Yine aynı şey oldu. Aman ne sevindik, ne sevindik. Bir gün bile hapiste olmaması gereken Zeydan Karalar, Adana’nın sesi soluğu, Adana’nın ta kendisi olan Zeydan Karalar 216 gün hapiste esir tutulduktan sonra serbest bırakıldı ve Adana’ya döndü. Sevindik, çok sevindik.
Neye seviniyoruz biz? Bir adaletsizliğin kısmen geri alınmasına mı? Yoksa bize reva görülen bu “silkeleme” eylemlerine, bu zulme, bu rezil hukuksuzluğa alışmamıza mı?
Adalet yok, hak hukuk yok ama daha vahimi vicdan da yok bu ülkede. Hatırlarsınız Melike Demirağa’nın sürgünden söylediği “Şimdi İstanbul’da Olmak Vardı” şarkısını. Bu yazıyı yazarken (dün, cumartesi) bir yandan da “Ah, şimdi Adana’da olmak vardı” diye sayıklayıp duruyorum. Uğur Mumcu Meydanı’nda hem Zeydan Karalar ve Özgür Özel’le hem de Adana’yla kucaklaşmak için.
NERMİN ABADAN UNAT
Hayır, dün Adana’da olamadım. Çünkü ÇYDD’nin, İstanbul Kozyatağı Kültür Merkezi’nde düzenlediği Nermin Abadan Unat’ı anma buluşmasında konuşmacıydım.
ÇYDD’nin başkanı Ayşe Yüksel’in açış konuşmasıyla, Sedat Durna’nın moderatörlüğüyle, Nazan Moroğlu, Mehmet Durakoğlu, hocamızın oğlu mimar Mustafa Kemal Abadan’la birlikte bu ışığı hiç sönmeyen, Cumhuriyet kadınının ve hocaların hocasının farklı yanlarını ele aldık.
Ben bir de buradan onunla sevgimi, saygımı minnetimi paylaşıyorum: Başta kadın hakları, insan hakları olmak üzere hukuktan siyasete, iletişimden bilim insanlığına ve kadın olmaya uzanan; yaşamın her alanında örnek oluşturduğu için. Öncü olduğu için. Emeğini savunduğu ilkeler ve insanlık uğruna cömertçe sunduğu için. Birkaç kuşağın rol modeli olduğu için, dik ve onurlu duruşundan asla ödün vermediği için. Her daim vicdan sesini kullandığı için.
FÜSUN AKATLI
“Bazı insanlar yazmaz; düşüncenin sorumluluğunu üstlenir. İşte Füsun Akatlı onlardan biriydi.”
Bu yazıyı yazarken bir yandan da yarın yapacağım konuşmayı düşünüyorum. Örneğin şu yukarıdaki tümceyle başlayabilirim. (İnanın kimi zaman konuşma yapmaktan yazmaya vakit bulamaz oluyorum.) Bugün ve yarın iki gün boyunca İBB Kültür; Metrohan’da (8 Şubat) ve Atatürk Kitaplığı’nda (9 Şubat) Akatlı anısına çok zengin bir anma programı düzenledi. Çok sayıda konuşmacıyız. Farklı alanları ele alıyoruz.
Edebiyat, tiyatro, felsefe, kültür, düşünce dünyamız, eleştiri... Bu alanların hiçbirinde “seyirci” değildi. “Eleştiri” sözcüğünün içini yeniden ve yeniden dolduran bir isimdi.
Onun eleştirilerinde hep bir deneme tadı vardı. Tüm denemelerinde bilgi birikimi ve eleştirel bakış vardı. Tüm yazılarında edebiyatla felsefeyi iç içe yoğurdu.
Hiç unutmuyorum, “Kültürsüzlüğümüzün Kışı” kitabında denemelerini şöyle tanımlıyordu: “Denemeyle ‘hayır’larımızı törpüleyebilir; ‘evet’lerimizi sorgulayabilir, ‘belki’lerimizi bileyebilir, özgürleştirebiliriz.”
Füsun Akatlı’nın kalemi güçlüydü, evet. Ama asıl gücü, entelektüel cesaretindeydi.
Herkesin sustuğu yerde konuşmakta, herkesin alkışladığını sorgulamakta hiç tereddüt etmedi. Kimliğini dönemsel rüzgârlara göre eğip bükmedi. Düşüncenin onurunu korudu. Kadın olarak, düşünür olarak, eleştirmen olarak kendisinden sonrakilere alan açtı.
İşte yarın moderatörlüğünü yapacağım (saat 13.00’te Atatürk Kitaplığı’nda) ve Nilüfer Kuyaş, Turgay Fişekçi, Orhan Alkaya’nın konuşmacı olduğu toplantıda, bunlardan yola çıkacağım. Bizden sonra sahneyi Ayfer Tunç, Murat Gülsoy alacak.
Arkadaşım Füsun Akatlı’yı anmak eleştirinin hâlâ gerekli, entelektüel cesaretin hâlâ mümkün olduğunu, vicdanın kaçınılmazlığını hatırlamaktır.
VİCDAN DEMİŞKEN
Evet, vicdan demişken... Benim için geçen haftanın en ama en çarpıcı haberi Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın savunmasını yaparken söyledikleriydi.
Biliyorsunuz “Aziz İhsan Aktaş suç örgütü” davasında 337 yıla kadar hapis cezası istenen tutuklu sanık...
Bu köşeye keşke tüm savunmasını sığdırabilsem... Ama imkânsız.
Can alıcı sözler tüm medyaya yansıdı. Akpolat’ın ilk sözleri, “Cevabını veremeyeceğim hiçbir iddia, çürütemeyeceğim hiçbir iftira yoktur” oldu. “Aziz İhsan Aktaş ve Mustafa Mutlu tehdit edildikleri için itirafçı oldu” dedi.
Ve Akpolat, “Bana ‘CHP kurultayı aleyhinde konuş, Beşiktaş dosyasını temizleriz’ dediler. Hatta süre verdiler ama konuşmadım. Konuşmadım çünkü iki kızımı değil, 86 milyonun çocuğunu düşündüm” dedi.
Çürümüşlüğün ölçüsüne bakar mısınız! Hepinize iyi pazarlar!