Erdoğan’a ve Soylu’ya İBB davası

11 Ocak 2022 Salı

Hani, on binlerce İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) çalışanı terörle ilişkilendirilip zan altında bırakıldı ya...  

Onların içinden biri bunun sorumlusu olduğunu düşündüğü Recep Tayyip Erdoğan ve Süleyman Soylu için soluğu adliyede aldı. 

İBB’nin iştiraklerinden Ağaç ve Peyzaj AŞ’de çalışan Nuri Başkapan dilekçesinde özetle şunları söyledi:

“Asılsız iddialarla beni ve kurumumu suçlayarak kamuoyu nezdinde çok ağır derecede küçük düşürücü hakaretlerde bulunmuşlardır. Tüm bu yaşananlardan kişisel ve kurumsal haklarımın saldırıya uğradığı sabittir. Maruz kaldığımız bu denli asılsız iddia ve iftiralar nedeniyle psikolojik sarsıntı yaşadık.”

İBB çalışanı, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem de İçişleri Bakanı Soylu’nun suç işlediğini öne sürdü ve yargılanmalarını talep etti. 

Aynı Nuri Başkapan’ın iki isim hakkında ayrıca üç kuruşluk tazminat davası açtığını da öğrendim. 

Evet, yargı sisteminin ilgili başvurulara dair ne yapacağı malum. Ancak her haliyle ilginç bir dosya olarak raflarda ve tabii ki arşivde yerini alacak. 


DİAYDER’İN SEÇİMDEKİ ROLÜ

Ne güzel söyler Müzeyyen Senar

“Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin...” 

Hep o diğer ihtimali, şüpheyi mıh gibi aklınızda tutacağınız bir hayat tarzıdır gazetecilik. 

Madem öyle, durum şöyle: 

DİAYDER (Din Âlimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) davasıyla ilgili çok şey yazıldı, çizildi... Ama ben size olayı bir başka açıdan göstermek istiyorum. 

Soru şu: AKP’nin DİAYDER operasyonundan amacı sadece İmamoğlu’na soruşturma açmak olmayabilir mi? 

Bakın, 2019 yerel seçimleriyle ilgili TEPAV bir araştırma yayımladı. Bu araştırmaya göre, 31 Mart’ta 911 bin HDP seçmeni İmamoğlu’na oy verdi. Biliyorsunuz, AKP sonucu kabullenmedi ve İstanbul seçimleri yenilendi. 

23 Haziran’a giden süreçte ise özellikle muhafazakâr Kürt seçmenini geri kazanmak isteyen AKP çeşitli hamlelerde bulundu. İş seçimlere saatler kala İmralı’dan Abdullah Öcalan imzalı mektup getirmeye, Osman Öcalan’ı TRT’ye çıkarmaya kadar gitti... Sonuç malum. 

Şimdi...

Önümüzde ise ülke tarihi için kritik bir seçim var. Her parti çalışmalarını hızlandırdı. Ve farkında mısınız, AKP kulislerinden hep “Kürt oylarında azalma” olduğu haberleri geliyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ı destekleyen HÜDAPAR bile AKP’nin muhafazakâr Kürtleri kaybettiğini söylüyor. 

Bununla birlikte, CHP’nin ise Kürt seçmenleri gün geçtikçe kazandığına dair araştırmalar yayımlanıyor.  

İşte DİAYDER davasının bir diğer açıdan önemi burada. Dernek bünyesinde “gayri resmi din adamları” diye suçlanan Kürt meleler bulunuyor. Diyanet İşleri’nin AKP’nin propagandasını yaptığını ileri sürüp kendi kurdukları mescitlerde ibadet ediyorlar. Çıkardıkları ve AKP’nin kapattığı dergilerinde İslami açından AKP’ye otoriterlik ve adaletsizlik eleştirileri yöneltiyorlar. Yani Kürt muhafazakârlarına seslenip ayetlere, hadislere referans verip AKP’nin zeminini altlarından çekiyorlar. 

Demek istiyorum ki...

DİAYDER’in Kürt muhafazakârları üzerindeki etkisi yadsınamaz.  

Bundandır ki...

Acaba AKP, DİAYDER davasıyla Kürt muhafazakârlarına seslenen alternatif sesleri susturmak istiyor olabilir mi? Bu dava doğu illerinde oylarını artırmak, en azından kaybı durdurmak için bir hamle de olabilir mi?  

Olur.


LİYAKATİ ‘HAİN’İN OĞLUNDA GÖRÜN

Neyi tartışıyoruz:

Sınav kazananlar mülakatta eleniyor. 

Liyakate değil referansa bakılıyor.  

Görümce üzerinden terörist ilan ediliyor. 

Halbuki Cumhuriyet bu değildi. Misal, nasıl unutulur Zeki Kuneralp

O ki “vatan haini” ilan edilen Ali Kemal’in oğluydu. 

Hariciye sınavına girip kazandı. İsmet İnönü’nün sahip çıkmasıyla da diplomat oldu. 

Evet, Milli Mücadele’nin düşmanı Ali Kemal’in oğlu Milli Mücadele’nin kahramanlarından İnönü’nün sayesinde elçimizdi. Bükreş, Prag, Paris, Bern, Londra, Madrid büyükelçiliğinde ve NATO Türkiye Daimi Temsilciliği’nde vatanı temsil etti. Keza oğlu Selim Kuneralp de babası gibi uzun yıllar önemli görevler üstlenen bir diplomat oldu. 

Hangi Türkiye’den, hangi Türkiye’ye...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları