Rezillikler ve anmalar arasında...

Rezillikler ve anmalar arasında...

08.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yine aynı şey oldu. Aman ne sevindik, ne sevindik. Bir gün bile hapiste olmaması gereken Zeydan Karalar, Adana’nın sesi soluğu, Adana’nın ta kendisi olan Zeydan Karalar 216 gün hapiste esir tutulduktan sonra serbest bırakıldı ve Adana’ya döndü. Sevindik, çok sevindik.

Neye seviniyoruz biz? Bir adaletsizliğin kısmen geri alınmasına mı? Yoksa bize reva görülen bu “silkeleme” eylemlerine, bu zulme, bu rezil hukuksuzluğa alışmamıza mı?

Adalet yok, hak hukuk yok ama daha vahimi vicdan da yok bu ülkede. Hatırlarsınız Melike Demirağa’nın sürgünden söylediği “Şimdi İstanbul’da Olmak Vardı” şarkısını. Bu yazıyı yazarken (dün, cumartesi) bir yandan da “Ah, şimdi Adana’da olmak vardı” diye sayıklayıp duruyorum. Uğur Mumcu Meydanı’nda hem Zeydan Karalar ve Özgür Özel’le hem de Adana’yla kucaklaşmak için.

NERMİN ABADAN UNAT

Hayır, dün Adana’da olamadım. Çünkü ÇYDD’nin, İstanbul Kozyatağı Kültür Merkezi’nde düzenlediği Nermin Abadan Unat’ı anma buluşmasında konuşmacıydım.

ÇYDD’nin başkanı Ayşe Yüksel’in açış konuşmasıyla, Sedat Durna’nın moderatörlüğüyle, Nazan Moroğlu, Mehmet Durakoğlu, hocamızın oğlu mimar Mustafa Kemal Abadan’la birlikte bu ışığı hiç sönmeyen, Cumhuriyet kadınının ve hocaların hocasının farklı yanlarını ele aldık.

Ben bir de buradan onunla sevgimi, saygımı minnetimi paylaşıyorum: Başta kadın hakları, insan hakları olmak üzere hukuktan siyasete, iletişimden bilim insanlığına ve kadın olmaya uzanan; yaşamın her alanında örnek oluşturduğu için. Öncü olduğu için. Emeğini savunduğu ilkeler ve insanlık uğruna cömertçe sunduğu için. Birkaç kuşağın rol modeli olduğu için, dik ve onurlu duruşundan asla ödün vermediği için. Her daim vicdan sesini kullandığı için.

FÜSUN AKATLI

“Bazı insanlar yazmaz; düşüncenin sorumluluğunu üstlenir. İşte Füsun Akatlı onlardan biriydi.”

Bu yazıyı yazarken bir yandan da yarın yapacağım konuşmayı düşünüyorum. Örneğin şu yukarıdaki tümceyle başlayabilirim. (İnanın kimi zaman konuşma yapmaktan yazmaya vakit bulamaz oluyorum.) Bugün ve yarın iki gün boyunca İBB Kültür; Metrohan’da (8 Şubat) ve Atatürk Kitaplığı’nda (9 Şubat) Akatlı anısına çok zengin bir anma programı düzenledi. Çok sayıda konuşmacıyız. Farklı alanları ele alıyoruz.

Edebiyat, tiyatro, felsefe, kültür, düşünce dünyamız, eleştiri... Bu alanların hiçbirinde “seyirci” değildi. “Eleştiri” sözcüğünün içini yeniden ve yeniden dolduran bir isimdi.

Onun eleştirilerinde hep bir deneme tadı vardı. Tüm denemelerinde bilgi birikimi ve eleştirel bakış vardı. Tüm yazılarında edebiyatla felsefeyi iç içe yoğurdu.

Hiç unutmuyorum, “Kültürsüzlüğümüzün Kışı” kitabında denemelerini şöyle tanımlıyordu: “Denemeyle ‘hayır’larımızı törpüleyebilir; ‘evet’lerimizi sorgulayabilir, ‘belki’lerimizi bileyebilir, özgürleştirebiliriz.”

Füsun Akatlı’nın kalemi güçlüydü, evet. Ama asıl gücü, entelektüel cesaretindeydi.

Herkesin sustuğu yerde konuşmakta, herkesin alkışladığını sorgulamakta hiç tereddüt etmedi. Kimliğini dönemsel rüzgârlara göre eğip bükmedi. Düşüncenin onurunu korudu. Kadın olarak, düşünür olarak, eleştirmen olarak kendisinden sonrakilere alan açtı.

İşte yarın moderatörlüğünü yapacağım (saat 13.00’te Atatürk Kitaplığı’nda) ve Nilüfer Kuyaş, Turgay Fişekçi, Orhan Alkaya’nın konuşmacı olduğu toplantıda, bunlardan yola çıkacağım. Bizden sonra sahneyi Ayfer Tunç, Murat Gülsoy alacak.

Arkadaşım Füsun Akatlı’yı anmak eleştirinin hâlâ gerekli, entelektüel cesaretin hâlâ mümkün olduğunu, vicdanın kaçınılmazlığını hatırlamaktır.

VİCDAN DEMİŞKEN 

Evet, vicdan demişken... Benim için geçen haftanın en ama en çarpıcı haberi Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın savunmasını yaparken söyledikleriydi.

Biliyorsunuz “Aziz İhsan Aktaş suç örgütü” davasında 337 yıla kadar hapis cezası istenen tutuklu sanık...

Bu köşeye keşke tüm savunmasını sığdırabilsem... Ama imkânsız.

Can alıcı sözler tüm medyaya yansıdı. Akpolat’ın ilk sözleri, “Cevabını veremeyeceğim hiçbir iddia, çürütemeyeceğim hiçbir iftira yoktur” oldu. “Aziz İhsan Aktaş ve Mustafa Mutlu tehdit edildikleri için itirafçı oldu” dedi.

Ve Akpolat, “Bana ‘CHP kurultayı aleyhinde konuş, Beşiktaş dosyasını temizleriz’ dediler. Hatta süre verdiler ama konuşmadım. Konuşmadım çünkü iki kızımı değil, 86 milyonun çocuğunu düşündüm” dedi.

Çürümüşlüğün ölçüsüne bakar mısınız! Hepinize iyi pazarlar!

Yazarın Son Yazıları

Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025
Yaşar Kemal’e adanan bayram

26 Eylül’de Ankara’da 93. Dil Bayramı’nı kutladık. Dil Derneği ve Çankaya Belediyesi’nin ortaklaşa etkinliği Yaşar Kemal’e adanmıştı.

Devamını Oku
28.09.2025
Ellerinde Toprak

“Sömürü bir bütündür. Bütün insan değerlerinin sömürülmesiyle, doğa değerlerinin hoyratça sömürülmesi bir arada gidiyor. Türkiye toprakları yıkıma uğratılıyor, hopur ediliyor. Biz Türkiye üstünde mirasyedileriz. Yıkımımızdan Türkiye’nin hiçbir insanı ve doğa değeri kurtulamıyor.”

Devamını Oku
25.09.2025