Gençlikten gençliğe direnen ve alışkanlıklarını asla değiştirmeyen ülke

05 Şubat 2021 Cuma

Eski nesilden çok farklı donanımları olan...

İçindeki ateşle haklılığının arkasında ve haksızlığın da karşısında hesapsızca duran...

Bu siyasi iklimde bile gözünü kırpmadan sokaklara çıkan...

Ve polisin, hukukun, devletin elinden şimdilik alınan bu genç insanlar...

Yarın seçim olduğunda sizce hangi partiye oy atacaklar?

Kendisini, gençliğin yoldaşı değil de velisi gibi gören bir partiye mi oy verecekler?

Birkaç milletvekilinin sıra dışı azmi yetecek mi o gençler için CHP’ye güvenmeye?

Sağ kanatta duran bir parti olduğu halde sol söylemlere yakın bir dil kullandığı için İYİ Parti’ye mi yönelecekler?

Mansur Yavaş’a güvenmek ya da Meral Akşener’deki değişimi görmek kamçılayacak mı onları oy vermek için sandığa gitmeye?

Başı kendi içinde de kendi dışında da beladan kurtulamayan HDP’de mi toplanacak o gençlerin oyları?

Demirtaş’ı sevmenin gücü, yetecek mi ülkeyi değiştirmeye?

ŞAHSİ ANAYASA

Hayal kurarken bile gerçekçi olmakta fayda vardır.

Ki hayallerin gerçekleşme ihtimali kırılma ihtimalinden yüksek olsun.

Gençlikten gençliğe kurulan bu itiraz dilinden medet ummak için artık o dili tüm bir ülkenin, her neslinin ortak fiili yapmak gerekiyor.

Gençliğin güçlü nefesiyle yaktığı her fitili, yetişkinliğin tık nefesiyle üfleye üfleye söndürmek suretiyle geldiğimiz şu noktada, irili ufaklı tüm muhalifler artık gerçekten bir araya gelip, olmak ya da olmamak çelişkisinden çıkarak “olmayı” net bir şekilde tercih ettiklerini kanıtlamak zorundalar.

Adil bir seçime, çoğulcu demokrasiye ve sağlıklı koalisyonlara imza atabileceklerini göstermek zorundalar.

1960 Anayasası gibi aydınlık yüzlü ve devrimci bir anayasa vaadiyle ortaya çıkmayan...

Seçim sonrası kuracağı başarılı bir koalisyon modelinin anlaşmalarını şeffaf ve güvenilir bir şekilde şimdiden yapmayan...

Ülkeyi “en baştan” ve “eskisinden daha sağlam” kuracağını ispatlamak için omuz omuza, mucizevi bir politik çıkış yolu aramaya hızla başlamayan muhalifler; bu halkı, bu siyasi kâbustan kurtaramazlar.

Bir bakmışız ki seçim sonrası yeni ve şahsi bir anayasayla birlikte, yeni ve şahsi bir Türkiye’ye de uyanıvermişiz.

Eski hatalarımızla birlikte eski kaderimizi de başarıyla yeniden inşa etmişiz.

KATLANABİLDİKLERİMİZ VE KATLANAMADIKLARIMIZ

Temel hak ve özgürlüklerimizin elimizden artık tamamen alınmasına...

İktidardakilerin tahtlarından bir daha hiç inmemesine...

Tarımdan ekonomiye, eğitimden hukuka her alanda alınacak kararlarda ilk sözün de son sözün de tek bir kişide olmasına...

Meseleleri tartışmaya açmaya, sokaklara çıkıp eylem yapmaya, medyada iktidara gözünün üzerinde kaşın var demeye kalkanların boynunun vurulmasına...

Anaokulundan üniversitelere kadar çocukların ve gençlerin artık sadece külliyelerde okumasına...

İçki ve sigara gibi sağlığa zararlı tüketimlerin ardından tiyatro, dans, performans, resim, heykel, şiir, edebiyat gibi alanların da halk sağlığına bir tehdit olarak görülüp, devlet denetimine sokulmasına...

Ailenin kutsallığına zeval verdiği varsayılan her türlü derneğin, kurumun, ideolojinin köküne balta vurulmasına...

Heteroseksüel cinsellik dışındaki tüm cinsel yönelimlerin külliyen yasaklanmasına?

Kadın, hayvan çocuk, insan, işçi, memur, öğrenci haklarından, çevre sorunlarından, özgürlükten, bağımsızlıktan bahseden herkesin anında terörist olarak içeri alınmasına...

Küçük kız çocuklarının erkenden evlenebilmesine...

Ev içlerinde kolların kırılıp yen içinde kalmasına, kadınların kan kusup kızılcık şerbeti içtim demeye mahkûm bırakılmasına...

Yasaklara uymayanların, ille de muhalefet yapacağım diyenlerin, ibreti âlem için meydanlarda sallandırılmasına...

Tüm yazılı, görsel ve sosyal medyada iktidar lehine tek laf edenin boynunun vurulmasına...

Hangi savaşa girilip hangi savaştan çıkılacağına, neyin barış, neyin savaş olduğuna, hangi dine inanılıp hangi dine inanılmayacağına tek adamın karar vermesine...

Ve o tek adamın asla hesap vermemesine hepimiz aslen her türlü hazırız.

Peki...

Başımızda bunca bela olmasına rağmen, Alışkanlıklarımızı değiştirmeye hâlâ neden bir türlü hazır olamıyoruz? 


Yazarın Son Yazıları