Erdal Sağlam

Erdoğan, Türkiye’nin risk primini yine artırdı

21 Eylül 2021 Salı

Kritik faiz haftasına girilirken dolar kuru yeniden 8.7 TL’yi gördü. Türkiye’nin uluslararası risk primi CDS ise 10 günde yaklaşık yüzde 6 artarak yeniden 400 puanın üzerine çıktı.

Son günlerde yaşananlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faizlerle ilgili ısrarının Türkiye ekonomisinin risk primini bozmaya devam ettiğini açıkça gösteriyor. Bu nedenle piyasalarda yaşanan yaz sakinliği yerini yeniden dalgalı bir seyre bıraktı. Kurların yeniden hızlanması ise zaten bozulmuş dengelerin iyice bozulmasına yol açacak.

Piyasalardaki yaz rehavetine rağmen ekonominin kırılganlığı devam etti. Turizm dövizi girişleri, yurtiçinde fazla yabancı yatırımcı bulunmaması, küresel finans iklimindeki sakin seyir yaz aylarının rahat geçmesine neden oldu. Bunun en olumlu sonucu birkaç ay boyunca dolar kurunun 8.3 TL seviyesinde kalmasıydı.

Enflasyondaki yükselişin önlenememesi, buna rağmen Cumhurbaşkanı’nın sürekli “Faizlerin inmesini istiyorum” demesi ise eylülden itibaren piyasaların değişeceği beklentisi yaratmıştı. Beklenen oldu ve özellikle eylülün ikinci yarısında hareket başladı.

Yeniden oluşan belirsiz havada elbette Fed’in tahvil alım programının azaltılması programı etkili. Bu hafta Fed ne karar alacak, üyelerin önümüzdeki döneme ilişkin tahmin aralıkları ne olacak sorularının yanıtları piyasalarda merakla bekleniyor. Tahvil alım programının azaltılmasına fiilen kasım veya aralık ayında başlanacağı tahmin ediliyor. Son veriler piyasalarda tahvil alım programının hızı, sona erme süresi, faiz artışlarının başlayabileceği tarihe ilişkin beklentileri öne çekti diyebiliriz. İşte bu hafta yapılacak FED toplantısından çıkacak karar ve sinyallere bağlı olarak küresel iklim şekillenecek.

Türkiye açısından bakıldığında bunların zaten beklendiğini söylememiz lazım. Eylülde olmasa da ekimde tahvil programının açıklanıp azaltılmaya başlayacağı zaten tahmin ediliyordu. Yani bir-iki ay değişse bile bu hareketin olacağı, bu kararla biz gibi gelişmekte olan ülkelere fon akışının azalmaya başlayacağı konuşuluyordu. Bu nedenle de faiz artışı gibi önlemler alınmadığı takdirde TL’deki düşüşün hızlı olacağına dikkat çekiliyordu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tüm bunlar yaşanmıyor gibi faiz ısrarını sürdürmesi, sonunda Merkez Bankası yönetiminin de bu ısrara dayanamayarak faiz indirimi için zemin hazırlamaya başlaması son günlerde yaşanan risk primi artışının da kur artışlarının da başlıca nedeni oldu.

AĞBAL’IN UYARISI

Türkiye’nin risk priminin yeniden 400 puanı aşması, eski Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın görevden alınmasıyla oluşan paniği hatırlattı. İşin tuhaf yanı görevden ayrıldıktan sonra tümüyle sessiz kalan Naci Ağbal’ın geçen hafta sonunda “manidar” denilebilecek tweet atmasıydı. Mart ayından beri hiçbir şekilde konuşmayan Ağbal, bu mesajı üzerine iletişim kurduğumda yine tavrını korudu. Ağbal’ı uzun zamandır tanıyan bir gazeteci olarak böyle bir mesaj bana da sürpriz oldu. Çıkardığım sonuç şu ki Ağbal, kritik faiz kararı öncesi, suskunluk kararına rağmen gelecek olan tehlike için uyarma ihtiyacı duydu. Yani bu hafta faiz indirimi gibi çok yanlış bir karar alınması halinde piyasalarda yaşanacak olumsuzlukların boyutunu gördü, son bir uyarı yaptı.

Ağbal’ın Merkez Bankası’nı uyardığı nokta, “kendilerinin öncelikli görevinin enflasyonla mücadele ve kalıcı biçimde fiyat istikrarının sağlanması” olduğunu hatırlattı. Merkez Bankası’nın kimden gelirse gelsin bu göreve aykırı kararlar almamasını istedi diyebiliriz.

Ağustos ayı enflasyonuyla birlikte enflasyonun politika faizi olan yüzde 19’u aşmasıyla ve buna rağmen Cumhurbaşkanı’nın faiz ısrarını sürdürmesiyle başlayan yeni dalganın ne kadar büyüyeceği belli değil. Merkez Bankası’nın “tüketicide manşet enflasyon yerine çekirdek enflasyona odaklanacağını” söylemesi, piyasalarda şimdiye kadar faizi değiştirmeyen Merkez Bankası’nın artık faiz indirimine başlayacağı izlenimi yarattı.

Ancak mevcut enflasyon tablosu ve küresel koşullar o kadar kötü ki Cumhurbaşkanı ve Merkez Bankası’nın son tavırlarına rağmen piyasa oyuncuları içinde bu hafta faiz indirimi bekleyenlerin sayısı çok az. Piyasa oyuncularının çoğu bu kadar yanlış bir kararın alınamayacağını, faiz indirimine ancak yılın son iki ayında gidilebileceğini söylüyor. Peki bu ağırlıklı beklentiye rağmen Merkez Bankası faiz indirimine yine de gidebilir mi derseniz, kimse “kesinlikle olmaz” diyemiyor.

Cumhurbaşkanı gıda enflasyonu konusunda “fahiş fiyatlar”, “etiketleri indireceğiz” söylemlerine, ABD’ye giderken “zulüm” tanımını ekledi ve ABD dönüşü buna el atacağını söyledi. Bu da ek bir tedirginlik unsuru oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’de bulunduğu süre içerisinde, umarız piyasa oyuncuları ile birebir ilişki kurmaz, soruların yöneltileceği bir ekonomi toplantısında bulunmaz. 

Bu temennimiz tutarsa piyasaların yeni hareketi için Fed ve Merkez Bankası toplantılarından çıkacak kararlara kadar bekleriz.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları