınılmaz biçimde hemen onun bedenini anımsatır hale geliyor. Böyle bir algılama; bu bedene bakanın zihninde çıplaklığın doğmasına, çıplaklığın çağrıştırdığı tüm öğe ve olgulardan dolayı kadının suçlanmasına yol açıyor. Ve nihayetinde kadının geleneksel, kültürel, dinsel önyargılarla (namus kavramı vb.) her türlü şiddete maruz kalmasına ve bu eylemlerin, bu tür önyargılarla toplumun geniş kesimleri tarafından meşru kabul edilmesine neden oluyor! Böyle bir dönüştürme kadın öldürümlerini arttırıyor ve meşru görülmesine zemin yaratıyor. (Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre; 2024’te en az 394, 2025’in ilk iki ayında Ocak’ta 49 kadın öldürüldü!)

Bu toplumsal cinsiyet kurgusunun diğer bir sonucu, kadının insan olarak kendisiyle, bedeniyle olan ilişkisi ve bunun toplumsal görünümleri, yalnızca “annelik rolü” üzerinden oluşturulmasıdır. Kadınların kamusal ve özel alandaki varlık biçimleri, kariyer ve hak kategorileri bu rol üzerinden ve aile temel alınarak, biçimlendiriliyor. Bu anlamda alternatif (kamusal) alanlar yaratılıyor. Kadına ait görünürlük bu alanlara, kişisel ve bedensel pratikleri de kapsayan çeşitli dinsel davranış biçimleriyle taşınıyor. Böylelikle din, kadın bedeni ve onun pratikleri üzerinden toplumsal bir tasavvur olarak dolaşıma giriyor, beden ve mekan aracılığıyla görünürlük kazanıyor.

ARAÇSALLAŞAN HUKUK

Türkiye’de hukuk, bu cinsiyet kurgusunun hakim kılınmaya çalışıldığı koşullar içerisinde, iktidarın ayırt edici biçimi olarak, kadına yönelik şiddet konusunda marjinal bir konuma düşmüş ve kadın bedeninin, kadın davranışlarının kontrolünü sağlama, disipline etme amacının gölgesinde kalmış bulunuyor. Hukuk kuralları ve hukuki söylem genel olarak, oluşturulan ve dayatılan bu toplumsal cinsiyet kurgusuna ve cinsiyetler arasındaki doğal farklılıklara başvuruyor. Normatif olarak, kadın bedenine atfedilen anlamlardan çıkarımlar yapılıyor, bu çıkarımlardan kurallar oluşturma yoluna gidiliyor. Bu şekilde oluşan hukuk, genel olarak, erkek egemen ideolojinin yeniden üretilmesi ve aktarılmasını sağlıyor. Hatta giderek M. Faucoult’nun iktidarın birey, beden, nüfus ve yaşamı kontrol altına alınmasını sağlayan güç ilişkilerindeki kontrol etme teknikleri olarak tanımladığı “biyoiktidar” mekanizmalardan birini oluşturmaktan öteye geçmiyor!

Bu anlayış ile; bugüne kadar kadınların, özellikle Medeni Kanun kapsamındaki hak ve kazanımları (evlilik yaşı, tek eşlilik, resmi nikâh, boşanma, velayet, nafaka, mal rejimi, soyadını kullanma) geri alınmaya, aşındırılmaya çalışılıyor. Örneğin nafakanın süreli hale getirilmesi, aile hukukuna ilişkin davalarda arabuluculuğa gidilmesi, özellikle kız çocuklarının eğitimin dışına itilmesi ve erken evliliklerin, çocuk doğurmanın özendirilmesi çabaları yoğunlaşıyor. 25 Aralık 2024 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde “doğurganlık hızının nüfusun yenilenme seviyesinin üzerinde tutulması ve aile kurumunun güçlendirilmesi suretiyle sağlıklı ve dinamik nüfus yapısının korunması için politikalar oluşturulması amacıyla”, Nüfus Politikaları Kurulu’nun kurulması bunun en somut adımını oluşturuyor.

Kadınların, kamusal ve özel bireysel özerkliği, annelik konumu ile sınırlandırılmak isteniyor. Bu uygulamaların, “üç çocuk yapma” dayatmalarıyla, kadının bedeni ve yaşamı üzerinde karar verme iradesinin, üreme ve sağlık hizmetlerine erişim, eğitim, istihdam olanaklarının ellinden alınmasına yol açacağı kuşkusuzdur. Diğer yandan, bu hakları düzenleyen laik hukukun bütünlüğünü ortadan kaldıran düzenleme ve uygulamalar yaygın hale getiriliyor. Anılan kararname ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde “aile yapısının ve değerlerinin korunması ve güçlendirilmesi” amacıyla kurulan Aile Enstitüsü Genel Müdürlüğü’nün danışma kurulunda, belirleyici özne olarak Diyanet İşleri Başkanlığına yer veriliyor. Ailenin Korunması 2024-2028 Vizyon Belgesi ve Eylem Planında belirli bir din anlayışı ve uygulamaları temel alınıyor.

Ceza hukuku alanında, şiddet mağduru hakkında koruma kararı verilmesi için delil zorunluluğu getirilmesi, sürenin kısaltılması talepleri gündeme alınıyor. Gündemdeki bir teklif ile TCK’de yer alan “hayasızca hareketler başlıklı 225. maddeye; “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete aykırı tutum ve davranışta bulunmaya teşvik ve özendirme” ile “aynı cinsten kişilerin nişan ve evlenme töreni yapma” şeklinde tanımlanan suç türleri eklenmesi amaçlanıyor.

Toplumsal yaşamın her alanında, kadın için var olan eşitsizliğin ve bu eşitsizliğin doğurduğu şiddetin koşullarını dinsel temeller üzerinde yeniden inşa ederek ağırlaştıran böylesi düzenlemeler, kadın erkek eşitsizliği ve bu eşitsizliğin yarattığı şiddeti, giderek derinleştiriyor.

EŞİTSİZLİĞİN EKONOMİPOLİTİĞİ

Kapitalizm, tüm dünyada, ucuz emek ilişkisini yeni biçimler ile üretim süreçlerinde çoğaltıyor, sürekli ve yaygın hale getirme olanakları dayatıyor. Sürekli hale gelen ekonomik krizler, savaş ve afetler, doğanın talan edilmesi, derinleşen eşitsizlikler, işsizlik ve yoksulluk, esnek ve güvencesiz çalışma koşulları özellikle kadınları, çok daha ağır yaşamsal sorunlar ve şiddet koşulları ile karşı karşıya bırakıyor. Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu tarafından ülkedeki kadınların; istihdam olanaklarına erişim ve istihdam süreçlerinde yer alma, bütçeden pay alma, gelir artış payına erişim, sosyal ve ekonomik haklardan yararlanma, erkek kadın ücretlerinde eşitlik, sosyal, ekonomik, kültürel yaşama katılmada fırsat eşitliği, eğitim olanaklarının, sağlık koşullarının ve siyasi katılımının güçlendirilmesi gibi kriterlere göre belirlenen sıralamanın yer aldığı, “Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu 2024” verilerine göre, 146 ülke arasında (126. sırada olan Suudi Arabistan’dan da sonra) 127. sırada ve Avrupa’nın sonuncusu konumunda bulunuyor.

FARKLI BİR TOPLUMSAL YAPI ÖRGÜTLEMEK

Yeşim Arat’ın saptadığı gibi bu koşullarda bizlere düşen görev, “kadınları; dini bütün hayatlar sürmeye teşvik etmeden önce, kendi yaşamlarına dair asli tercihlere sahip olmalarını sağlayacak koşulların oluşturulmasının mücadelesini vermektir. Bunun için de dini kurallardan ziyade laik, eşitlikçi yasaların anayasal güvence altına alındığı bir siyasi bağlam oluşturma gereği ve zorunluluğu bulunmaktadır”.

Böylesine kapsamlı yapısal ve düşünsel bir toplumsal dönüşüm ile ancak var olan toplumsal cinsiyet kurgusu değişebilir. Kadın bedeni ile onun kamusal sunumu, eşitlik temelinde yeniden yapılandırılabilir. Kadınların kendi vücutları üzerinde bağımsız karar verme hakkının temel bir hak olduğu anlayışı kurumsallaşabilir. Kadınlar için; onları kişisel gelişim olanaklarından vazgeçmeye, belirli bir yaşam biçimini seçmeye zorlamadan, toplumsal kararlara katılmalarını olanaklı kılan pozitif eşitleme politikası hayata geçirilebilir. Cumhuriyet devrimlerinin kazanımları korunabilir, İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlük kazanabilir, erkek ve kadın eşitliğinin fiili olarak tüm toplumsal alanda sağlanması devletin tüm politikalarının temel amacı haline getirilebilir.

Kadınlar, bir hak öznesi varlıklarını, aynı zamanda tarihsel özne olma durumlarını koruyarak, bu sağlayacak laik, eşitliğe dayalı, demokratik, adil ve özgür bir toplumsal düzen ve yaşam istemiyle, eylemlilikte daima var olacaklar. 1857’den bugüne kadar olduğu gibi. Yalnızca 8 Mart’larda değil, her zaman ve yaşamın her alanında!

Yazarın Son Yazıları

MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025
Devlet ve kalkınma - Prof. Dr. Bilin Neyaptı

Bir ülkede ekonomi yönetiminin temel hedefleri verimlilik ve adil bölüşümdür.

Devamını Oku
18.12.2025
Devletçiliğe dönebilmek... - Kemal Onur

Demokratik ve laik sosyal hukuk devletimizin kurucu lideri Atatürk’ün yönetimi döneminde; ülkemizin ulusal çıkarı açısından bilimsel anlayış ve duyarlı bir bilinçle, iç ve dış sermaye şirketlerinin çıkarları için vahşi madenciliğe kesinlikle fırsat verilmemiştir!

Devamını Oku
17.12.2025