İstikşafi... Yeniden...

23 Ekim 2016 Pazar

Asıl hayali elbette “Dünya Liderliği” ve “Ümmetin Önderliği...”
Ama bunlar için “Başkanlık” pek yetmiyor.
“Başkomutan” olup ordulara tek başına hükmetmek istiyor.
(Başkomutan-mareşal üniformalı halı-tablonun Meclis duvarından sökülmesi dileyelim kıskançlık nedeniyle değildir.)
Başkomutan unvanının asıl sahibi Cumhurbaşkanı değil, TBMM!
Anayasa, bu yetkinin, Başbakan’a karşı sorumlu olan Genelkurmay Başkanı’nda olduğunu öngörüyor. Yani bir anlamda sembolik bir temsil görevi olan Cumhurbaşkanı hukuken ve fiilen devre dışı.
“Anayasa değişsin” ısrarının altında bu da var.
Dalgaya almak, biraz da gaz vermek için, Batılı diplomatlar ve gazeteciler bir ara kendisine “Yeni Atatürk” falan diyorlardı. (NTV Haber 27.07.2007- Christian Science Monitor.)
Taklit için de olsa Atatürklük taslamanın birinci koşulu “Başkomutan” unvanı.
Ondaki bu tarifsiz aşkı, 15 Temmuz gecesinden bu yana görmemek imkânsız.

***

Oysa Başkomutanlık aşkını o hain ve aşağılık girişimden çok önce ilan etmişti.
Huzurunda toplanmış subaylara “Ben sizin Başkomutanınızım, siz de benim evlatlarımsınız!” diyerek...
Hem de nerede?
Askeriyenin “harim-i ismeti” yani en “kutsal ocağı” Harp Akademileri Komutanlığı’nda:
Tek millet, tek bayrak, tek devlet. Buna ‘Tek ordu - Tek komutan!’ vurgusunu da eklemek isterim. (...)Anayasa, Başkomutanlık ‘TBMM’nin manevi varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur’ diyor.(..) Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm mensupları, BAŞKOMUTAN SIFATIYLA, benim yakın mesai arkadaşlarımdır!” (28 Mart 2016)
Yani...
“Yakın mesai arkadaşlarından bazılarının” ihanetinden tam 3.5 ay önce!

***

Mustafa Kemal’i en iyi tanımlayan sıfatı “Başkomutanlık” idi.
Herhalde, tövbe tövbe hiç eksiği olmadığına, hatta fazlası olduğuna inanıyor ki, ısrarında ısrarlı!
Harp Akademileri’ndeki “Başkomutan Benim!” ilanına, o günlerde muhalefetten pek itiraz gelmedi.
Tek itiraz, hatta tek isyan onu TBMM’ye gönderen Siirt’ten yükseldi: İmam hatipli olmasıyla övünen Ahmet Arıtürk, Siirt gazetesi yazarı “Bu milletin kalbindeki tek başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’tür!” diyerek ve “Fesuphanallah” çekerek anayasayı (Md: 117) hatırlatıyordu:
“Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevî varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur. Millî güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetler’in yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı, Bakanlar Kurulu sorumludur. Genelkurmay Başkanı; Silahlı Kuvvetler’in komutanı olup savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanlığı namına yerine getirir. Genelkurmay Başkanı, Bakanlar Kurulu’nun teklifi üzerine, Cumhurbaşkanınca atanır; görev ve yetkileri kanunla düzenlenir. Genelkurmay Başkanı, bu görev ve yetkilerinden dolayı Başbakan’a karşı sorumludur.”
Yani Cumhurbaşkanı’nın yetkisi bir anlamda sembolik bir temsil. Asıl yetki Başbakan’da.

***

Darbe girişimi gerçekleşti...
Ardından da Yenikapı Ruhu...
Yenikapı da bir tür “İstikşafi söylem” idi.
CHP’yi ikinci kez uyutmak girişimi “Başkomutanlık” sevdası ayan beyan olunca, nihayet CHP itiraz etti.
“Başkomutanlık TBMM’dedir. Bu yetki Atatürk’e bile üçer aylık sürelerle verildi. Sürekli verilmedi. Cumhuriyeti kuran kişi bile, kendi yetkilerini kısıtlamayı kabul edip yetkiyi Parlamento’ya devrediyor, şimdi de birileri ‘Ben kumandanım’ diye geziyor. Anayasa çok açık. Bu yetki, bu Meclis’in namusudur, Meclis namusunu devredemez!”

***

Erdoğanımız Silahlı Kuvvetler’e geçen mart ayında Harbiye’de harbiden “Başkomutan benim!” diye tebligat yaptı.
Yani “Meclis’in namusu”na bir tür girişiminde bulundu.
CHP ancak bu girişimden aylar sonra bir tepki verebildi.
Çünkü iktidar Yenikapı’yı da bir tür istikşafi tuzağa dönüştürmeyi başardı.  


Yazarın Son Yazıları

Kıssalı... Hisseli 11 Ekim 2020
Fıstıki yeşil hak... 27 Eylül 2020
Anıtkabir korkusu 30 Ağustos 2020
Tespih 23 Ağustos 2020
Huzur mu, mutluluk mu? 16 Ağustos 2020
Hutbe... Ama kimin için? 26 Temmuz 2020
Artık Fatih’in halefi! 12 Temmuz 2020
Şeytanıracim* 5 Temmuz 2020