Erdal Sağlam

İktidarın ekonomide sözü tükendi

25 Mart 2021 Perşembe

AKP kongresi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasına bakınca, iktidarın artık ekonomide söyleyecek sözü kalmadığını gördüm. Siyasi mesajlarına bakınca, toplumsal değişime “aile” kavramını kullanarak ayak direme niyeti öne çıkıyordu. Yeni anayasa sözleriyle toplumda biriken rahatsızlığı bir yıl daha öteleme niyetinin gerçekleşmesi ise çok zor gözüküyor.

Ağbal depremi”nin yaratacağı hasarın tahmin edilemediğini yazmıştım. Bence ekonomide son yaşananlardan duyulan panik havasının kongreye hâkim olduğu rahatlıkla söylenebilir. “Kongrede manifesto açıklanacak” derken, geçmiş icraatların dışında dişe dokunur bir içerik görülmedi. Konuşmanın genel tonunun ve salondaki havanın da eski coşkulu, umut mesajları olan kongrelerle hiç ilgisi yoktu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son birkaç gündür piyasalarda yaşanan dalgalanmaların, Türkiye ekonomisinin temellerini, gerçek dinamiklerini, taşıdığı potansiyeli ve yarınını kesinlikle yansıtmadığını” söyledi. Bunun böyle olduğunu zaten bu ülkeye inanan herkes biliyor ama önemli olan yönetenlerin neden bu kadar çok hata yaparak ekonomiyi bu hale getirdiği. Konuşmada bu fiyaskoya hiçbir açıklama getirilmezken sadece “vatandaşlardan evlerindeki döviz ve altını ekonomiye kazandırmaları” ve varlık barışından yararlanılması istenince, bence söyleyecek sözün kalmadığı zaten ortaya çıktı.

Bu ülkenin yöneticileri daha önce de ekonomide sıkıştıkları zaman yastık altındakileri çözmelerini vatandaşlarından istedi. Ancak AKP döneminde, özellikle son yıllarda AKP bunu neredeyse yılda bir istemeye başladı. Halbuki Erdoğan da çok iyi biliyor ki yastık altındaki döviz ve altınlar ancak insanlar önlerini görebildiği takdirde, rasyonel bir ekonomik iklim oluşursa ortaya çıkar. Erdoğan’ın iktidarını bu kadar sürdürmesinde de 2001 reformları ve kendisinin bu reformları devam ettirip yastık altının sisteme girdiği dönem, en önemli faktördür. Erdoğan, enflasyonla gerçekten mücadele edildiği, dengelerin yerine oturduğu, kurumsallaşmanın olduğu ekonomik programı sürdürdüğü için ekonominin yüksek büyümeler sağladığını yine unuttu. O dönemlerde Erdoğan’ın yanında hem rasyonel bir ekonomik program çerçevesi, hem bunu uygulayan liyakatli bürokratlar vardı, başarının siyasi nemasını da Erdoğan üstlendi. O dönemki ekonomik başarı AKP’nin iktidar süresini bu zamana kadar uzattı.

Ağbal da o başarılı kadronun içindeydi.

Ne zaman ki herkesi yanından temizleyip itirazı olmayan liyakatsiz bürokratlar ve danışmanlarla, tek başına her şeye hâkim olmaya niyetlendi, işte o zamandan beri ekonominin hızla geri gitmesine neden oldu. O dönemi gerçekten analiz eder mi bilinmez ama sanki öyle bir sağduyu bile kalmamış gözüküyor.

BİLEREK ZARAR ETTİRDİĞİNİZ YABANCI GERİ DÖNER Mİ?

İktidarın yaşadığı telaşın bence en büyük nedenlerinden biri yabancı banka ve fonlar ile uluslararası kuruluşlar ve tümüyle Batı’dan gelen büyük tepki. Bazıları “Nasıl bu kadar yanlış kararları üst üste alabilir” sorusuna, “Gücünün sınırlarını deniyor” yanıtını veriyor. Denediği şeyin sonucunu gördü mü, bilmiyoruz.

Bu korku nedeniyle son üç gündür iktidar adına kamuoyuna çıkan herkes “sermaye kısıtlamasına gitmeyeceğiz, serbest piyasadan taviz yok” mesajı veriyor. Bakan Lütfü Elvan bir kez yazılı açıklama yapıp geri çekildi. Ortada Cumhurbaşkanı’nın danışmanları var. Kanal kanal gezip “Sermaye kısıtlaması yok” diyorlar. Ancak iktidarın kamuoyuna çıkardığı bu kişilerin ekonomi çevrelerinde ve piyasalarda kredibilitesi bulunmadığı, mesajların ters etki yaptığı görülmüyor.

Ağbal’ın alınmasında bu kişilerin etkisi vardı da Cumhurbaşkanı “Çıkıp yaptığınızı temizleyin” talimatı mı verdi, yoksa ellerinde başka kişi mi kalmadı da bakanın bile önüne çıkarma hatasını mı yaptılar, bilmiyoruz. 

Bildiğimiz, bardağı taşıran son damla Ağbal’ın görevden alınması oldu. Zaten geçen iki yılda ekonomi hızla duvara gidiyordu, 4.5 aylığına bu gidişi durduran Ağbal faktörü de artık yok.

Dün gazetemizde Koç Üniversitesi’nden Prof. Dr. Kamil Yılmaz’ın “Yabancı yatırımcının AKP iktidarda kaldığı takdirde Türk varlıklarına yatırım yapmak konusunda çok çekimser kalacağı” yorumunu okumuşsunuzdur. Kamil Hoca, Merkez Bankası’na güven kalmadığını, önümüzdeki dönem TL’nin korumasız kalacağını, kur artışlarının kaçınılmaz olacağını söylüyor.

Nasıl olmasın ki! Piyasa uzmanları, yabancı yatırımcının göz göre göre yüzde 40 zarar ettirdiğini, Albayrak dönemindeki gibi swap’la zorlandıklarını söylüyorlar. Neden aynı yönetim varken Türkiye’ye gelip hisse senedi, tahvil alsınlar. Doğrudan yabancı sermaye girişi ise birkaç aşırı kâr garantisi ve politik niteliği olan yatırım dışında hayal oldu. 

Kötü yönetim ekonomiyi hızla duvara sürüklüyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları