Sevgili okurlarım ne oldu da bir zaman önce açığa çıkan ama üstü hemen örtülen Epstein dosyalarının kapağı yeniden açıldı ve 1 milyona yakın belge, bir kısmı sansürlenerek tüm dünyaya yayıldı. Tek kişi ve bir ada gösterilerek yayımlanan belgeler öncelikle bize şunu söyledi: Demokrasi, halk iradesi, insan hakları, ahlak, adalet, hukuk bir palavradır, dünyayı biz zenginler canımız istediği gibi yönetiriz. Paramız öyle çoktur ki ülke başkanlarını, kralları, elçileri ve hatta halkların bir kısmını satın alırız. Herkes parayı sever. Yüzlerce televizyon şirketimiz var. Gazeteler bizimdir, çıkarlarımız için savaşlar başlatılır. İlaç şirketlerimizle çeşitli biyolojik silah üreterek çok kalabalıklaşmaya başlayan dünyada nüfusu azaltırız. Dijital dünya egemenliğimizle gelecek kuşakları aptallaştırır, çocukları birer caniye dönüştürür ve zevkle seyrederiz. Kralları bile dize getiririz.
Ülkelerin gizli istihbarat servisleri Mossad, MI6, CIA, Pentagon, NATO bize çalışır. Biz küçük ama büyük bir azınlığız. Yıllardır kapitalist sistem sayesinde insanoğlunu sömürerek öyle zengin olduk ki bize karşı koymak çok zordur. Şantaj bizim en büyük silahımızdır, özellikle erkeklerin açıklarını biliriz, bize biat etmeyenleri bir yolunu bulur tehdit ederiz. Bu yüzden insanları adamıza çağırır, onların dünyanın her yerinden getirdiğimiz erkek ya da kız çocuklarıyla âlem yapmalarını sağlarız. Arap şeyhleri baş müşterilerimizdir. Devlet başkanları ve kral çocukları da. Halkı Müslüman olan pek çok ülkede yedek güç olarak tarikatları biz besleriz. Hıristiyanların kutsalı bile papa (ki onlar 2. Dünya Savaşı’nda Hitler’e yardım etmişlerdir) bizim emrimizdedir. Papazlar özellikle küçük erkek çocuklarını çok severler. Ayrıca dünyayı yöneten 400 şirketin CEO’larının yönetim kurulu üyeleri Yahudidir ve hep bizden yanadırlar.
Evet, biz artık kendimizi saklamaktan vazgeçtik. Şimdi kapitalizmin bize sağladığı bu güç karşısında dünya halkları ne yapacaklar? Susup oturacaklar mı ya da bizi yok etmek için mücadele mi edecekler? Bunun için aramızda iddiaya bile girdik! Bize yeni bir eğlence çıktı.
İşte böyle dostlarım, bu şeytani örgüt Squid Game adlı bir Güney Kore dizisinde olduğu gibi dünya halklarını adeta düelloya çağırıyor. Amaçları ne kadar güçlü olduklarını uçan kuşa bile göstermek. Biraz diziden söz edeyim, dizi on yıl yapılamamış, zararlı görülmüş. On yıl sonra izin verilmiş ve gerçekten ortaya dünya cehennemini anlatan bir dizi çıkmış. Canları sıkılan Koreli zenginler bir örgüte “Bize yakışacak bir eğlence düzenleyin” diye parayı bastırmışlar. Parayı alan örgüt elemanlarını Kore’nin yoksul semtlerinde dolaştırmaya ve bir kart uzatmaya başlıyorlar. Bir yarışma var ve kazanan inanılmaz bir paraya kavuşacak. Annesi hasta ama hastaneye götüremeyenler, küçük dükkânı iflas edenler, yoksulluk canına tak diyenler kadın ve erkek yarışma için gönüllü olarak toplanıyorlar. Yarışma insanların çeşit çeşit yöntemlerle birbirini öldürmesi üzerine kurgulanmış, cam bir kafeste sürekli biriken paraya ulaşmak için insanoğlunun tüm şeytani yanları ortaya çıkıyor ve yüzlerinde havyan maskeleri olan zenginler bu oyunları seyredip bahis oynuyorlar. Dizi izlenme rekorları kırıyor.
Sadece diziler mi? Pek çok film yönetmeni de bize yıllardan önce dünyanın gidişatını yaptıkları filmlerle anlatmadılar mı? Şimdi İtalya’nın meydanlarda “Ben komünisttim!” diye haykıran değerli film yönetmeni Paolo Pasolini’nin 1975 yılında yaptığı “Salo ya da Sodom’un 120 Günü” adlı filminden biraz söz edelim. Film İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin bir köşke kapattıkları bir grup genç erkek ve genç kızlara sürekli yaptıkları cinsel, psikolojik, işkenceleri anlatır ve adeta şeytani bir gülümsemeyle ve azgın çığlıklarla izlerler. Çok ahlaklı papa filmi yasakladı. Birçok ülkede yasak devam etti. Ve yönetmeni Paolo Pasolini bir eşcinsel saldırısıyla öldü dediler. Kimseler inanmadı. Bence de öldürdüler. Yani dostlarım, bize de şimdi fütursuzca kendilerini deşifre eden yeni işkencecilerle nasıl mücadele edeceğimizi düşünmek görevi kaldı.
Şunu da bilmemiz gerek: Filmler, resimler, romanlar, hikâyeler hatta müzik hayatta olanların bir disiplin içinde sunumudur. Özellikle dünyanın fotoğraf albümü bize insanoğlunun en vahşi, kuralsız ve acımasız yanlarını gösteren fotoğraflarla doludur. Şimdi ülkemizdeki Epstein’leri deşifre etme zamanıdır. Ensar Vakfı’nda hocalar tarafından tecavüz edilen 45 çocuğun davasında iki eski bakan tecavüzcüleri şöyle savunmuşlardı: “Bir kereden bir şey olmaz.” “Küçüğün rızası varmış.” Ve bu bakanları o mecliste bulunan AKP milletvekilleri kucaklayıp öpmüşlerdi. Bu sözleri ve fotoğraflarını asla unutmayalım. Her yıl yüzlercesi organ kaçakçılığı ve seks için kaçırılan çocuklarımızın hesabını her gün her dakika soralım. Ülkemizde devlet tarafından korunan mafya liderlerini, tarikatları besleyenleri, Epstein’e yalvaran FETÖ’cü avukatları, otel sahiplerini asla unutmayalım.
ASLA!